Cumhurbaşkanı Erdoğan: “Cami merkezli bir hayatı özendirmemiz, teşvik etmemiz gerekiyor”

*Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, 4 ekim 2018 perşembe günü Ankara Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi’nde, Camiler ve Din Görevlileri Haftası nedeniyle düzenlenen Din Görevlileri Buluşması’na katıldı.

*Erdoğan, “Rabbim, bizleri Kur’an’ın aydınlığından, rehberimiz, sevgilimiz, Resul-i Kibriya Aleyhissalatu vesselam efendimiz Hazreti Muhammed Mustafa’nın sünneti seniyesinden ayırmasın. Mevla, ruz-i mahşerde, ananın evladını tanımayacağı o büyük hesap gününde hepimizi Peygamber Efendimizin Liva-ül Hamd ismiyle müsemma sancağı altında buluştursun.”

Konuşmasına salondakileri selamlayarak başlayan Erdoğan, “Bugün Batman’da 7 askerimizin şehadetini anmadan geçemeyeceğim.” ifadelerini kullandı.

Batman’ın Gercüş ilçesinde PKK’lı teröristlerce düzenlenen saldırıda şehit düşen 7 şehit başta olmak üzere, tüm şehitler için Fatiha suresinin okunmasını isteyen Erdoğan, “Bu mücadelemizi hiç aksatmadan kararlılıkla sürdürüyoruz, sürdüreceğiz. Şehitlerimizin, gazilerimizin kanlarını yerde bırakmayacağız. Bu gelişmeler, olaylar, bizim hırsımızı da özellikle düşmanımıza karşı olan kinimizi de daha da fazlasıyla artırmaktadır. Bunu da bilmelerini tekrar hatırlatıyorum.” diye konuştu.

Camiler ve Din Görevlileri Haftası nedeniyle din görevlilerini Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde misafir etmekten bahtiyarlık duyduğunu belirten Erdoğan, 81 vilayetten gelen din görevlilerinin bütünlükle cem olmalarının kendilerine ayrı bir güç, geleceğe yönelik umut aşıladığını vurguladı.

“BİRÇOKLARININ HİDAYETİNE VESİLE OLUR İNŞALLAH”

15 Temmuz gecesi okudukları selalar ve ezanlarla milleti darbeye karşı kıyama çağıran tüm din görevlilerine şükranlarını sunan Erdoğan, programda Kur’an-ı Kerim tilavetleriyle gönülleri mesrur edenlere teşekkürlerini iletti.

Erdoğan, “Rabbim, bizleri Kur’an’ın aydınlığından, rehberimiz, sevgilimiz, Resul-i Kibriya Aleyhissalatu vesselam efendimiz Hazreti Muhammed Mustafa’nın sünneti seniyesinden ayırmasın. Mevla, ruz-i mahşerde, ananın evladını tanımayacağı o büyük hesap gününde hepimizi Peygamber Efendimizin Liva-ül Hamd ismiyle müsemma sancağı altında buluştursun.” diye dua etti.

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş ve heyetine bu buluşmadan dolayı teşekkür eden Erdoğan, tüm imamların, müezzinlerin, Kur’an kursu öğreticilerinin, vaiz ve müftülerin, din müşavirlerinin camiler ve din görevlileri haftasını gönülden tebrik etti, yurt içinde ve yurt dışında görev yapan Diyanet mensuplarına selamlarını iletti.

Erdoğan, televizyonda bu hafta açılışını yaptığı Köln Merkez Cami ile ilgili yapılan bir yayını izlediğini anlatarak, “Almanya’daki özellikle Almanlar şu anda bu camimizi yoğun bir şekilde ziyaret ediyorlarmış. Gerçekten mutlu oldum. Çünkü o ziyarete gelen Almanlar, Hoca efendi de Kur’an-ı Kerim tilavet ediyor, onlar da diz çökmüş, oturmuşlar, Kur’an dinliyorlar. Temenni ederim ki bir çoklarının hidayetine vesile olur inşallah.” dedi.

“ORTADA GÜZEL BİR ESER VAR”

“Eser, müessiri ile zengindir” sözüne atıfta bulunan Erdoğan şöyle devam etti:

“Ortada güzel bir eser var. Müessiri de hakikaten güzel bir eser ortaya koymuş. Gerek o eyaletin valisi gerek gelmiş geçmiş belediye başkanlarına da şahsım ve milletim adına teşekkür ediyorum. Böyle bir yerde, böyle bir imkan hasıl ettikleri için tabi bu teşekkürümüzü bildirmeyi Müslümana yakışan bir görev telakki ettiğim için söylüyorum.”

Başkan Erdoğan, Diyanet camiasının 140 bini aşan meslek personeli sayısıyla yalnızca ülke sınırları içinde irşat çalışmaları yürütmekle kalmadığını, Arakan’dan Somali’ye, Filistin’den Açe’ye, Haiti’den Pakistan’a kadar dünyanın en zor bölgelerinde yürüttüğü irşat ve yardım çalışmalarıyla mazlum ve mağdurların elinden tuttuğunu anlattı.

Bu camianın, Ramazan ve Kurban bayramlarında vatandaşlar ile ihtiyaç sahiplerinin bayram sevinci yaşamasına vesile olduğunu bildiren Erdoğan, “Bu camia, dünyanın her köşesindeki Müslüman azınlıkların çocuklarına sağladığı burslarla hem dini eğitim öğretim hem de örgün eğitim öğretim imkanı sağlıyor.” diye konuştu.

Erdoğan, Diyanet camiasında resmi veya gönüllü olarak çalışan herkese teşekkür etti, çalışmalarında başarılar diledi.

“140 BİN KİŞİLİK BİR ORDU, BU ASLA HAFİFE ALINAMAZ”

Başkan Erdoğan, bir konuya değinmeden geçemeyeceğini belirterek,  konuşmasına şöyle devam etti:

“140 bin kişilik bir ordu, bu asla hafife alınamaz. ‘Acaba biz, inancımızı bu ülkede yaşamak ve yaşatmakta niye başarılı değiliz?’ sorusunu kendimize sormamız lazım diye düşünüyorum. Bu konuda kendimizi çek etmemiz lazım. Bir yerde bir eksiğimiz var. 140 bin kişilik böyle bir ordunun olduğu yerde, az önce Hocam ayet-i kerimeyi de okudu, içinizden hayırlı bir topluluk çıksın, hayrı güzeli tebliğ etsin ve şimdi bu tebliğler yapıldığı halde acaba neden biz beklediğimiz neticeyi alamıyoruz? Öyleyse daha fazla çalışmamız lazım, daha fazla gayret etmemiz lazım.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, çocukluk dönemlerini anımsatarak, geçmişte mahallelerde halkın en çok güvendiği kişiler arasında imamların, muhtarların yer aldığını belirtti.

“Şimdi bu bağlar niye koptu? Bu bağları yeniden tesis edemez miyiz?” diyen Erdoğan, bu konu üzerinde çalışılması gerektiğini vurguladı.

Başkan Erdoğan, din görevlilerine hitaben, “Şu 140 bin kişilik ordu, ülkemizin çehresini değiştirmelidir diye düşünüyorum. Zira bütün o olumsuzluklardan Allah’ın izniyle bize düşen görevler var ama sizin ‘gönüllerin Fatihi’ olmanız gerektiği için bunu söylüyorum. Cuma hutbelerimizle, günde 5 vakit namazlarımızla bunun üzerinde düşünmemiz lazım; ‘acaba arkamda niye cemaat yok’ veya ‘arkamda niye iki, üç kişi, beş kişi var da bir saf yok?” ifadesini kullandı.

Bunların üzerinde durup düşünülmesini isteyen Erdoğan, şöyle devam etti:

“Rahmetli babam her akşam beni camideki hocama gönderirdi. Okuldan çıkar, akşam oraya giderdim. Takipçiydi, yanlış yaparsam da hakkımdan gelirdi, gitmem gerekirdi. Şimdi bu konularda bizim ailelerle münasebetlerimizin de sıcak ilişkiler halinde devamının sizler tarafından tesis edilebileceğine inanıyorum. Bunu yapmamız lazım.

Hanım hocaların, bulundukları mahallelerin anneleriyle ilişkilerini geliştirmesi lazım. Bulundukları mahallelerin özellikle yetişkinleriyle, bayanlar noktasında ilişkileri geliştirmeleri lazım. ‘Sadece ben hocayım, maaşımı alayım. 10, 20, 30 tane kız öğrenciye ders vereyim’ bunlar yeterli değil.”

“BÜTÜN CAMİLERİMİZİN KAPILARININ AÇIK OLMASI GEREKİR” 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, benzer şekilde imamların, müezzinlerin camileri günde 5 vakit “kapıyı aç-kapa” anlayışıyla hareket etmemesi gerektiğine dikkati çekerek, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Bana göre daha hassas, ‘acaba camilerimizin kapısı namaz dışında kapatılmalı mı, kapatılmamalı mı’ bu soruyu kendimize sormamız lazım. Sadece Sultanahmet’in, Süleymaniye’nin, Kocatepe’nin, Millet Camisi’nin kapısının sürekli açık olması bize yetmez; bütün camilerimizin kapılarının açık olması gerekir. Hocalarımızın da imam, müezzin, burada aralarındaki görev dağılımıyla nöbetleşe bu işi götürmeleri lazım. Buna ihtiyacımız var. Hep beraber bu seferberliği bugünün mevzusuna uygun olarak sürdürmemiz lazım.

Çünkü bu milletin er veya geç sığınacağı en önemli yer camilerimizdir. Mana ne? Cem eden. Bizim toplanacağımız yer orası değil mi? Cem olacağımız yer orası değil mi, orası. Ama bunu sevdirmemiz, başarmamız, onlar da sizin göreviniz. Hep beraber bunu yapmamız lazım. Biz de üzerimize düşeni yapacağız ve bunu çok daha seri hale getireceğiz.”

“CAMİLERE KADINLAR GİREMEZ DİYE BİR AYET Mİ, BİR HADİS Mİ VAR?” 

Başkan Erdoğan, Diyanet İşleri Başkanlığının camilere olan teveccühü artırmak, camilerin toplumsal ve beşeri hayattaki önemine dikkati çekmek için uzun süredir gayret gösterdiğini anlattı.

Bu amaçla 1986’dan itibaren ekim ayının ilk haftasının “Camiler ve Din Görevlileri Haftası” olarak kutlandığına işaret eden Erdoğan, Diyanet İşleri Başkanlığının özellikle çocuklar ve kadınların camilere olan ilgisini artırmayı hedefleyen etkinliklerini memnuniyetle takip ettiklerini bildirdi.

Erdoğan, Almanya’daki temasları esnasında, “Kadınların camiye ilgisinin artırılması gerekir.”, “Kadınlar da camiye gelmelidir, bu noktada önlerinin açılması gerekir.” şeklindeki sözlerini anımsatarak, şu ifadelere yer verdi:

“Bugün de Türkiye’deki üst düzey yönetici bir hanımefendi bundan çok mutlu olduğunu ama ‘Maalesef Anadolu’da bir cenaze sebebiyle merasime katıldım, adeta bizi camiye sokmadılar. Fakat ben bayan arkadaşlarla beraber yine de caminin dışında bir yer yerde, birlikte namaza iştirak ettik’ dedi. Çok ilginçtir, hala bu çirkin geleneklerle, bunları İslam diye gösteren zihniyetler, mantıklar var. Bizim bundan kurtulmamız lazım.

Hazreti Ayşe validemiz camide hadis dersi yapmıyor muydu? Camilere kadınlar giremez diye bir ayet mi, bir hadis mi var? Ben ne okudum ne gördüm ne duydum ne biliyorum. Bana hocalarım böyle bir şey öğretmediler. Peki kim, hangi kafayla bunu yapıyor? Artık bu yanlış tabuların yıkılması lazım. Bunu başta Diyanet İşleri Başkanımın yürütmesi lazım. Bunları aşacağız, bunları yıkacağız.”

“BU TABULARI YIKMAYA BAŞLADIĞIMIZIN ALAMETİ” 

Bu konuda çok garip şeylerle karşı karşıya kaldıklarını aktaran Erdoğan, “Eğer bugün huzurlarınızda bir Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı hanım hocamız varsa, işte bu tabuları yıkmaya başladığımızın alametidir.” dedi.

Erdoğan, bu yasakları getirenlerin bunları niye getirdiğinin de farkında olmadığını vurgulayarak, saygı duyduğu bazı hocalarla bu konuları zaman zaman tartıştığını belirtti. Erdoğan, “Hocam yanlış yapıyorsunuz, olmaz. Sizin bu söylediklerinizin hiçbir İslami kaynağı yok, neye dayanarak bunları söylüyorsunuz? Bunları bir hanımefendi gelip de kimden öğrenecek?” diye sorduğunda, cevap veremediklerini ama bu konularda hazırlıklı olmayan biri karşılarına geldiğinde “Olmaz, böyle” denilerek bu işlerin geçiştirildiğini, böylece camilerin adeta kadınlara kapatıldığını ifade etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:

“Ecdadımıza bile baktığımız zaman, camilerin balkonlarında hep o kafesler vardır. Niye ecdadımız o kafesleri oraya koymuş, hanımlar da camiye gelsin diye. O kafesli bölgeler illa da olması şart değil ama onu da yapmışlar. Fakat daha sonra bu anlayış çekilmiş gitmiş.”

Din, ilim, ahlak ve adaletin milleti ayakta tutan dört taşıyıcı sütun olduğuna işaret eden Erdoğan, “Bu millet, asırlar boyunca İlayı Kelimetullah’ın sancaktarlığını yapmış bir millettir.” dedi.

Türklerin, Peygamberlerine hürmeten askerine, “Mehmetçik” ismini verecek kadar “Peygamber aşığı bir millet” olduğuna dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:

“Edebinden Muhammed dememiştir. Olur ya, layık olmaz. Daha sonra Mehmet de dememiş yumuşatmış. Mehmet ismi yumuşatılmış hali ile kullanılır. Muhammed’i pek kullanmaz. Mehmetçik sevimli küçük Mehmet anlamına askerine de gelmiş Mehmetçik adını vermiş. Şu hassasiyete bak. Böyle müeddep bir millet. Şimdi dünyanın hiçbir ülkesinde bu yok. Sadece bizde var. İşte bu şehit olanlar, bizim Mehmetçiklerimiz. Bunlar, bizim bu tür yavrularımız. Bu millet, inanca verdiği önemi, ‘Ruhumun senden ilahi şudur ancak emeli. Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli. Bu ezanlar ki şehadetleri dinin temeli. Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.’ mısralarıyla, İstiklal Marşı’na nakşetmiş bir millettir.”

Başkan Erdoğan, Avrupa’dan Afrika’ya kadar cenk meydanlarını “Allah Allah” nidaları ile inleten bir ecdadın torunları olduklarını belirterek, Türklerin Kudüs’e, Mekke ve Medine’ye hizmetkarlık yapmayı en büyük paye gören, şeref kabul eden bir millet olduğunu vurguladı.

Şimdiye kadar ne içeriden ne de dışarıdan “namahrem ellerin inanca kast etmesine” müsaade etmediklerini aktaran Erdoğan, en zor zamanlarda bile ezana, bayrağa, Kur’an-ı Kerim’e ve her karışı şehit kanlarıyla sulanmış vatana sahip çıktıklarını bildirdi.

Erdoğan, şöyle devam etti:

“Tarih boyunca, kendimizle beraber komşularımızdan başlayarak tüm İslam dünyasının dertleriyle sıkıntılarıyla hemhal olduk. Yeri geldi, 1863’te Ebubekir Efendi gibi bir alimi irşad için 10 bin kilometre ötedeki Cape Town şehrine yani Güney Afrika’ya gönderdik. Şu ecdada bak. Yeri geldi, Sultan 2’nci Abdülhamid döneminde, Müslüman azınlıklar cehalete mahkum edilmesinler diye Makedonya’dan Pekin’e kadar Hamidiye Medreselerini açtık. Osmanlı çınarının gölgesinde sadece kendi tebaası değil, dünyanın dört bir ucundaki milyonlarca Müslüman da huzur, emniyet, güven buldu. Bu çınarın o müşfik kolları, çöküş döneminde dahi her türlü imkanı zorlayarak, sınır ve mesafe tanımadan mazlumlara sahip çıktı. Ecdadımızdan tevarüs ettiğimiz bu değerleri, bugün de baş tacı ediyoruz. Bizi biz yapan, Türk milletini yüzyıllardır dimdik ayakta tutan hasletlerinin bunlar olduğunu çok iyi biliyoruz.”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, son yıllarda şartların iyileşmesi ile hayat biçiminin değişime uğradığını gördüklerini belirterek, modernleşme ile beraber dini hassasiyetlerde örselenme yaşandığına işaret etti.

“Bireyselliğin arttığı, beşeri münasebetlerin zayıfladığı yeni iletişim araçlarının gündelik hayatın merkezine oturduğu bir garip dönemin” içinde olunduğuna değinen Erdoğan, teknolojik imkanların, bir taraftan hayatı kolaylaştırırken diğer taraftan da insani ilişkilere büyük zararlar verdiğini belirtti.

Çoğu kimsenin telefona, televizyona ayırdığı zamanı, evine, eşine, çocuğuna, anne ve babasına ayırmadığına işaret eden Erdoğan, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Sadece beşeri ve sosyal ilişkilerimiz değil dini yaşantımız da bu süreçten etkileniyor. Dünyevileşme, toplumdaki manevi yarıkları daha da derinleştiriyor. Gençlerimizin ayakları gün geçtikçe, camilerden daha fazla soğuyor. Ülkemizin pek çok yerinde cami cemaatimizin yaş ortalamasının artmasının sayısal bakımdan da azalmasının sebebi, budur. Hem modernleşmenin getirdiği dünyevileşme hem de camilerimizin yeni şartlara adapte olamaması böyle bir manzarayı ortaya çıkarmıştır.

FETÖ ve DEAŞ gibi yapıların topluma sirayet edebilmesinin nedeni, manevi boşlukların ilgili kurumlarımız tarafından doldurulamamasıdır. Gençler, yaşadıkları savrulmaların çözümünü hemen yanı başındaki camide değil de başka yerlerde arıyorsa ortada yanlış giden bir şey var demektir. Bu sorunların tespitini yapmak ve çözüm yollarını geliştirmekse öncelikle başta şahsım olmak üzere hepimizin görevidir.”

Camilerin tevhidin olduğu kadar, vahdetin, birlik ve beraberliğin de timsali olduğunu aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:

“Camiler, minberi ve kürsüsüyle ilim ve ahlak, mağfiret ve hikmet derslerinin verildiği ilim, merkezleridir. Buhara’dan Saray Bosna’ya kadar Müslümanların kurduğu ya da geliştirdiği her şehirde mutlaka çarşı ve cami vardır. Anadolu’da 5-10 haneden başlayan en küçük köylerde dahi mutlaka cami bulunur. Medine’den beri Mescid’i Nebevi’nin inşasından beri İslam toplumlarında camiler, hayatın merkez noktasındadır.

Köy camisinde pek cumayı kılmazlar. Daha çok oranın şehrin merkezi sayılabilecek. Bu geçmişte kasabaydı daha sonra ilçe oldu daha sonra il, oralardaki cuma camilerinde gelir. Cuma namazlarını eda etmek suretiyle bütün köylerden herkes oraya gelir. O dönemin insanları birbirlerini de çok iyi tanırlardı. Babam anlatır bana, filanca köyden filanca… Şimdi sorun, inanın birbirini tanımazlar. Çünkü böyle bir geliş gidiş orta toparlanma böyle bir şey yok. Birbirimizden koptuk. Cem olamıyoruz. Bir araya gelemiyoruz. Bunu yeniden başarmamız lazım. Nasıl ki kalp insanı ayakta tutan ana organsa, mabetler de ilim, hikmet ve fazilet merkezi olarak toplumu diri tutar, canlı tutar, ayakta tutar.”

Erdoğan, “Biz şu anda çocuklarımızın ayaklarını camilere alıştıracağız, hanımların aynı şekilde ayaklarını camilerimize alıştıracağız ve böylece, cami Müslümanların cem olduğu yerdir, bunu bu şekilde ilan edeceğiz. Yarın bazı dedikodular yine başlayabilir. Varsın başlasın. Bazı şeyleri göze almaya mecburuz. Ya biz alacağız, Ya Hoca Efendi Diyanet İşleri Başkanımız alacak. Bu adımları atacağız. Başka çaremiz yok.” ifadesini kullandı.

Eğer kendileri konuşmazsa birilerinin çıkıp konuştuğunu aktaran Erdoğan, “Onlar konuştuğu zaman da meydan onlara kalıyor. Bunu burada ki bütün hocalarıma söylüyorum, eğer yanlışım varsa beni de lütfen uyarın.” dedi.

Her yıl farklı bir temayla kutlanan Camiler ve Din Görevlileri Haftasının bu yıl ki temasının “Camiler ve Din Hizmetine Adanmış Ömürler” olarak belirlenmesini son derece önemli bulduğunu vurgulayan Erdoğan, bu haftada hayatlarını, dini mübini İslam’ın anlaşılması, anlatılması ve yaşanması için harcayan örnek şahsiyetleri yakından tanıma imkanının bulunacağını belirtti.

Erdoğan, İstiklal Marşı şairi Mehmet Akif Ersoy’un “Asrın idrakine söyletmeliyiz İslam’ı” sözünü hatırlatarak, bunun başarılması gerektiğini bildirdi.

Fedakarlıklarla dolu bu hayatların görevi irşad ve tebliğ olan din görevlileri yanında, millete de ilham kaynağı olacağına değinen Erdoğan, millet olarak “Allah ve ahlak” demenin yasak olduğu dönemlerde, hayatlarını irşad ve tebliğ çalışmalarına vakfeden, Kur’an öğreten, ögrenci yetiştiren, insanlara dinini anlatan, o özveri abidelerine çok büyük bir vefa borcu bulunduğunu söyledi.

“BU MİLLET ARTIK O MAZİDEKİ DÖNEMDE DEĞİL”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:

“Bugün başta dini eğitim öğretim olmak üzere her alanda teneffüs ettiğimiz özgürlük ortamına kavuşmamız asla kolay olmamıştır. Bu ülke baskının o dayanılmaz boyutlara ulaştığı zor dönemleri de unutmamıştır. Milletçe minarelerimizden Ezan-ı Muhammedi’nin, ‘Allahuekber’ nidalarına hasret kaldığımız günleri gördük. Tren yolculuklarında ahırlarda gizli saklı şekilde Kur’an-ı Kerim öğretildiği dönemlere şahit olduk. Milletin cenazesini yıkayacak gassal dahi bulamadığı, yazdığı kitaplardan dolayı alimlerimizin dar ağacına gönderildiği utanç sahnelerine şahitlik etti.

Başörtüsü taktığı için evlatlarımızın üniversite kapılarından geri çevrildiği, sakalı, sarığı dış görünüşü sebebiyle insanlarımızın tahkikata uğradığı, imam hatip okullarının kapılarına kilit vurulduğu sahneleri gördük. Ama şimdi çıkmış bakıyorsun, ezandan, Kur’an’dan bahsediyor. Samimi ol. Sadece milleti aldatmak için çıkıp da işte bir taraftan ‘ezan’ diyeceksin, bir taraftan ‘Kur’an’ diyeceksin. Evet, yine diyorum yine diyeceğim onunla onu bir araya getirme. Zaman zaman cenaze namazlarında görünmek suretiyle kalkıp bu milleti aldatmaya kalkma. Bu millet artık o mazideki dönemde değil. Onlar geride kaldı. O tarih oldu. Uyanan bir milletimiz var.”

Milletin inancının, bu ülkenin kimi idarecileri tarafından irtica, gerilik emaresi kabul edildiği dönemlerin yaşandığını hatırlatan Erdoğan, bundan dolayı yargılandıklarını, güçlü bir iktidar partisi olmalarına rağmen kapatılmayla karşı karşıya kaldıklarına işaret etti.

Erdoğan, kapatılma gerekçesinin irtica olduğunu, o dönem anamuhalefetin başındaki zatın, “Ankara’da da yargı mensupları varmış.” şeklinde açıklama yaptığını anımsattı.

“GAZİ MUSTAFA KEMAL’İN İSTİSMAR EDİLDİĞİ DÖNEMLERE TANIKLIK ETTİK”

Camilerin ahıra çevrildiği, satıldığı, kapısına zincir vurulduğuna değinen Erdoğan, Ankara gibi şehirlerin yer altı mescidlerine mahkum kalındığı süreçlere şahit olunduğunu belirtti.

Ankara’da Kocatepe, Maltepe, Hacı Bayram camileri dışında cami bulunmadığı için apartmanların bodrum katlarında namaz kıldıkları dönemler olduğunu vurgulayan Erdoğan, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Neler yazdılar neler? Çok enteresan, şiire bak, ‘Ey Samsun’da karaya çıkan ilah, merhaba’ gibi abuk sabuk ifadelerle Cumhuriyetimizin banisi Gazi Mustafa Kemal’in de istismar edildiği dönemlere tanıklık ettik. Bunları da yaptılar. Yapanlar kimdi? Bu anamuhalefetin menşeinde, mahrecinde olanlar. Bu dönemlerde insanımızın inancıyla bağını korumak için alimlerimiz, ilim irfan ehli hocalarımız gerçekten büyük mücadeleler verdi. Bu hak aşıkları son derece çetin şartlar altında basıya ve tehdide aldırmadan adeta canlarını ortaya koyarak milletimize dinini öğrettiler.”

“KUR’AN-I, EZANI YOK EDEMEDİLER, EDEMEYECEKLER”

Recep Tayyip Erdoğan, memleketi Rize’de çocukluğunda elifbanın tahtalara yazılarak öğretildiğini anlattı.

O dönemlerde Kur’an öğretimindeki zor şartlara dikkati çeken Erdoğan, “Bunları okuttukları dönem, niye? Elifbayı bastıramıyorlardı. Buralardan geçtik. Bu mücadeleyi verenlerin hepsinden Allah razı olsun. Susturamadılar. Kur’an-ı yok edemediler, ezanı yok edemediler edemeyecekler inşallah.” ifadesini kullandı.

Bursa’dan Konya’ya, İstanbul’dan Diyarbakır’a kadar ülkenin dört bir yanında, peygamberlerin varisleri olan hocaların şartları zorlayarak, vatandaşlara inancını ve itikadını öğretmeye çalıştıklarını aktaran Erdoğan, “İnşallah, bu hafta vesilesiyle peygamberlere layıkıyla varislik yapan bu abidevi şahsiyetleri daha yakından tanıma hayatlarını ve mücadelelerini öğrenme fırsatı bulacağımıza inanıyorum.” diye konuştu.

“Ya Rab, mihrapları imamsız, minberleri hatipsiz, minareleri ezansız bırakmamak için bu mücadelede bize güç kuvvet ver.” diyen Erdoğan, bu alimlerin örnek hayatlarının hocalara ilham kaynağı olacağını düşündüğünü bildirdi.

Din görevlilerine, bugünlere ulaşılmasını sağlayan bu alimlerin fedakarlığını, cesaret ve gayretini kendilerine rehber kılarak çalışmalarına devam etmelerini isteyen Erdoğan, ülkenin farklı yerlerinde bu geleneği devam ettiren hocalar olduğunu bildiğini sözlerine ekledi.

Erdoğan, “Camileri, sadece namaz kılınıp dağıldığımız bir ibadet mekanına dönüştürmek ona yapılabilecek en büyük kötülüklerden biridir. Onun için diyorum, camilerimiz sürekli açık kalmalı. Çocuklarımızın neşesiyle, gençlerimizin heyecanıyla, pirifanilerimizin tecrübesiyle, kadınlarımızın nezaket ve becerisiyle dolmayan bir cami benim gözümde boştur.” diye konuştu.

Memleketinde yaşadığı bir anısından örnek veren Erdoğan, köy imamına yemeğin köylüler tarafından yapılmasının adetten olduğunu, yemek sırası kendisinde olan bir kadının müezzine yemek getirdiğinde, birbirlerinin sırtına çıkan öğrencileri görüp, “Ben sizi Yusuf Hocama şikayet edeceğum, ne dur bu halunuz? Siz buraya okumaya mu geldunuz, kavga etmeye mi geldunuz?” dediğini ancak öğrenciler dağıldığında hocanın da öğrencilerin arasında bulunduğunu anlattı.

Erdoğan, çocukların camilere çekilmesi için gerekli adımların atılması gerektiğini belirterek, “Şayet geleceği inşa edeceksek, dün olduğu gibi bugün de cami merkezli bir hayatı özendirmemiz, teşvik etmemiz gerekiyor.” dedi.

İmamlık, müezzinlik, Kur’an Kursu öğreticiliği, vaizlik veya müftülüğün sadece ücreti karşılığı yapılacak mesleklerden olmadığına işaret eden  Erdoğan, şöyle devam etti:

“Bu meslekler her şeyden önce gönül, sevda, fedakarlık işidir. Öncelikle Hakk’ın rızası gözetilmeden bu görevler icra olunamaz. Namaz kıldırmak için cemaatinin önüne geçen her kardeşim sadece o namazın değil, arkasında saf tutan insanların diğer sıkıntılarını, dertlerini de üstleniyor demektir. Namaz kıldırmakla din görevlisi kardeşimin sorumluluğu bitmiyor, bilakis hayata karşı diğer sorumluluklar da başlıyor. Mahalledeki mağdurlar, aileler arasındaki sorunlar, gençlerin yaşadığı sıkıntı ve bunalımlar, herkesten önce o mahallenin cami görevlisinin meşguliyet alanına girer. İmam kardeşim cemaatiyle hemhal olmalı, onlara dert ortaklığı etmeli. Nasıl imame tespihin tanelerini bir arada tutuyorsa imam kardeşlerimiz mahallesini, müftülerimiz de ilini ve ilçesini bir arada tutmalıdır. O imame koptuğu anda tespih dağılır. İşte dağılmaması için bunu başarmamız lazım.”

“SÖZÜMÜZ SADECE YUMUŞAK DEĞİL, AYNI ZAMANDA ANLAŞILIR DA OLMALI”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Allah’ın Kur’an-ı Kerim’de doğru tebliğ ve irşat metodu olarak güzel söze ve sabra, sevgi, şefkat ve merhamete vurgu yaptığını, Hazreti Muhammet’in de insanlara yaşantısıyla örnek olup, nefrete şefkatle, hakarete güzel sözle, kötülüğe iyilikle karşılık verdiğini anlattı.

Gönül ateşinde pişirilmeyen hiçbir sözün kıymetinin olmayacağını belirten Erdoğan, Yunus Emre’nin “Söz ola kese savaşı, söz ola bitire başı/ Söz ola ağılı aşı bal ile yağ ede bir söz.” dizelerini hatırlattı.

Yaşantıyla desteklenmeyen, samimiyetle söylenmeyen her sözün havada kalmaya mahkum olduğunu kaydeden Erdoğan, şöyle konuştu:

“Sözümüz sadece yumuşak değil, aynı zamanda anlaşılır da olmalıdır. Özellikle vaaz ve hutbe dilimizin gençlerimizin anlayacağı şekilde güncellenmesi, yenilenmesi, daha rafine hale getirilmesi gerekiyor. Bunun yanında din görevlilerimiz ne suretle olursa olsun, ötekileştirici, insanımızın bir kesimini dışlayıcı ifadelerden uzak durmalıdır. Bu ülke senelerce mezhep, meşrep ve etnik temelli kavgalar yaşadı. Birileri aramızdaki farkları kaşıyarak bizi birbirimize düşürmeye, komşuyu komşuya kırdırmaya çalıştı. 1970’lerin sonunda kimi şehirlerimizde bu projeler maalesef başarılı oldu. Müslüman aynı delikten ikinci kez ısırılmaz. Bizler de o acı, karanlık günlerin tekrar yaşanmasına müsaade edemeyiz.”

Din görevlilerine sosyal medya uyarısı

Cumhurbaşkanı Erdoğan, son yıllarda  birçok provokasyonun sosyal medya üzerinden yapıldığını gördüklerine işaret ederek, “Biz tüm kamu görevlilerimize bu mecraları son derece dikkatli kullanmaları gerektiğini her fırsatta ifade ediyoruz. Özellikle Diyanet personelimizin kendilerini sosyal medyanın girdabına kaptırmamaları gerekiyor.” dedi.

Diyanet personelinin üstlendikleri sorumluluk gereği bu konuda herkesten daha fazla titiz ve dikkatli olmaları gerektiğini vurgulayan Erdoğan, “Camilerimizi kötülemek, din görevlilerimize kara çalmak için fırsat kollayanlara bekledikleri fırsatı vermemeliyiz.” ifadesini kullandı.

Erdoğan, din görevlisi olmanın önemini anlatırken, ecdadın camilerde din hizmetini yürüten hocalara, “ömrünü din hizmetine vakfetmiş, samimiyetle çalışıp, yaptıklarının karşılığını sadece Allah rızasında arayan kişi” anlamına gelen ‘Hademeihayrat’ sıfatını kullandığını belirtti.

Din görevlilerinin bu sıfata uygun bir şekilde vazifesine yaklaşacağına olan inancını ifade eden Başkan Erdoğan, “Biz din görevlilerimizden milletimize öncülük etmesini, rehberlik etmesini bekliyoruz. Biz din görevlilerimizden insanımızın derdiyle, sıkıntısıyla ve elbette sevinciyle hemhal olmasını istiyoruz. Sizler, imamsınız, Feto’nun imamı değil ha. Onunkiler cambaz.” değerlendirmesini yaptı.

Bu konuda gerekenin yapıldığını ve yapılacağını kaydeden Erdoğan, yaptıkları çalışmalarda tüm imkanlarla din görevlilerinin yanında olmayı sürdüreceklerini bildirdi.

“ARANIZDAKİ BU ÇÜRÜK ELMALARI TEMİZLEMENİZ DE ÖNEMLİDİR”

Diyanet İşleri Başkanlığının büyük bir aile haline geldiğine değinen Erdoğan, şunları söyledi:

“Böyle büyük bir ailede kimi zaman hata yapanların, yanlışa düşenlerin, görevini hakkıyla yerine getirmeyenlerin olması doğaldır ancak sizlerin aranızdaki bu çürük elmaları temizlemeniz de önemlidir. Biz din görevlilerimizin vazifelerini en güzel şekilde yapmaya çalıştığını biliyoruz. Sizlerin fedakarlıklarının çoğu zaman gündeme gelmediğinin de farkındayız. Ancak aslolan birilerinin değil, yüce yaratıcının şahitliğidir. Halik bildikten sonra kul bilmese, görmese de olur.”

Erdoğan, ahirete intikal eden din görevlilerine Allah’tan rahmet, hayatta olanlara sıhhat ve afiyet, Diyanet camiasında hizmet vermiş olanlara da nice hizmetler yapmaları temennisinde bulunarak, tüm Diyanet mensuplarına hizmetlerinden dolayı teşekkür etti, din görevlilerinin Camiler ve Din Görevlileri Haftası’nı da kutladı.

(Kaynak: AK Parti Genel Merkezi İnternet Sitesi)