Ana Sayfa Arama Yazarlar
Kategoriler
Sosyal Medya

Bakan Tekin: “Maneviyatı güçlü nesiller yetiştirmek zorundayız”

Memur-Sen’in kurucusu Mehmet Mehmet Akif İnan adına yedincisi düzenlenen “Mehmet

Memur-Sen’in kurucusu Mehmet Mehmet Akif İnan adına yedincisi düzenlenen “Mehmet Akif İnan Ödülleri” töreninde konuşan Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin: “Maneviyatı güçlü nesiller yetiştirmek zorundayız” dedi.

6 Ocak 2026 Salı günü Memur-Sen Genel Merkezi Mehmet Akif İnan Konferans Salonu’nda Mehmet Akif İnan Vakfı ve Memur-Sen tarafından düzenlenen ödül töreninde konuşan Milli Eğiitm Bakanı Yuusf Tekin, Mehmet Akif İnan’ın, kalemiyle tefekkür eden, kürsüde sözü inşa eden, sendikal zeminde emeğin izzetini tahkim eden bir mefkûrenin müellifiolduğunu ifade ederek, “Hakka yaslanan bir mizan, ölçüsü olan bir tavır, edebi olan bir mücadele terbiyesiydi ardında bıraktığı. Hakkı talep ederken dili kirletmeyen, adaleti savunurken ölçüyü zedelemeyen, haysiyeti pazara düşürmeyen bir sebat çizgisi hakeza. Bu akşam o mizanın huzurunda duruyoruz; kendi sözümüzün ağırlığını, kendi tavrımızın istikametini, kendi mesuliyetimizin hududunu tartıyoruz. Zira bu terbiye, insanın iç nizamını da dünyanın hengâmesini de aynı terazide okur. Mazlumun ahını duyan vicdanı diri tutar, zalimin kabalığı karşısında eğilmeyen vakar talim eder, hak hatırını her şeyin fevkinde görmeyi öğretir. Genel olarak büyüklerimizin ve özel olarak da Akif İnan ağabeyin bizlere emanet ettiği çizgi, bugünün gürültüsü içinde sözü ve duruşu muhkem kılan bir muhasebe kapısıdır” dedi.

“İçinden geçtiğimiz zaman, bu muhasebeyi daha ağır ve daha zaruri kılıyor. Nitekim dünyanın nizamı, uzun zamandır ilan edilen ilkelerle fiilî pratiklerin birbirini tutmadığı bir zeminde yürüyor” şeklinde sözlerini sürdüren Tekin, bu coğrafyanın insanının Gazze’de, Yemen’de, Lübnan’da, Doğu Türkistan’da söz ile fiil arasındaki uçurumu defalarca gördüğünü, nitekim adalet diliyle konuşup güç hesabıyla hareket eden bir düzenle de ilk kez karşılaşmadığını belirterek, “Hemen her gün dünyanın bir köşesinde bu ikiyüzlülüklere şahit oluyoruz. Uluslararası hukukun en temel ilkeleri; devletlerin egemen eşitliği, sınır dokunulmazlığı, yargı yetkisinin millîliği açıkça ihlali gibi birçok konuda insanlık onurunun küresel güç pazarlıklarına indirgendiği utanç verici örneklere şahit oluyoruz. Böyle bir zeminde insan onurunu, millet iradesini ve kurumlarımızın vakarını hangi dirayetle muhafaza edeceğiz; hukukun haysiyetini hangi sebatla ayakta tutacağız? Kontrol ve denge mekanizmalarının zayıfladığı, hakemlik iddiasındaki yapıların tarafsızlığını kaybettiği bir dünyada güçlü olmak bir mecburiyettir. Bu güç, zulmetmenin imkânı değil, zulümden korunmanın, haysiyeti muhafaza etmenin, hakkı savunmanın dayanağıdır. Kendi güvenliğimiz kadar, mazlumların hukukuna omuz verebilmenin de şartıdır. Bu yüzden teknolojide güçlü, ilimde güçlü, stratejik akılda güçlü, en önemlisi maneviyatı güçlü nesiller yetiştirmek zorundayız. Dünyayı bilen ama kendini de bilen; kökünü inkâr etmeden ufkunu büyüten,tarihini ve kültürünü bir hamaset malzemesi değil, bir istikamet kaynağı olarak taşıyan bir nesil… Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli, işte bu nesli yetiştirecek modeldir” diye konuştu.

“Tarihimizi anlatıyoruz, ecdadımızı öğretiyoruz, kültürümüzü çocuklarımızla buluşturuyoruz diye “gerici” yaftası yapıştıranların” çıktığını belirten Tekin, “Tarih bilinci olmayan millet, başkasının yazdığı hikâyede figüran olmaya mahkûmdur. Bugün bir zamanlar ‘evrensel’ diye yüceltilen kavramların, güç dengeleri değişince nasıl kolayca askıya alındığını, kimi zaman bizzat o kavramları icat edenlerin elleriyle buruşturulup çöpe atıldığını ibretle izliyoruz. Bu milletin tarihî tecrübesi, karanlığın içinde istikamet üretme iradesidir” ifadelerini kullandı.

Bakan Yusuf Tekin, Akif İnan’ın öncülük ettiği çizginin, kamu görevlisinin günlük taleplerini seslendirmekten ibaret kalmadığını vurgulayarak, şöyle konuştu: “Yakın tarihimizin kırılma anlarına baktığımızda bunu açık biçimde görüyoruz. 28 Şubat’ın karanlık ikliminde, 27 Nisan bildirisiyle Meclis iradesine gölge düşürülmek istendiğinde, 367 dayatmasıyla Cumhurbaşkanlığı seçimi kilitlenmek istendiğinde, Gezi hadiselerinde sokak üzerinden bir meşruiyet tartışması kurgulandığında, 17-25 Aralık’ta devletin kılcallarına sızmış yapılar yargıyı araçsallaştırmaya kalktığında, 15 Temmuz gecesi bu ülkenin tankları bu milletin üzerine sürüldüğünde Memur-Sen camiası, hem emeğin hukukunu hem de Türkiye’nin istikametini birlikte düşünerek tavır aldı. Aynı vakarın Kudüs ve Filistin söz konusu olduğunda da nasıl tezahür ettiğini hepimiz biliyoruz. Akif İnan ağabeyin ‘Mescidi Aksa’yıgördüm düşümde / Bir çocuk gibiydi ve ağlıyordu” mısraları, bu camianın hafızasında, yüreğe emanet edilmiş bir sızı olarak yaşıyor. Bugün geriye dönüp baktığımızda, bu birikimin elimizde kıymetli bir müktesebat olarak durduğunu görüyoruz. Hakkı hak bilip talep eden, yanlışa yanlış deyip itiraz eden; bunu yaparken de milletin birlik ve beraberliğini, kurumların vakarını, kamunun itibarını gözeten bir çizgiden söz ediyoruz. Bu ülkenin demokrasi yürüyüşünde, emek mücadelesinde, devlet-millet kaynaşmasında alın terinizin, sabrınızın, vakarınızın mühim bir payı olduğunu biliyor, her birinize yürekten teşekkür ediyorum.”

Merhum Akif İnan’ın ömrünün özünün muallimliğinde tecelli ettiğini söyleyen Tekin, “Bu ülkenin evlatlarına nasıl bir istikamet, nasıl bir gönül terazisi bırakacağımızı dert edinmiş; kalemiyle, kürsüsüyle, teşkilatın içindeki gayretiyle hep aynı sorunun peşinden yürümüştü. Bugün Millî Eğitim Bakanlığında bizim de üzerinde titrediğimiz mesele, bu ülkenin maarif davasını insan unsurundan fiziki altyapıya, müfredattan ölçme sistemine, öğretmen yetiştirmeden dijital ve sosyal imkânlara kadar bütün boyutlarıyla yeniden sahih bir zemine oturtabilmektir. Türkiye Yüzyılı dediğimiz iddiayı, ekonomik hedefler yahut altyapı yatırımlarıyla sınırlı bir kalkınma başlığından öte bu yüzyıla hangi insan tipini, hangi şahsiyet kıvamını, nasıl bir öğretmen ve gençlik ufkunu armağan edeceğimizin cevabı üzerinden okumaya çalışıyoruz. Maarif davası görüşümüz de burada ete kemiğe bürünüyor: Evlatlarımızı omuzlarımıza emanet edilmiş bir can olarak gören; bilgiyi kuru bir enformasyon yığını olmaktan çıkarıp hikmet ve irfan çizgisine bağlayan; okulu bürokratik bir birim olmaktan ziyade mahallenin kalbi, şehrin hafızası hâline getirmeyi dert edinen bir bakış inşa etme gayretindeyiz” diye konuştu.

Öğrenmenin, ölçmenin, okul ikliminin ve öğretmenlik mesleğinin tamamını, “nasıl bir insan yetiştirmek istiyoruz?” sorusuna yeniden bakarak tanzim etmeye çalıştıklarının altını çizen Tekin, şöyle devam etti: “Bu çabayı yürütürken, maarif davasının yükü devletin omzunu aşan bir yük; milletin tamamının iştirakiyle taşınabilecek bir emanettir. Bu sebeple Bakanlıkta kurduğumuz her cümleyi, sahada sivil toplum kuruluşlarımızla, sendikalarımızla, vakıflarımızla, meslek örgütlerimizle birlikte düşünmeye gayret ediyoruz. Memur-Sen ailesinin sendikal zemindeki emeğini, Mehmet Akif İnan Vakfı’nın fikrî ve kültürel sahadaki gayretini de Türkiye Yüzyılı’nın maarif ufkuna eklenmiş güçlü bir sivil katkı olarak görüyorum. Temennim odur ki bu sahiplenme dalga dalga büyüsün; öğretmenlerimizden velilerimize, yerel yönetimlerden iş dünyasına, medyadan akademi dünyasına kadar herkes, çocuklarımızın geleceği söz konusu olduğunda elindeki imkânı, vaktini ve söz hakkını bu davaya seferber etsin.”

Kaynak: Eğitim-Bir-Sen – 06.01.2026

Kaynak: https://www.ebs.org.tr/haber/mehmet-akif-inan-odulleri-sahiplerine-takdim-edildi/36595