Niyazi Karabulut
Anadolu’nun her köşesinde kahvehaneler, çay ocakları var. Bu mekanlarda sohbet edilir, memleket meseleleri konuşulur. Bu mekanların popüler konuları arasında güncel en baştadır. Güncelin içinde politika, spor ve dini konular ilk üç sırayı alır.
Bu mekanlarda “ben bilirim” IN “bilmiyorum” OUTtur. Çünkü her konuda ahkam kesmeyi seven bir milletiz. “Ben olsam” diye başlayan cümleler memleketin hatta dünyanın bütün problemlerini bir çırpıda çözüp kenara koyar. Ömrünü spora vermiş teknik direktör bir maç sebebiyle tefe konulur. Ömründe bir kitabın yüzünü açmamış kişilerin verdiği fetvalar havada uçuşur. Bu fetvaların anahtar kelimesi “bence” dir. Karşınızda allame bir şahsiyet oturuyor sanırsınız.
En çok konuşanın bilgili kabul edildiği bu mekanlarda yüksek sesle konuşanlar haklı olur. Bu ortamlarda hiç kimse kendi iç dünyasına yönelemez, iç dünyasını dinleyemez. Halbuki kişi iç sesini en çok sessizlikte duyar. Ve bazen sadece sessizliğe maruz kaldığında, insan kendi hakikatine yaklaşabilir. Bilginin ilk mertebesi ise kişinin kendi hakikatine ulaşması, sınırlarını bilmesidir. Daha keskin bir ifadeyle haddini bilmesidir.
Dilin kemiği yok demiş atalar. Üç beş dinleyici bulanın kendini filozof makamında gördüğü bu ortamlarda nice parlak fikirler arzı endam eder. Nice yetenekler (!) heba olup gider. Nice ansiklopedi dolusu(!) konuşmalar bu mekanların puslu havasında kaybolup gider. Etkisiz ve yetkisiz kimselerin ahkam kestiği, lügat paraladığı bu ortamlar günün her saatinde, haftanın her gününde, yılın her ayında böyledir.
“Bilmiyorum” kelimesi bu mekanlara uğramaz, kapılarından geri döner. Halbuki bilmiyorum demek ilmin yarısıdır denilmiştir. Bilmiyorumun erdeminden ise her şeyi bilirimin sığlığı ağızları şehvetle istila eder. Nutuklar, yorumlar, analizler, teviller, tefsirler… Vel hasıl cehaletin ayarı da yoktur, susmayı bilmez. İnsanoğlu sözün şehvetine bir kapıldı mı susturana aşk olsun.
Bir hadis-i şerifle bitirelim: Ebu Hureyre’nın rivayet ettiği bir hadiste peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem ) şöyle buyurmuştur: “İnsanların üzerine öyle seneler gelecek ki yalancıya inanılacak, doğru sözlüye inanılmayacak, hainlere güvenilecek, güvenilirlere ihanet edilecek ve ruveybidah konuşacaktır.” “Ruveybidah nedir?” diye soruldu. Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle cevap verdi: “Kamu işlerine karışan, sıradan kişidir.”
Bilmiyorum diyebilme erdemini gösteren kişilere o kadar hasretiz ki. Maalesef bu mekanlarda böyle kişileri bulabilme umudumuz yok.

