Cumhurbaşkanımız Erdoğan’dan Tüm Dünya’ya tarihi konuşma

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 24 Eylül 2019 Salı günü Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurul Salonu’nda, BM 74’üncü Genel Kurulu Genel Görüşmeleri Açılışı’nda yer aldı ve Genel Kurul’a hitap etti. 

Konuşmasına katılımcıları selamlayarak başlayan Erdoğan, geçen yıl boyunca BM Genel Kurul Başkanı olarak yürüttüğü başarılı çalışmalar dolayısıyla Maria Fernando Espinosa’ya teşekkür ederken, Genel Kurul Başkanlığını devralan Muhammed Bande’yi de kutladı. 

Genel Kurul
toplantısının, dünya ve insanlık için hayırlara vesile olmasını
dileyen Erdoğan, bugün dünyanın, küresel düzeyde adaletsizliğin yol açtığı
pek çok sorunla ve sancıyla yüz yüze olduğunu söyledi.

Hazreti
Mevlana’nın adaleti, “hakları ve ödevleri gerektiği gibi paylaştırarak
herkese hakkını vermek” olarak ifade ettiğini dile getiren Erdoğan,
bugün dünyada, ne hakların, ne de sorumlulukların gerektiği gibi
paylaşıldığının ortada olduğunu kaydetti.

Erdoğan,
adaletsizliğin, istikrarsızlığı, güç mücadelelerini, krizleri, israfı
beraberinde getirdiğini belirtti.

BM’nin
İkinci Dünya Savaşı sonrası bu adaletsizliği ortadan kaldırmak amacıyla
kurulduğunu anımsatan Erdoğan, şöyle devam etti:

“Oysa
bugün uluslararası camia, geleceğini tehdit eden terör, açlık, sefalet, iklim
değişikliği gibi sorunlara kalıcı çözüm üretme kabiliyetini giderek yitiriyor.
Genel Kurul’un bu yılki temasının ‘Yoksulluğun ortadan kaldırılması, kaliteli
eğitim, iklim değişikliğiyle mücadele ve kapsayıcılık için çok taraflı
çabaların canlandırılması’ olarak belirlenmesi elbette isabetlidir. Ancak asıl
önemli olan hep birlikte neler yapabileceğimizdir.”

Dünyanın bir
tarafı yüksek refah seviyesi ve lüks içinde hayatını sürdürürken, diğer tarafta
açlığın, sefaletin, cehaletin kol gezmesinin kabul edilemeyeceğinin altını
çizen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Dünyanın
şanslı bir azınlığı dijital teknolojiyi, robotları, yapay zekayı, obeziteyi
tartışırken, 2 milyarı aşkın insanın yoksulluk, 1 milyara yakın insanın açlık
sınırının altında yaşıyor olması çok acıdır. Şayet her birimiz güvende değilsek
hiçbirimizin güvende olamayacağı gerçeğine sırtımızı dönemeyiz. Bu kürsüden
yıllardır insanlığın kaderinin sınırlı sayıdaki ülkenin ihtiyarına
bırakılamayacağını söylüyorum. Burada, sizlerin huzurunda tekrar ediyorum,
dünya beşten büyüktür. Zihniyetimizi de kurumlarımızı da kurallarımızı da
değiştirme zamanı çoktan gelmiştir. Nükleer güç sahibi ülkeler ile buna sahip
olmayan ülkeler arasındaki adaletsizlik dahi tek başına, dünyanın dengelerini
bozmaya yetiyor. Nükleer silahlara sahip olanların olmayanları özellikle tehdit
etmesi, nükleer güce dayalı kitle imha silahlarının tümden yok edilmek
yerine, her krizde bir koz olarak ortaya konması, herkes gibi bizi de rahatsız
ediyor. Bu güç, ya herkes için yasak, ya herkes için serbest olmalıdır. Gelin,
insanlığın tamamının huzurlu geleceği için bu sorunu bir an önce adalet
temelinde bir çözüme kavuşturalım.”

Dakikada 13
kişinin hava kirliliğinden öldüğü, küresel ısınmanın dünyanın geleceğini tehdit
ettiği bir dönemde, bu sorunlara hiç kimsenin bigane kalamayacağını belirten Erdoğan,
ilk iş olarak Birleşmiş Milletlerin potansiyeli ve etkinliğinin güçlendirilmesi
gerektiğini ifade etti. Erdoğan, özellikle Güvenlik Konseyinde, adalete ve
hakkaniyete uygun köklü reformların derhal gerçekleştirilmesi gerektiğini vurguladı.

“Türkiye,
tüm dünyayı ve insanlığı kucaklayan bir ülke”

Türkiye’nin,
girişimci ve insani dış politika anlayışıyla, tüm dünyayı ve insanlığı
kucaklayan, sorunlara adil çözümler bulmak için çabalayan bir ülke olduğunu
dile getiren Erdoğan, “dünyanın en cömert insani yardım yapan
ülkesi”, “en fazla yerlerinden edilmiş kişiyi kabul eden
devleti” unvanlarının boşuna olmadığını söyledi.

Bu
politikanın somut bir başka örneğinin, üçüncüsü 2020’de Türkiye’de düzenlenecek
Afrika Birliği – Türkiye Ortaklık Zirvesi’yle sergileneceğini aktaran Erdoğan,
“Bu salondaki tüm ülkeleri, adalet, ahlak, vicdan esası üzerine bina
ettiğimiz politikalarımıza ve girişimlerimize destek vermeye davet
ediyorum.” dedi.

“Suriye
krizini artık sona erdirmenin zamanı gelmiştir”

Suriyenin,
bugün insanlığın vicdanını yaralayan ve küresel adaletsizliğin adeta sembolü
haline gelen bir coğrafya durumunda olduğuna işaret eden Erdoğan, bu
ülkede 2011’den beri yaşanan krizin, rejim ve terör örgütleri ile onları
cesaretlendiren güçler tarafından ısrarla sürdürülmeye çalışıldığını bildirdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan,
“Yaklaşık 1 milyon insanın ölümüne, 12 milyonu aşkın insanın yerinden
edilmesine, bunların yarısının da ülke dışında yaşamak zorunda kalmasına yol
açan Suriye krizini artık sona erdirmenin zamanı gelmiştir.” diye konuştu.

Türkiye’nin,
DEAŞ tehdidinden en çok zarar gören ülke olduğunu dile getiren Erdoğan,
“Bu örgüt bir yandan sınırlarımızı taciz ederken, diğer yandan çeşitli
şehirlerimizde gerçekleştirdiği ve yüzlerce vatandaşımızın hayatını kaybettiği
canlı bomba eylemleriyle doğrudan kalbimize saldırmıştır.” ifadelerini
kullandı.

Suriye’de
DEAŞ’a karşı ilk ve en ciddi darbeyi vuran ülkenin Türkiye olduğunun altını
çizen Erdoğan, “Fırat Kalkanı Harekatı ile yaklaşık 3 bin 500
DEAŞ’lıyı etkisiz hale getirerek, örgütün Suriye’deki çöküş sürecini başlattık.
Dünyanın dört bir yanından DEAŞ’a katılmak üzere harekete geçen teröristleri
tespit etme, ülkemize giriş yasağı koyma, sınır dışı etme konusunda da yine en
önde biz geliyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.

Öte yandan
bugün Türkiye’nin milli gelire oranla dünyanın en fazla insani yardımda
bulunan ülkesi olduğunu belirten Erdoğan, çatışma, açlık ve zulümden kaçan
5 milyon sığınmacıya ev sahipliği yaptığını kaydetti.

Erdoğan,
“Bir başka ifadeyle Türkiye’de, Amerika’daki 29 eyaletin tek tek her
birinin nüfusundan daha fazla sığınmacı bulunuyor. Ülkemizdeki sığınmacıların 3
milyon 650 binini komşumuz Suriye’den gelenler oluşturuyor. Yani şu an New York
şehir nüfusunun yarısı kadar Suriyeli kardeşimizi topraklarımızda misafir
ediyoruz.” dedi.

Türkiye’nin
son 8 yılda sığınmacılar için 40 milyar dolar harcama yaptığını
bildiren Erdoğan, şunları kaydetti:

“Peki
Türkiye’ye gelen bir şey var mı? Onu da söyleyeyim, Avrupa Birliğinden şu ana
kadar bize gelen destek – bu da bizim milli bütçemize değil – sadece
uluslararası kuruluşlar vasıtasıyla bu destek AFAD’a, Kızılayımıza geliyor o da
şu an itibarıyla 3 milyon avrodur. Ülkemize gelen sığınmacılardan 365
bini, Suriye’de güvenli hale getirdiğimiz bölgelere geri döndü. Nereye?
Cerablus’a. Suriyeli sığınmacıların yarıya yakını 18 yaşın altındadır. Ülkemiz
topraklarında doğan Suriyeli çocuk sayısı ise 500 bine yaklaşmıştır. Biz
bunlara sadece barınma değil eğitim ve sağlık başta olmak üzere her türlü
imkanı sağlıyoruz. Buna karşılık dünya, canlarını kurtarmak için çıktıkları
yolculukları ya Akdeniz’in karanlık sularında ya da sınırlara gerilen tel
örgülerin önlerinde sonlanan milyonlarca mazlumu maalesef çok çabuk unuttu.
Özellikle işte gördüğünüz gibi Aylan bebeği dünya çok çabuk unuttu. Unutmayın
ki bir gün ola ki aynı durum sizlerin de başına gelebilir. Çünkü Aylan bebekler
bir değil, binler, milyonlar, bütün bunlara karşı tedbirimizi almak
durumundayız.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Sadece
bu yılın ilk 8 ayında 32 bin düzensiz göçmeni denizlerde boğulmaktan kurtardık,
Suriyeliler dışındaki 58 bin düzensiz göçmeni ülkesine gönderdik.”
bilgisini paylaştı. 

Buna rağmen
diğer bölgelerden gelenlerle birlikte bugün Türkiye’nin “5 milyon mazlumu
topraklarında barındırdığını” ifade eden Erdoğan, sığınmacılar için
fedakarca yürütülen bu çalışmalarda Türkiye’nin tek başına bırakıldığını
söyledi.

“Suriye’de,
ne rejimin ne PKK/YPG’nin ne de DEAŞ’ın kontrolündeki yerlere geri dönüş
olmuştur.” değerlendirmesinde bulunan Erdoğan, şöyle devam etti:

“Bu
ülkeden kaçanların geri döndüğü tek yer Türkiye’nin güvenli hale getirdiği
bölgelerdir. Bugün Suriye’deki insani krizin çözümünde dikkatle üzerine
eğilmemiz gereken önümüzde üç önemli husus vardır. Birincisi, Suriye’nin
toprak bütünlüğü ve siyasi birliğinin tesisi konusunda kritik bir süreç olarak
gördüğümüz Anayasa Komitesi’nin etkin ve verimli bir şekilde çalıştırılmasıdır.
Geçtiğimiz hafta başında Rusya ve İran’la birlikte bu konuda Ankara Zirvesi’nde
aldığımız kararla çok önemli bir başarıya imza attık. Suriye’de kalıcı siyasi
çözüme ulaşıldığında, bu ülkenin toprak bütünlüğü de kendiliğinden tesis
edilmiş olacaktır.”

“Birtakım
aksiliklere rağmen hala geçerliliğini korumakta”

Cumhurbaşkanı Erdoğan,
ikinci önemli hususun, İdlib’deki muhtemel katliamların ve yaklaşık 4 milyon
kişilik potansiyel göç dalgasının önüne geçilmesi olduğuna işaret
etti. Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu
konuda Rusya ile Soçi’de vardığımız mutabakat, birtakım aksiliklere rağmen hala
geçerliliğini korumaktadır. Türkiye’nin yeni bir göç dalgasını daha karşılamaya
ne tahammülü ne de imkanı vardır. Bu sebeple İdlib’de güvenliğin ve
istikrarın sağlanması hususunda tüm ülkelerin Türkiye’nin çabalarına destek
vermesini bekliyoruz.

Üçüncü
önemli konu, Suriye’nin dörtte birini işgal eden ve sözde Suriye Demokratik
Güçleri adıyla meşrulaştırılmaya çalışılan Fırat’ın doğusundaki PKK/YPG terör
yapılanmasının ortadan kaldırılmasıdır. Tüm terör örgütlerine aynı mesafeden
bakan bir anlayışı yerleştirmeden Suriye meselesine kalıcı çözüm
bulamayız.” 

“Dönecek
Suriyeli sayısını 3 milyona kadar çıkarabiliriz”

ABD ile
burada bir güvenli bölge oluşturulması konusundaki görüşmelerin sürdüğünü
bildiren Erdoğan, “Niyetimiz, ilk etapta 30 kilometre derinliğinde ve
480 kilometre uzunluğunda bir barış koridoru tesis ederek uluslararası toplumun
desteğiyle burada 2 milyon Suriyelinin iskanını sağlamaktır.” dedi.

Erdoğan,
haritadan göstererek, “Şu güvenli bölge ilan edildiğinde, bu güvenli bölgeye
biz rahatlıkla 1 ila 2 milyon arasında göçmeni, mülteciyi yerleştirme şansına
sahibiz. Burada gerek Amerika gerekse koalisyon güçleri Rusya, İran hep
birlikte el ele vermek suretiyle, bu güvenli bölgede bu mültecileri çadır
kentlerden, konteyner kentlerden çıkartıp buraya yerleştirebiliriz. Bunun
adımlarını birlikte atmak lazım. Bunu tek başına Türkiye kaldıramaz. Şayet
bugün bu noktada bir adımı atmamız lazım. Bu bölgenin derinliğini
Deyrizor-Rakka hattına kadar indirebilirsek, ülkemizden, Avrupa’dan ve dünyanın
diğer bölgelerinden kendi topraklarına geri dönecek Suriyeli sayısını 3 milyona
kadar çıkarabiliriz.” diye konuştu. 

“Uluslararası
konferans planlıyoruz”

Bu konuda
Türkiye’nin gerekli hazırlıkları yapmaya başladığını açıklayan Erdoğan,
şöyle devam etti:

“Ülkemizin
öncülüğünde, Lübnan, Irak ve Ürdün’ün de katılımıyla bu çerçevede bir
uluslararası konferans planlıyoruz. Aralık ayında Cenevre’de gerçekleştirilecek
olan ve eş başkanlığını üstleneceğimiz Küresel Mülteci Forumu’nun başarısına da
önem veriyoruz. Güvenli bölgelere dönüşleri desteklemek için Birleşmiş
Milletler öncülüğünde bir bağışçılar konferansı düzenlenebileceğini
düşünüyoruz.” 

Geçen yıl
BM’de kabul edilen Küresel Göç Mutabakatı ve Mültecilere İlişkin Küresel
Mutabakat’ın da etkin şekilde işletilmesine ihtiyaç olduğunun altını
çizen Erdoğan, Suriye’de, hakka, hukuka, vicdana uygun şekilde sağlanacak
istikrar ve güven ortamının, komşusu Irak’ı da hem DEAŞ hem PKK tehdidi
bakımından rahatlatacağını belirtti. 

Erdoğan,
“Birleşmiş Milletler Genel Kurul salonundan, tüm dünyayı, Suriye’deki bu
insani krizi durdurmak için inisiyatif almaya, çabalarımızı desteklemeye davet
ediyorum.” çağrısında bulundu. 

Kıbrıs
meselesi ve Türkiye’nin Doğu Akdeniz ile ilgili hak ve menfaatleri

Akdeniz
havzasının, Suriye krizinin tetiklediği göçmen trajedilerinin yanında, Doğu
Akdeniz’deki gelişmeler nedeniyle daha başka sorunlarla da karşı karşıya
olduğuna dikkati çeken Erdoğan şunları kaydetti:

“Kıbrıs
meselesi, 50 yıldan uzun süredir devam eden müzakerelere rağmen Rum tarafının
uzlaşmaz tavrı sebebiyle çözüme kavuşamamıştır. Rum tarafı, Kıbrıs Türkleriyle
siyasi gücü ve refahı paylaşmayı reddeden, adaletsiz ve hakkaniyetsiz bir
dayatma siyaseti izliyor. Türkiye, derin tarihi ve kültürel bağlara sahip
olduğu Kıbrıs Türk halkının uluslararası antlaşmalara dayalı garantörüdür. Aynı
şekilde Yunanistan, İngiltere garantörüdür. Kıbrıs’taki sorunun, ‘sıfır
güvenlik, sıfır garanti’ şartıyla çözüleceğini ileri sürenlerin, en başından
kötü niyetli oldukları ortadadır. Türkiye olarak, Kıbrıs Türk halkının
güvenliğini ve haklarını teminat altına alan bir çözüm bulunana kadar çaba
göstermeye devam edeceğiz. Diğer taraftan, Doğu Akdeniz’deki enerji
kaynaklarını, ‘kazan-kazan’ anlayışıyla önemli bir iş birliği fırsatı olarak görüyoruz.
Bölgedeki bazı ülkeler ise bizim bu makul tavrımıza rağmen tek taraflı
adımlarla, enerji kaynaklarını birer sorun ve çatışma alanı haline dönüştürmeye
çalışıyor. Doğu Akdeniz’de, hem Türkiye’nin, hem de Kıbrıs Türk halkının meşru
hak ve çıkarlarını sonuna kadar koruyacağız.”

Erdoğan, iş
birliğini ve adil bir paylaşımı esas alan her türlü teklife Türkiye’nin
kapısının sonuna kadar açık olduğunu dile getirdi. 

“Libya’nın
güçlenmesi hem Kuzey Afrika’yı hem de Avrupa’yı rahatlatacaktır”

Akdeniz’in
bir diğer kritik bölgesi olan Libya’da da halkın özgür iradesine dayalı
demokratik bir yönetimin tesisi ile ülkede güvenliğin ve istikrarın sağlanması
konusunda gayret gösterdiklerini ifade eden Erdoğan, “Libya’nın
siyasi ve ekonomik açıdan güçlenmesi hem Kuzey Afrika’yı hem de Avrupa’yı
rahatlatacaktır. Bu ülkedeki çözümün, Libya halkının tercihlerine saygı
gösterilmesinden geçtiğine inanıyoruz.”
değerlendirmesini yaptı. 

 Yemen’e
ve Katar’a yönelik müdahalelerin, hem insani, hem ekonomik olarak ağır sonuçlar
doğurduğuna işaret eden Erdoğan, petrol üretim tesislerine saldırılar
nedeniyle yeniden alevlenen bölgedeki krizin bir an önce çözülmesinin herkesin
özlemi olduğunu kaydetti. 

Erdoğan,
gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın geçen yıl katledilmesiyle ile ilgili yargı sürecinin
ülkesinde hala devam ettiğini hatırlatarak, Türkiye’nin olayın takipçisi olmaya
devam edeceğini söyledi.

Muhammed
Mursi’nin vefatına da değinen Erdoğan,
“Mısır’ın seçilmiş Cumhurbaşkanı’nın mahkeme salonunda
çırpınarak ölmesi ve ailesinin defnine bile müsaade edilmemesi de içimizde
kanayan bir yaradır. Bölgenin adalete ve hakkaniyete olan derin ihtiyacının
adeta birer sembolü olmuştur.” diye konuştu.

Erdoğan,
İran konusunda da “İran’ın faaliyetleriyle ilgili tartışmaların ve bu
ülkeye yönelik tehditlerin de bir an önce rasyonel bir zeminde çözüme
kavuşturulmasını temenni ediyoruz.” değerlendirmesinde
bulundu.  

“İsrail
doyuyor mu, hayır doymuyor”  

Cumhurbaşkanı Erdoğan,
dünyada adaletsizliğin en çok yaşandığı yerlerden birisinin, İsrail işgali altındaki
Filistin toprakları olduğuna dikkati çekerek, şöyle konuştu:

“Daha
birkaç gün önce sokaktaki masum bir Filistinli kadının İsrail güvenlik güçleri
tarafından alçakça öldürüldüğü görüntüler bile vicdanları harekete
geçiremiyorsa artık sözün bittiği yerdeyiz demektir. Ben merak ediyorum bu
İsrail neresidir, acaba bu İsrail’in toprakları nereleri kapsıyor, 1947’de
İsrail neresiydi, bunun ardından acaba 1949, 1967’de İsrail neresiydi ve şu
anda İsrail neresi?” diye sordu. 

Erdoğan,
bölgeye ilişkin haritaları göstererek sözlerini şöyle sürdürdü:

“Sene
1947, neredeyse burada İsrail yok gibi, tamamı Filistin… Sene 1947 paylaşım
planı var ve Filistin küçülüyor, İsrail büyüyor. Geliyorum 1967’ye, 1949’la
birlikte İsrail büyüyor, Filistin küçülüyor. Geliyorum bugüne, güncel
durum şu an artık adeta Filistin yok, neredeyse tamamına yakını İsrail. İsrail
doyuyor mu, hayır doymuyor. İsrail şimdi de kalanını almanın gayreti
içerisinde. Peki Birlemiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin, Birlemiş
Milletler’in İsrail ile almış olduğu bunca karar var, bu kararlar uygulamaya
geçiyor mu, hayır geçmiyor. Peki o zaman Birlemiş Milletler ne işe yarıyor. O
zaman bu çatının altında bizler, aldığımız kararlarla tesirli olamıyorsak
adalet nerede temerküz edecek? İşte sıkıntımız burada.”  

Erdoğan,
mevcut İsrail yönetiminin, bu cinayetlerinin yanı sıra Gazze’deki insanlık dışı
abluka, yasadışı yerleşim faaliyetleri, Kudüs’ün tarihi ve hukuki statüsüne
yönelik saldırılar gibi eylemleriyle de uluslararası hukukun ötesinde
insanlığın tüm değerlerini ayaklar altına aldığını söyledi. 

Kudüs
konusunda Türkiye’nin tavrının net olduğunu belirten Erdoğan, şöyle
konuştu:

“Çözüm,
1967 sınırları temelinde, başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız ve mütecanis
topraklara sahip bir Filistin devletinin bir an önce kurulmasıdır. Bunun
dışındaki herhangi bir barış planının adil olma, kabul edilme ve uygulanma
şansı yoktur. Birleşmiş Milletler kürsüsünden soruyorum: İsrail
devletinin sınırları neresidir? 1948 sınırları mıdır, 1967 sınırları mıdır,
yoksa daha başka bir sınırı mı vardır? Tıpkı işgal edilen diğer Filistin
toprakları gibi Golan Tepeleri ve Batı Şeria’daki yerleşim yerleri bu devletin
sınırları içinde değilse nasıl oluyor da dünyanın gözü önünde gasbedilebiliyor?

“Yüzyılın
anlaşması olarak takdim edilen girişimin amacı Filistin devletinin ve halkının
mevcudiyetini tamamen ortadan kaldırmak mıdır?” diye soran Erdoğan,
şunları söyledi:

“Bunlar
dünyayı kana mı bulamak istiyorlar? Birleşmiş Milletler başta olmak üzere,
uluslararası camianın tüm aktörleri Filistin halkına, vaatlerin ötesinde somut
destek vermelidir. Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistinli Mülteciler
için Yardım ve Bayındırlık Ajansının çalışmalarının etkin şekilde sürdürülmesi,
bu bakımdan çok önemlidir. Türkiye, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da
mazlum Filistin halkının yanında yer almaya devam edecektir.”

“Güney
Asya’nın istikrarı Keşmir meselesinden ayrı düşünülemez”

Dünyanın
adil ve huzurlu geleceği için Güney Kafkasya’nın dünyanın sorunlu bölgelerinden
biri olmaktan çıkartılması gerektiğini ifade eden Erdoğan, şunları
kaydetti:

“Azerbaycan
toprağı olan Yukarı Karabağ ve çevresinin alınmış kararlara rağmen hala işgal
altında tutulması kabul edilemez bir durumdur. Uluslararası toplumun hala
yeterince ilgi göstermediği sorunlardan biri de 72 yıldır çözülemeyen Keşmir
ihtilafıdır. Güney Asya’nın istikrarı ve refahı, Keşmir meselesinden ayrı
düşünülemez. Şu anda BM Güvenlik Konseyi’nin almış olduğu karara
rağmen Keşmir adeta abluka altında ve 8 milyon insan Keşmir’den ne
yazık ki dışarıya çıkamıyor. Keşmirlilerin, Pakistanlı ve Hintli
komşularıyla birlikte güvenli bir geleceğe bakabilmeleri için buradaki sorunun
çatışma değil adalet ve hakkaniyet temelinde diyalogla çözümü şarttır.”

“Türkiye,
Rohingalara insani yardım faaliyetlerine devam edecek”

Erdoğan,
dünyanın bigane kaldığı konulardan birinin de Müslüman Rohingaların yaşadıkları
trajedi olduğunu dile getirerek, “Birleşmiş Milletler bünyesinde kurulan
Bağımsız Araştırma Komisyonu, Myanmar’ın Arakan eyaletinde yaşanan olayların
gerisinde soykırım niyeti olduğunu kayıt altına almıştır. Türkiye,
Rohingaların güvenlik ve temel haklarının sağlanmasına yönelik girişimleri ile
ilk günden beri sürdürdüğü insani yardım faaliyetlerine devam edecektir.”
dedi.

Afganistan’da
yaklaşık 40 yıldır kesintisiz süren işgal, çatışma ve terör faaliyetlerinin
küresel düzeyde sorunlara yol açtığını ifade eden Erdoğan, bu
kadim coğrafyanın huzura ve güvenliğe kavuşmasının vaktinin geldiğini,
uluslararası toplumun bu konuda sorumluluk üstlenmesi ve çaba göstermesi
gerektiğini söyledi. 

“Müslümanları
ötekileştiren herkes, hastalıklı akımların yükselişine çanak tutuyor”

Bugün
küresel barış ve huzura yönelik en büyük tehditlerden birinin de ırkçı, yabancı
düşmanı, ayrımcı ve İslam karşıtı eğilimlerdeki yükseliş olduğuna dikkati
çeken Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:

“Müslümanlar,
nefret söylemine, kutsal değerlerine hakarete, ayrımcılığa maruz kalanlar
arasında ilk sırada yer alıyor. Geçtiğimiz mart ayında Yeni Zelanda’nın
Christchurch şehrinde vuku bulan terör saldırısı, bunun en çarpıcı
örneğidir. Yeni Zelanda’da Müslümanları hedef alan terör saldırısı ne
kadar yanlışsa Sri Lanka’da Hristiyanları veya Amerika’daki Yahudileri hedef
alan terör eylemleri de o kadar yanlıştır. Bu hastalığın adeta bir
çılgınlık haline dönüşmesinin birçok sorumlusu vardır. Sorumluların en
başında, bu tür eğilimleri tahrik ederek oy kazanmaya çalışan popülist
siyasetçiler ile ifade özgürlüğü bahanesiyle nefret söylemlerini normalleştiren
çevreler geliyor. Göçmenlere, özellikle Müslümanlara cehalet ve önyargıyla
yaklaşan, onları ötekileştiren herkes, bu hastalıklı akımların yükselişine
çanak tutuyor.”

Irkçılık belasının
ancak ortak irade ve çabalarla defedilebileceğini vurgulayan Erdoğan,
“Tepkimizi, hoşgörüyü esas alan kapsayıcı bir söylem ve somut önlemlerle
ortaya koymak biz devlet adamlarının en önemli görevidir. Bu kapsamda
Sayın Genel Sekreter, geçtiğimiz günlerde kuruluşuna öncülük ettiğimiz
Medeniyetler İttifakı tarafından hazırlanan ‘Dini Mekanların Korunmasına
Yönelik Eylem Planı’nı açıkladı. Planın, bu konudaki farkındalığın
artırılmasına yardımcı olmasını temenni ediyoruz. Buradan Christchurch
saldırısının gerçekleştiği 15 Mart’ın Birleşmiş Milletler tarafından ‘İslam
Düşmanlığına Karşı Uluslararası Dayanışma Günü’ olarak ilan edilmesi çağrısında
bulunuyorum.” diye konuştu.

Erdoğan,
İslam dünyasını Sünni-Şii ayrımı başta olmak üzere, kendi iç kavgalarının
zeminini oluşturan ve esasen siyasi çıkar çatışmalarının aracı olarak
kullanılan hususlarda derin bir muhasebeye davet etti.

“İnsanlığa
karşı sorumluluklarımızı yerine getirmeye devam edeceğiz”

Türkiye’nin
kadim dünyanın merkezinde yer alan bir coğrafya olarak hem doğunun, hem batının
insani birikiminin varisi olduğunu ifade eden Erdoğan, şöyle konuştu:

“Dolayısıyla
her iki dünyadaki gelişmeleri de yakından takip etmek, sorumluluk üstlenmek,
inisiyatif kullanmak mecburiyetindeyiz. Bugün burada sadece bir kısmını ifade
edebildiğim kriz başlıklarının tamamından doğrudan veya dolaylı etkilenen bir
ülke olarak, insanlığa karşı sorumluluklarımızı yerine getirmeye devam
edeceğiz. Adalet, ahlak, vicdan temelinde yeniden yapılandırılacak bir
Birleşmiş Milletler ve özellikle de Güvenlik Konseyi, insanlığa yeniden umut
verecektir. Türkiye olarak, bu konuda atılacak her adımı desteklemeye, buna
katkı vermeye hazırız. Bu anlayışla, 75’inci Genel Kurul Başkanlığı görevine
talibiz. Bu önemli görev için Avrupa Birliği eski Bakanı ve halen Türkiye Büyük
Millet Meclisinin Dışişleri Komisyonu Başkanı Büyükelçi Volkan Bozkır’ı aday
gösterdik. Tecrübeli bir diplomat ve siyasetçi olan Sayın Bozkır’ın bu
sorumluluğu başarıyla yürüteceğine olan güvenim tamdır. Sizlerin de
kendisine desteğinizi esirgemeyeceğinize inanıyorum.”

“Herkes
için özgürlük, barış, refah, adalet, huzurlu ve güvenli bir gelecek”

Halihazırda
Birleşmiş Milletlerin çeşitli ajanslarının bölge yönetimlerine ev sahipliği
yapan İstanbul’u çok daha kapsamlı bir Birleşmiş Milletler merkezi haline
getirmek istediklerini belirten Erdoğan, En Az Gelişmiş Ülkeler İçin
Birleşmiş Milletler Teknoloji Bankası’nın geçen yıl İstanbul yakınlarında
faaliyete geçtiğini anımsattı.

Erdoğan,
geçen yılki genel kurulda gündeme getirdiği İstanbul’da Birleşmiş Milletler
Gençlik Merkezi kurulması önerisine aldığı olumlu ve teşvik edici yaklaşımdan
duyduğu memnuniyeti dile getirerek, sözlerini şöyle sürdürdü: 

Eşbaşkanı
olduğumuz Birleşmiş Milletler-Arabuluculuk Dostlar Grubu’nun üye sayısı da 59’a
ulaştı. Bu girişimi Birleşmiş Milletlerden sonra Avrupa Güvenlik ve
İşbirliği Teşkilatı ve İslam İşbirliği Teşkilatı bünyesine de taşıdık. Karşı
karşıya olduğumuz her küresel meselede adil, hakkaniyetli, vicdanlı çözümler
bulabileceğimizin mümkün olduğuna inanıyorum. Sözlerime şu temennilerle son
veriyorum; herkes için özgürlük, herkes için barış, herkes için refah, herkes
için adalet, herkes için huzurlu ve güvenli bir gelecek.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 74’üncü Genel Kurul çalışmalarının başarılı geçmesini diledi.

(Haber metni kaynağı: Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı. Kaynak link: https://www.iletisim.gov.tr/turkce/haberler/detay/herkes-icin-ozgurluk-herkes-icin-baris-herkes-icin-refah-herkes-icin-adalet-herkes-icin-huzurlu-ve-guvenli-bir-gelecek

VİDEO KAYNAK: ANADOLU AJANSI: Kaynak linki: https://youtu.be/eKVXgIUxi3M