1

Edebiyat ve Patates Turtası Derneği

Düşünce dilden, dil düşünceden doğar. Eflatun

Gelişmiş ülkelerin hemen
hepsinde kulüpler, dernekler, vakıflar gibi sivil toplum kuruluşları oldukça
yaygın olarak halklar tarafından benimsenmektedir. Buna karşın bu sivil toplum
kuruluşlarının hepsinden önemlisi edebiyat dernekleri olmalı. Çünkü savaşlara
veya hastalıklara gerek kalmadan aynı dili konuşabilmemizin bir yolu da işte bu
edebiyat dernekleridir.

Edebiyat dernekleriyle
kullandığımız dilin ustalıklarını daha yakından görebiliriz. Aynı kelimeleri
kullanmaya başlayabiliriz. Kavga etmeden nasıl tartışılır öğrenebiliriz. Bunun
güzel örneklerinden biri olan Edebiyat ve Patates Turtası Derneği adlı roman, dünya
genelinde büyük bir satış başarısı kazanarak 2018 yılında beyazperdeye de
uyarlandı. Romanda her şey İkinci Dünya Savaşı yıllarında başlar. Guernsey
adası Almanların işgali altındadır. Tam da bu zamanlar, karanlık bir gece bu
vakti, patates turtasını seven birkaç ada sakini birlikte vakit geçirdikten
sonra evlerine gitmek için yola koyulurlar ancak sokağa çıkma yasağı vardır.
Çok geçmeden Alman askerlerine yakalanırlar. Aralarından birinin tutuklanmaktan
kurtulmak için Almanların sosyal dernekleri desteklediğini hatırlayarak akşamki
toplantılarını meşru kılmak için uydurduğu bu dikkat çekici isimle Edebiyat ve
Patates Turtası Derneği doğar. Artık bir araya gelmek için güzel bir sebepleri
vardır. Bu sebep onları hem bir arada tutar hem de daha güçlü yapar. Zamanla Edebiyat
ve Patates Turtası Derneği Alman işgali altındaki Guernsey adasının umuda bakan
yüzü olur.

Edebiyat ve Patates
Turtası Derneği’nin bizlere anlattığı hikayede en çok dikkatimi çeken şeylerden
biri de aynı dili konuşabilmenin ne kadar önemli olduğuydu. Çünkü hangi şehirde
yaşıyor olursam olayım, sokağa çıktığımda, sık sık, iletişim kurmakta zorlanan
insanlar görürüm. Aynı okullara gitmeyen, aynı kitapları okumayan, aynı
şehirlerde büyümeyen, aynı esprilere gülmeyen, aynı üzüntülere kederlenmeyen…
bu insanlar birbirini anlamakta da zorlanıyorlar. Edebiyat ve Patates Turtası
Derneğinin üyelerinin aksine aynı kelimelerle konuşamıyor, birbirlerini
anlayamıyor ve birbirlerinden uzaklaşıyorlar.

Hepimiz Türkçe konuşuyoruz
ama bazen aynı şeyler için farklı kelimeler kullanıyoruz. Mesela birimiz simit
diyor diğerimiz gevrek. Birimiz bilye diyor diğerimiz misket. Aynı şeyleri
söylemeye çalışırken birimiz daha heyecanlı olabiliyor, birimiz ise çekingen.
Bu durumu bir kültür mozaiği olarak görmekte pek ala mümkün ancak hele ki çok
kitap okumuyorsak ve kelime hazinemiz de iyi değilse işte o zaman
çatışmalarımız gereksiz yere alevlenebiliyor ve ayrışabiliyoruz. Oysa Edebiyat
ve Patates Turtası Derneği öyle mi?

Dernek üyelerinin bir yazarla mektuplaşmalarını
ve bir zaman sonra da aynı dili konuşabilmenin o tatlı büyüsü ile bir araya
gelmelerinin ortaya çıkardığı bu güzel hikayeyi izlediğim filmde bir kez daha
edebiyat derneklerinin aynı dili konuşmak ve birliğimizi perçinlemek için güzel
bir fırsat olduğunu gördüm.

Şimdi sıra şu güzel;
sarılı turunculu güz manzaralarına bakarak acaba bu yıl “Bir Edebiyat Derneği” mi
kurmalı diye düşünmeye geldi.