FETÖ’NÜN SİYASİ AYAĞINDA KİMLER VAR?

M. MÜCAHİT KÜÇÜKYILMAZ / CUMHURBAŞKANLIĞI KURUMSAL İLETİŞİM BAŞKANI

(STAR GAZETESİ İNTERNET SİTESİ’NDEN ALINMIŞTIR)

26.05.2018 TARİHLİ YAZI

(KAYNAK LİNKİ: http://www.star.com.tr/acik-gorus/fetonun-siyasi-ayaginda-kimler-var-haber-1346889/ )

FETÖ’nün siyasi ayağında kimler mi var? Mit tırlarını diline dolayanlar, 17 Aralık sonrası, kulağına üflenen illegal tapeleri Meclis kürsülerinden yayınlayanlar, tek misyonu sahte dinleme kayıtlarını yayınlamak olan Karşı gazetesini yönetenler, darbenin parolası olan “Yurtta sulh”u olur olmaz kullanıp başbakan olacağını bağıranlar, 15 Temmuz’da FETÖ’cülerin açtığı koridorda VİP’ten ‘güvenli’ evlere geçip 251 şehidin akan kanını ekrandan izleyenler….

FETÖ’ye yardım ve yataklık suçundan hakkında savcılık soruşturması başlatılan CHP Milletvekili Eren Erdem, parti listesinden aday gösterilmeyince, bir televizyon kanalına bağlandı ve hem FETÖ medyasına verdiği destek hem de MİT tırları ile ilgili devlet sırrı niteliğindeki belgeleri paylaşması konularına açıklık getirdi. Meğer FETÖ’nün 17-25 Aralık sonrası illegal kayıtları deşifre edip yayınlamak için kurdurduğu Karşı gazetesinin başındaki Eren Erdem, FETÖ yapılanmasına destek için yaptığı bütün eylemleri CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan’ın talimat ve bilgisi dâhilinde gerçekleştirmiş! Bütün bu gelişmeler, 24 Haziran seçimlerine giderken FETÖ’nün siyasi ayağına dair tartışmaları alevlendirdi.

FETÖ’nün beş evresi

O halde, bize de FETÖ terör örgütünün kurulduğu 1960’ların sonundan itibaren nasıl bir evrim yaşadığını ve yıllar içinde kendisine nasıl bir siyasi ayak oluşturduğunu kısaca özetlemek düşer. İlk olarak, FETÖ yapılanması 1970’lerde iman hareketi görüntüsü altında faaliyete başladığında, şaşırtıcı bir biçimde Fetullah Gülen, Said Nursi’ye atıflarda bulunuyor ve kitlesine Risale-i Nur okumayı tavsiye ediyordu. Ancak FETÖ, başta Risale-i Nur grupları olmak üzere dindar camianın geleneksel ve köklü hareketlerinden pek yüz bulamamıştı. Zira bu tasavvuf hareketleri ve geleneksel cemaat yapılarının mensupları, Fetullah Gülen’e karşı, belki bilgi düzeyinde olmasa da, sezgi düzeyinde bir soğukluk yaşıyor ve bu his üzerine bir karşı bilinç inşa ediyorlardı.

İkincisi, iman hareketi görünümlü bu yapı, 1980’lerde kendisini bir eğitim-kültür hareketi olarak kodlamayı seçti. Evvela Türkiye’de, ardından dağılan Sovyetler Birliği’nden kopan devletlerde eğitim kurumları açtı. Bu süreçte ise, FETÖ tabanı, Risale-i Nur okumayı yavaş yavaş bırakıp Gülen’in kendi yazdığı kitap ve makaleleri okumaya başladı.

Üçüncü evrede, 1990’lara gelindiğinde ise, FETÖ, kendisini bir sivil toplum hareketi olarak tanıtmaya, ülkenin ve dünyanın önde gelen siyasi, medyatik, dini aktörleriyle hoşgörü, diyalog vb başlıklar altında görüşmeler gerçekleştirmeye girişti. Kitlede ise, Gülen’in kitaplarını okumaktan çok kasetlerini dinleme davranışı belirdi. Zira her ne olursa olsun, okumak soylu bir eylemdi ve göz nuru gerektiriyordu! Dinlemek ise daha kolay ve edilgen bir tavırdı.

Dikkat ederseniz, FETÖ’cülerin hiçbir zaman ana kaynak olan vahiyle sahih bir irtibatları olmadığını, Kur’an-ı Kerim’e karşı hep mesafeli durduklarını görüyoruz. Belki de çok iyi planladıkları 15 Temmuz gecesi çarpılmalarının sebebi buydu!

Dördüncü olarak, 2000’lere gelindiğinde FETÖ yapısı merkezini ve liderini yurt dışına, dünyanın güç merkezi olarak gördüğü ve “Neden 10 yıl önce buraya gelmemişim!” diye hayıflandığı Amerika Birleşik Devletlerine taşıdı. Örgüt kitlesi ise, biraz tedbir ve takiyye amaçlı, biraz da Gülen’in yönlendirmesiyle, Gülen’in kasetlerini de dinlemeyi bıraktı; başkalarının kasetlerine yöneldi! Örgütün, başkalarının hayatını kurcalamayı seven, tecessüs ve takiyyeyi itikat edinen sapık yönü tebellür etmeye başladı.

Bu 30 yıllık evrede FETÖ, siyaset içinden Kasım Gülek gibi hamiler buldu; Kenan Evren, Turgut Özal ve Süleyman Demirel gibi Cumhurbaşkanlarından en üst düzeyde konjonktürel yardımlar gördü. 1980 ve 1990’lar boyunca bütün bu isimlerin de katkısıyla ve özellikle, örgüt elebaşı Gülen’in “Şefaat hakkım olsa onun için kullanırım” diyecek kadar kendisine yakın hissettiği Bülent Ecevit iktidarında devlet içinde kadrolaştı.

Bir devirme hayali…

Bu nedenle, AK Parti 3 Kasım 2002’de iktidara geldiğinde, başta askeriye, emniyet ve yargı olmak üzere, önemli köşe başlarını örgüt militanlarının tuttuğu bir sivil ve silahlı bürokrasi ile çalışmak zorunda kaldı. 15 Temmuz gecesi darbe girişiminde bulunan kurmay heyetinin önemli bir kısmının 1980’lerin sonu, 90’ların başında askeri okullara girmiş militanlardan oluştuğunu hatırlayalım.

Ve beşinci evreye gelindiğinde, yani 2010’larda örgüt, yurt içinde yönlendirdiği Ergenekon operasyonları ve yurt dışında kurduğu bağlantılarla uluslararası bir güç odağı olmaya soyundu. Özellikle Başbakan Erdoğan’ın 2009 Davos çıkışı ve 2010 Mavi Marmara ile sergilediği Siyonizm karşıtı açık tavır, FETÖ’nün tepkisini çekti. Zaten 7 Şubat 2012’den sonra dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan’ın, paralel yapının bir terör örgütü olduğu konusunda kuşkusu kalmadı.

Ancak geniş kitlelerin, Erdoğan’ın bu duruşunu kavraması 17-25 Aralık emniyet ve yargı darbe girişimi sonrası, 30 Mart 2014 seçimlerinin kampanya sürecinde mümkün oldu. Ne var ki, aynı dönemde CHP başta olmak üzere, muhalefetin önemli bir kısmı FETÖ’nün arkasında durmaya, FETÖ ile birlikte Tayyip Erdoğan’ı devirmeye çalışmakla meşguldü. 2013 Haziran ayında patlak veren Gezi kalkışmasından itibaren muhalefet, FETÖ sufleleriyle Erdoğan’ı devirme hayalini siyaset zannederek hareket etti. Nihayetinde 15 Temmuz terörist darbe girişimi yaşanınca, örgütün gerçek yüzü içeride ve dışarıda kimsenin itiraz edemeyeceği bir kesinlikte ortaya çıktı. Fakat 7 Ağustos Yenikapı Mitingi sonrası, Artvin’de CHP Genel Başkanı kendisine yönelik suikast girişiminin ardından sanki fabrika ayarlarına döndü ve “kontrollü darbe”, “senaryo” benzeri ithamlarla bu kez açıktan değil ama daha rafine biçimde FETÖ’ye destek evresine geçti.

O halde, listeye alınmayınca itiraflara başlayan CHP Milletvekili Eren Erdem’in itirafları ışığında FETÖ’nün siyasi ayağını kabaca 9 maddede ortaya serelim.

‘Yurtta sulhçular’

FETÖ’nün siyasi ayağı:

1.Mit tırlarını deşifre edip yabancı istihbarat örgütleriyle işbirliği yaparak diline dolayanlardır.

2.17 Aralık 2013 sonrası, kulağına üflenen illegal tapeleri Meclis kürsülerinden yayınlayarak siyaset yaptığını zannedenlerdir.

3.Tek misyonu sahte dinleme kayıtlarının deşifresini yayınlamak olan Karşı Gazetesini yöneten, finanse eden ve destekleyenlerdir.

4.FETÖ trolü Fuat Avni’yi retweet edip onun ağzıyla Tayyip Erdoğan’ı “yezid, firavun, tiran, diktatör” ilan edenlerdir.

5.Kanaltürk, Samanyolu TV ile Zaman ve Bugün gazetelerinin önüne koşup Tayyip Erdoğan’a hakaretler ederek eylem yapanlardır.

6.15 Temmuz öncesi darbenin parolası olan “Yurtta sulh”u olur olmaz bağlamlarda kullanıp henüz ufukta seçim filan yok-ken Başbakan olacağını bağıranlardır.

7.Yine 15 Temmuz gecesi millet ve lideri darbecilerle savaşırken, FETÖ’cülerin açtığı koridorda VİP’ten “güvenli” evlere geçip 251 şehidin akan kanını ekrandan izleyenlerdir.

8.O zamanki ismiyle Boğaz köprüsünde sabaha kadar bu milleti doğrayan FETÖ darbecileri için “adalet” adı altında Ankara’dan İstanbul’a kadar ihanet yürüyüşü yapanlardır.

9.Velhasıl, Recep Tayyip Erdoğan 17 Aralık 2013’den beri açıkça ilan edip FETÖ ile savaşırken, FETÖ’nün yanında saf tutup Recep Tayyip Erdoğan’a karşı savaşanlardır.

Sonuç olarak FETÖ’nün, bir terör örgütü olduğunu göstermeye başladığı 17-25 Aralık 2013’ten sonra onunla açıktan mücadele etmeye başlayan Tayyip Erdoğan ve AK Parti’yi devirmeye çalışanlar bilerek veya bilmeyerek FETÖ’nün siyasi ayağını oluşturdular. Eski genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un dediği gibi: “2012’den itibaren, herkes Sayın Cumhurbaşkanı’nın FETÖ ile mücadelesine ayak uydursaydı, 15 Temmuz’a gelmezdik!”

Hadi biz biraz daha insaflı davranalım ve 17-25 Aralık 2013 sonrası örgüte destek verenlerin hiçbir mazereti yoktur, diyelim.

15 Temmuz terörist darbe girişimi sonrası FETÖ’ye daha ince biçimde destek verenlerin ise, yatacak yeri yoktur!

Başlığa “FETÖ’nün siyasi ayağını açıklıyorum” demiştik ama aslında benden önce içeriden biri olarak CHP’li Eren Erdem siyasi ayağı itiraf etmiş oldu.

Vesselam.

mmucahit@gmail.com