Hasan Pir
Yarattığı en basit bir mahlûkun en basit bir ihtiyacını bile cevapsız bırakmayan Allah’ın (c.c.), kendisine muhatap olarak yarattığı eşref-i mahlûkat olan insanın “ebedi yaşamak” gibi en büyük bir ihtiyacını cevapsız bırakması düşünülebilir mi?
İnsan için en büyük ihtiyaç; “hiç ölmemek, ebedi yaşamaktır.”
Allah; insanın bu en büyük ihtiyacı için ahiret yurdunu yaratmıştır.
“Oraya, yani ahirete hiç gidip de gelen var mı?” sorusunu zaman zaman duyarız.
Öncelikle bu sorunun mantığını şu olaya benzetmek mümkündür:
Bir anne karnında iki bebek düşünelim. Bunlar birbirleriyle konuşup, sohbet ederken, kardeşlerden biri diğerine “Bizim ağabey ve ablalarımız varmış. On sene önce dünya denilen yere gitmişler. Şimdi orada diğer insanlarla mutlu, bahtiyar bir şekilde yaşıyorlarmış…” Bu sözleri duyan diğer kardeşin; “İnanmam, hiç oraya gidip de gelen var mı?..” şeklindeki itirazı mantıklı bir yaklaşım olur mu?
İşte ahiret için de, “hiç oraya gidip de gelen var mı?” sorusunun mantığı benzer mantık değil midir?
Dünyaya gelen hangi insan tekrar anne karnına, o dar ve karanlık yere dönmek ister ki?..
Ahiret’in dünyaya nispet ve kıyası, dünyanın anne karnına nispet ve kıyası gibidir. Ahiret diyarına göçen insanın tekrar geri dönmesine lüzum kalmayacağı gibi, ihtiyaç da olmayacaktır.
Ahiret; Allah’ın vaat ettiği bir yurt, bir mekân… Mademki Allah, bütün ilahi kitaplarda ve nihayet son olarak da Kur’an’da ahireti yarattığını söylüyorsa o zaman kimin itiraz etmeye hakkı ve haddi olabilir ki…
Allah (c.c.); Peygamberimiz Hz. Muhammed’i (a.s.v.) Miraç gecesinde dünyevi vücudu ile ahiret âlemlerine götürüp, gezdirip, oraları gösterip tekrar geri getirdi. Peygamberimiz de oralarda gördüklerini tek tek sahabelerine anlattı.
PEYGAMBERİMİZ, MİRAÇ YOLCULUĞUNDA NELER GÖRDÜ?
Peygamberimiz Hazreti Muhammed’in dünyevi vücudu ile yaptığı Miraç yolculuğunda neleri gördüğünü Risale-i Nur Külliyatı’nda Miraç Risalesi’nde Bediüzzaman Hazretleri şöyle anlatıyor:
“…Erkân-ı imaniyenin hakaikini gözle görüp, melâikeyi, Cenneti, âhireti, hattâ Zât-ı Zülcelâli gözle müşahede etmek, kâinata ve beşere öyle bir hazine ve bir nur-u ezelî ve ebedî bir hediye getirmiştir…”
“..Sâni-i Mevcudat ve Sahib-i Kâinat ve Rabbü’l-Âlemîn olan Hâkim-i Ezel ve Ebedin marziyât-ı Rabbâniyesi olan İslâmiyetin—başta namaz olarak—esasatını cin ve inse hediye getirmiştir…”
“…Saadet-i ebediyenin definesini görüp, anahtarını alıp getirmiş, cin ve inse hediye etmiştir. Evet, Mirac vasıtasıyla ve kendi gözüyle Cenneti görmüş, saadet-i ebediyenin vücudunun müjdesini cin ve inse hediye etmiştir…”
“…Rüyet-i cemâlullah meyvesini kendi aldığı gibi, o meyvenin her mü’mine dahi mümkün olduğunu cin ve inse hediye getirmiştir…”
Peygamberimiz Hz. Muhammed’in Miraç yolculuğunu binlerce alim yazdıkları kitaplarda geniş olarak anlatmışlardır.
VE SON SÖZ… ORAYA GİDİP DE GELEN VAR…
Her şeye kadir, kudreti sonsuz Allah (c.c.), ahireti yarattığını haber veriyorsa ve Peygamberimiz hayatta iken, dünyevi bedeni ile ve Miraç Mucizesi ile Peygamberimize ahiret alemlerini gösteriyorsa ve Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (a.s.v.) de bu haberi tasdik edip: “Allah (c.c.) beni oralara götürdü, oraları gezdirip, tekrar geri getirdi” diyorsa; ahiretle ilgili olarak tereddüt edip, şüpheler taşımanın ve “Hiç oraya gidip de gelen var mı?” gibi hezeyanlı sözler sarf etmenin bir anlamı olur mu?
İnsana “isteme duygusu” veren ve bu duygu ile birlikte insanın istediği her şeyi yaratmış olan Allah, insanın istediği en önemli şey olan “ebedi yaşamayı ve ebedi yaşanacak olan ahireti” de yaratmıştır. Çünkü Allah (c.c.); “Vermek istemeseydi, istemek vermezdi…”
Unutmamak gerekir ki Ahiret’in varlığı, bütün insanlar için dünyada duydukları en önemli haber ve en güzel müjdedir.
Son söz; “Evet, oraya (Ahirete) gidip de gelen var…Peygamberimiz Hz. Muhammed (a.s.v.), Miraç’da dünyevi vücudu ile Ahirete gitmiş, görmüş ve gelmiştir.”
Bu akşam idrak edeceğimiz Miraç kandilinizi bu vesile ile tebrik ediyorum.
Güzel günler dileğiyle.
