ALİ ÖZDOĞAN
Yaratmak Suç Olsaydı..
Evet, ‘yaratmak suç olarak addedilse ve suçlu aransa’,
Sözüm ona inancı olmayan misâlî bir hukukçu, suçun isnâdı için acabâ kimi arayıp kimi tarif edecektir..
Evet bu hukukçu zat, akıl, fikir, zekâ ve müşâhede kâbiliyetini kullanmak tercihiyle, delil bulmak ve suçluyu aramak adına şu koca kâinâtı inceleyerek hangi konularda yoğunlaşacaktır..
Çalışmalarının sonunda aradığının; Vâhid, Âlim, Kadîr, Rezzak, Rahîm, Kerîm, Hakîm, Hâkim, Âdil, Musavvir, Müzeyyin, Sânî bir kudret olduğunu görüp tarif etmeyecek midir?
***
Bu sıfatlar, kâinat kitabında şuur sahiplerince müşahede edilebilir, âyân ve âşikar iken, inancı olmayan ve yaratma suçlusu arayan hukukçu zat bu sıfatları, ‘hangi körlükle’ görmeyip perdeleyerek, hangi yüzle başka bir adresi işaret edebilecektir, bu ‘irâdî bir akıl tutulması’ olmaz mı?
Bırakın hukuku hukukçuyu, kim olsa; kainattaki bir elden çıkmışlığı, sanatı, intizâmı ikrâmı, ihsanı, ölçüyü anlar, ve bu sıfatları gözlemleyerek onun sahibini işâret eder..
***
Mâsumiyet karinesi, ispat vs, bu kadar net ve göz önünde olaylarda düşünülemez bile..
Hakîkate dönersek, bunları anlayanlar, kendini bu sıfatlarla tarif eden bir yaratıcıyı, kitabını ve o kitabı ilan eden peygamberini kabul etmez mi?
Hem de bu kadar açık ve bu kadar net iken..
***
Pekâla, inanmıyorum, yahut bî-tarafâne kaldım demek, güyâ umarsız, duyarsız fiil ve mimikler sergilemek, yazıp çizmek yâhut kendi kendini bu hakikattan, ‘şeytânî bir tutumla’ uzak tutmak, göstermeye çalışmak, bakmak istemiyorum demek ve kendine ateist vs nam takmakla bu hakikat örtülebilir mi?
Ortada sadece şeytânî, kirli, yalancı ve irâdî bir inat var..
‘Gözünü kapayan kendine gece yapar’ demiş büyükler..
Vesselam..

