Ana Sayfa Arama Yazarlar
Kategoriler
Sosyal Medya

84 Yılın En Yüksek Yağışı Gümüşhane’de de Yaşanırsa Ne Olur?

Hasan Pir İstanbul’da 13-15 Ekim tarihleri arasında etkili olan sağanak,

Hasan Pir

İstanbul’da 13-15 Ekim tarihleri arasında etkili olan sağanak, hayatı kısa sürede durma noktasına getirdi. Dereler taştı, yollar ve alt geçitler suyla doldu; evler, iş yerleri ve araçlar zarar gördü. Can kayıpları yaşandı. AKOM’un açıklamasına göre bu yağış, 1942’den bu yana (84 yıldır) ölçülen en yüksek miktardı. İstanbul’da yaşananlar, şehirlerin böylesi bir yağışa ne kadar hazırlıklı olduğunu yeniden sorgulamamıza neden oldu.

Bu soruyu yalnızca İstanbul için sormak yeterli mi? Elbette değil. Şiddetli yağış her şehrin kapısını çalabilir. Bulundukları konumları yakın mesafede dağlar, yamaçlar ve dere yatakları ile çevrili olan Gümüşhane, Torul ve Kürtün de bu ihtimalin dışında değil. Başka bir şehirde yaşanan felaket, bize kendi coğrafyamızı ve hazırlıklarımızı yeniden düşünmemiz gerektiğini hatırlatıyor.

Üstelik Gümüşhane’nin hafızasında selin ne anlama geldiğini gösteren acı örnekler var. 1990 yılının haziran ayında yaşanan sel felaketi, yağışın kısa sürede nasıl büyük bir zarara dönüşebileceğini ortaya koydu. Geçmişteki taşkınlar dere çevrelerini, evleri, bahçeleri ve ulaşım yollarını etkiledi. Bu yaşanmışlıklar, bugünkü hazırlıkların temelinde yer almalı; yalnızca hatıralarda kalmamalı.

Peki, İstanbul’da yaşanan ölçekte bir yağış Gümüşhane’de, Torul’da ya da Kürtün’de etkili olursa ne olur?

Dağların ve dik yamaçların arasından geçen dereler kısa sürede kabarabilir. Su; taş ve çamuru önüne katarak yerleşim alanlarına, yollara ve geçiş noktalarına yönelebilir. Ulaşım aksayabilir, evler ve iş yerleri zarar görebilir. Yamaçlarda biriken ve depolanan hafriyat malzemelerinin geçen zaman içinde betonlaşması heyelan riskini artırabilir. Bunlar kesin olacak diye dile getirilen senaryolar değil; bölgenin coğrafyası dikkate alınarak önceden değerlendirilmesi gereken ihtimallerdir.

Tehlike yalnızca taşkınla sınırlı değil. Yamaçların suya doyması, toprak hareketlerini ve heyelan riskini de artırabilir. Sel ve heyelan tehlikesi aynı anda ortaya çıktığında müdahale güçleşir. Yolların kapanması, insanların güvenli bölgelere ulaşmasını zorlaştırabilir. Gümüşhane üzerine yapılan afet çalışmaları da risk değerlendirmesinde yağışın yanında eğimin, vadi yapısının, drenaj koşullarının ve dere yataklarındaki yapılaşmanın göz önünde bulundurulması gerektiğini ortaya koyuyor.

Böyle bir ihtimali ciddiye almak için afetin yaşanmasını beklememeliyiz. Taşkın ve heyelan riski bulunan alanlar yeniden incelenmeli, risk haritaları güncellenmeli; dere yatakları ve su geçiş noktaları gözden geçirilmelidir. Yamaçlarda bulunan hafriyat depolama alanlarında hareketlenme olup olmadığı sürekli kontrol edilmeli, köprülerin, menfezlerin, yolların ve yağmur suyu hatlarının yoğun yağış karşısındaki durumu da ilgili kurumlar tarafından birlikte değerlendirilmelidir.

Hazırlık, yalnızca kurumların dosyalarında duran planlardan ibaret olamaz. Vatandaş da yaşadığı bölgedeki tehlikeyi bilmeli; şiddetli yağış sırasında hangi güzergâhlardan uzak duracağını ve acil durumda nereye başvuracağını öğrenmelidir. Kurumların hazırlık planları açık ve anlaşılır biçimde halka anlatılmalı, uyarı ve bilgilendirme yöntemleri önceden belirlenmelidir.

İstanbul’daki sağanak bize afetlerin şehir sınırlarını ve takvimleri beklemediğini gösterdi. Gümüşhane, Torul ve Kürtün için şimdi yapılması gereken, geçmişte yaşananlardan ders çıkarıp bugünün risklerine hazırlanmaktır. Çünkü asıl mesele, böyle bir yağış yaşandığında ne olacağını konuşmak kadar, o gün gelmeden hangi önlemlerin alınacağını da düşünmektir.

Güzel günler dileğiyle.