HASAN PİR
Devlet ile vatandaş arasındaki en temel bağlardan biri dilekçe hakkıdır. Bu hak, sıradan bir idari işlem kolaylığı değil; doğrudan anayasal güvence altına alınmış temel bir haktır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 74. maddesi, vatandaşın dilek ve şikâyetlerini yetkili makamlara doğrudan iletebileceğini açıkça hüküm altına almıştır. Bu noktada altı çizilmesi gereken en önemli ifade “doğrudan” kelimesidir. Çünkü bu hak, aracıya bağlanamaz, sınırlandırılamaz ve keyfî uygulamalarla ortadan kaldırılamaz.
Gümüşhane’de, özellikle köylerde yaşayan vatandaşlarımızın sıklıkla karşılaştığı bir uygulama ise bu anayasal hükmün tam tersine işaret etmektedir. Vatandaş, herhangi bir şahsi işi için veya köyündeki kamusal bir durum ve sorun için bir kuruma başvurduğunda çoğu zaman “Bu dilekçeyi muhtar versin” şeklinde bir yönlendirme ile karşı karşıya kalmaktadır. Bu yaklaşım artık münferit bir durum olmaktan çıkmış, maalesef birçok kurumda yerleşmiş bir alışkanlık hâline gelmiştir. Oysa vatandaşın kendi adına yaptığı başvuruda muhtarın zorunlu kılınması, ne hukuki bir gerekliliktir ne de idari açıdan doğru bir uygulamadır.
Mevzuata bakıldığında da durum nettir. Köy Kanunu başta olmak üzere ilgili düzenlemelerde, vatandaşın şahsi iş ve işlemleri için muhtar aracılığıyla dilekçe vermesini zorunlu kılan açık bir hüküm bulunmamaktadır. Muhtar, köyü temsil eder; köy tüzel kişiliği adına işlem yapabilir. Ancak bireyin yerine geçerek onun şahsi başvurularını yapmak zorunda olduğu yönünde bir düzenleme yoktur. Bu nedenle uygulamada dayanak gösterilebilecek bir zorunluluk da bulunmamaktadır.
Nitekim Kamu Hizmetlerinin Sunumunda Uyulacak Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik’te de kamu hizmetlerine erişimde vatandaşın beyanına güven öncelenmiştir. Bu açıdan bakıldığında, vatandaşların dilekçe haklarını muhtarlar aracılığıyla kullanmasının zorunlu tutulması, sadece anayasal ilkelere değil, aynı zamanda bu yönetmeliğin ruhuna da açıkça aykırıdır.
Gümüşhane’de bazı kamu kurumlarında yaşanan birkaç örnek verelim:
- Köyde ruhsatlı evini yapan bir vatandaşın, evinin önünden geçen derenin taşkın anında evine zarar vermemesi için önlem alınması talebiyle Devlet Su İşleri Şube Müdürlüğü’ne, İl Özel İdaresi’ne veya diğer kurumlara konuyu aktardığında “Köyünüzün muhtarı dilekçe versin” denilmektedir.
- Evine giden köy içi yolun duvarının yapılmasını isteyen vatandaşa da aynı cevap verilmekte, “Dilekçeyi muhtar verecek” denilmektedir.
- KÖYDES Projesi kapsamında, evine giden yoldaki bozulmanın düzeltilmesini talep eden kişiye de “Muhtar müracaat edecek” denilmektedir.
- Şahsi işi olmayıp köyünün genelini ilgilendiren bir yol probleminin çözümü için ilgili kuruma dilekçe veren ya da dilekçesiz, şifahî müracaatta bulunan kişiye de aynı cevap verilmektedir: “Muhtar gelsin.”
- Evine gelen içme suyunun ana borusundaki kırılma sonucu İl Özel İdaresi’nden boru talep eden kişiye de maalesef aynı cevap verilmektedir: “Muhtar bir dilekçe versin.” Bu durum hem onur kırıcı, hem vatandaşı aşağılayıcı, hem de vatandaşı devletimizden küstürücü bir tablodur.
Örnekleri çoğaltmak mümkündür.
İşin en tehlikeli diğer bir noktası da, değerli muhtarlarımızın; -kurumlardan kişi talepleri ile ilgili olarak- kendilerinde olmayan bir dilekçe yetkisine sahipmiş gibi gösterilmesidir. Bunun sonunda, kendisine gelen vatandaşa bir muhtarın “Sen bana oy vermedin, ben de bu konuyu halletmem” demesi ihtimali karşısında ne söylenebilir?
Vatandaşımızın bireyselliğini ve vatandaşlık hukukunu dikkate almayan kurumlar, bu tavırlarıyla anayasal hak olan dilekçe hakkının kullanılmasını engellemekte, devlete doğrudan ulaşımı zorlaştırmakta ve mağduriyetlerin çözümünü geciktirmektedir. Daha da önemlisi, bu tutum anayasal bir hakkın keyfî alışkanlıklarla sınırlandırılması anlamına gelmektedir. Bu noktada mesele, basit bir uygulama hatası değil; açık bir hukuka aykırılık hâlini almaktadır. Vatandaşın dilekçesini kabul etmeyen, onu zorunlu olarak muhtara yönlendiren bir anlayış, kişinin anayasal hakkını kullanımını fiilen engellemiş olur.
Gümüşhane’de bir çok kurumda yaygın hâle gelen bu önemli sorunun artık görmezden gelinmemesi gerekmektedir. Sayın Valimizin bu konuya hassasiyetle yaklaşarak ilgili kurumları uyarması büyük önem taşımaktadır. Vatandaşın anayasal hakkı olan dilekçe verme hakkını engelleyen uygulamaların önüne geçilmesi, hem hukuk devleti ilkesinin gereği hem de kamu yönetimine olan güvenin korunması açısından zorunludur.
Devletin kapısı vatandaşa doğrudan açıktır ve açık kalmak zorundadır. Hiçbir vatandaş; kendi derdini anlatmak, kendi hakkını aramak ve kendi dilekçesini vermek için bir başkasının inisiyatifine bırakılmamalıdır. Dilekçe hakkı devredilemez, sınırlandırılamaz ve hiçbir şekilde aracıya bağlanamaz. Bu gerçeğin sahada da eksiksiz uygulanması artık bir tercih değil, açık bir zorunluluktur.
Vatandaşın talebini ilgili kurumların teknik elemanları inceler. Hâlbuki muhtar, ne bir teknik eleman ne de karar verici bir yöneticidir. Bu nedenle Değerli muhtarlarımızı da bu konularda çok ağır bir sorumluluk altına sokmaya kimsenin hakkı yoktur.
İşin sonu, kurumların anayasal bir hakkı kullandırmaması sonucunu doğurur ki bu süreç adlî ve idari yargıya kadar uzanır.
Güzel günler dileğiyle.
