Mehmet Burak Pir – Tarih Araştırmacısı

15 Şubat 2025 Pazar günü Gümüşhane’nin düşman işgalinden kurtuluşunun 108. yıldönümünü yani Türk’ün şeref ve şanının tüm Anadolu ve Kafkasları dirilttiği, memleketimizin düşman boyunduruğundan kurtulduğu kahramanlık gününü kutlayacağız. Yıllardır söylediğimiz ve şehrimizin ileri gelenlerinin dikkatine sunduğumuz hususları tekrardan dile getirmekte fayda var.
Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşına Girişi
Osmanlı Devleti 20. yüzyılda çeşitli savaşlara girmiş ve bu savaşlar sırasında birçok açıdan büyük ve telafi edilmesi oldukça zor olan kayıplar yaşamıştı. Son olarak 1912-13 yıllarında Balkan Savaşları ile kilometrelerce toprak kaybedilmiş ve yüzbinlerce Türk ana yurtlarını bırakarak İstanbul’a ve Anadolu’nun çeşitli yerlerine göç etmek zorunda kalmıştı. Balkan Savaşları’nın sonucunda Türk milletinin karşılaştığı yıkım ve vahşet bir yana, bu savaşın Osmanlı Devleti’ne yaşattığı ekonomik bunalım da oldukça trajikti.
Avusturya-Macaristan İmparatorluğu tahtının veliahdı arşidük Franz Ferdinand’ın Bosna gezisi sırasında bir Sırp milliyetçisi tarafından öldürülmesi, devletler arasında gergin olan siyaset iplerini kopma noktasına getirdi. Avrupa ülkelerinin birbirlerine peş peşe savaş ilanlarından sonra Ağustos 1914’ün ilk haftasında İngiltere ve Almanya karşı cephelerde birbirlerine savaş ilan etmiş vaziyettelerdi.
Tüm bu gelişmeler yaşanırken Almanya Osmanlı Devleti’ni kendi saflarında savaşa çekmek istiyor, İngiltere ise Osmanlı Devleti’nin tarafsız kalmasını istiyordu. Osmanlı yönetimi ise 2 Ağustos 1914 yılında ilan ettiği genel seferberlik ile ordusunu savaşa hazırlamaya başlamıştı. Seferberliğin ilan edildiği gün Almanya ve Osmanlı Devleti arasında gizli bir ittifak anlaşmasının da imzalandığı gün olarak kayıtlara geçmiştir. Bu anlaşma neticesinde Alman savaş gemileri olan Goeben ve Breslau Türk boğazlarına sığınmış ve Osmanlı Devleti bu gemileri satın alarak isimlerini Yavuz ve Midilli olarak değiştirmiştir. 29-30 Ekim 1914 tarihinde Yavuz ve Midilli gemilerinin liderlik ettiği Osmanlı donanması, Rusya’nın Sivastopol ve Odessa limanlarını bombalamıştır. Bu bombalama olayı sonrasında Rusya’nın Osmanlı Devleti’ne savaş ilan etmesiyle Osmanlı Devleti resmen 1. Dünya Savaşı’na girmiştir. Osmanlı hükümeti savaşın başında tarafsız kalmak istese de, uluslararası devletler arasında Anadolu topraklarının bir pasta gibi uluslararası devletler tarafından dilimlendiği ve paylaşıldığı biliniyordu. Savaşın sonunda galipler arasında yer alarak Anadolu’nun paylaşılmasının engellenmesi ve kaybedilen toprakların geri alınarak devletin yeniden şanlı günlerine kavuşturulması hedeflenmekteydi.
Kafkas Cephesi’nin Açılışı ve Rus İşgali
Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşı’na girmesiyle çeşitli bölgelerde oluşacak cephe hatlarına; Rus orduları ile Osmanlı ordusu arasında yaşanacak çatışmaların ana noktası olan Kafkas (Şark) Cephesi de girmiş oldu. Azap ve Köprüköy gibi bölgelerde yaşanan ilk çatışmalar Osmanlı ordusunun galibiyetiyle sonuçlansa da hızlı toparlanan Rus ordusu 16 Şubat 1916 tarihinde Erzurum’u işgal etmiştir. Erzurum’un işgalinden cesaret alarak ilerleyen Rus birlikleri Erzurum-Bayburt sınırında yer alan Kop Dağı sırtlarında Osmanlı ordusu tarafından durdurulur. Osmanlı ordusu Şubat-Temmuz 1916’da yaklaşık 5 ay boyunca Rus birliklerinin ilerleyişini durdurmayı başarmışsa da özellikle Haziran 1916’da Rus ordusunun bir kanadı Gümüşhane-Trabzon sınırının kuzeydoğu istikametine ilerlemeyi başarır. Kop Dağı sırtlarında Osmanlı direnişi devam ederken Rusların böyle bir hamlede bulunması üzerine 18 Haziran 1916 günü Gümüşhane’de Vehip Paşa, Fevzi Paşa, Binbaşı Halit Bey ve Gümüşhane mutasarrıfı Abdülkadir Bey’in katıldığı bir toplantı düzenlenir. Bu toplantıda Rusların ilerlediği hatta yarma harekatı yapılması planlansa da Rus birlikleri de genel taarruz planı üzerinde çalışmaktadırlar. Ruslar planladıkları bu genel taarruzu bir gecede sessizce uygulamaya koyarlar ve bu beklenmedik ileri harekat karşısında Osmanlı ordusunun Kop Direnişi aniden kırılır, birlikler arasındaki düzen bozulur ve yaklaşık 2 gün içerisinde Bayburt ve Gümüşhane Rus işgaline uğrar.
Gümüşhane’de Yapılan Müdafaa
Düzeni bozulan Osmanlı birlikleri -Gümüşhane halkından eli silah tutan vatandaşların da desteği ile- yüksek rakımlı dağlara çekilmiş ve gayrinizami harp düzenine geçmiştir. Edindiğimiz belgeleri incelediğimizde Osmanlı askerlerinin Gümüşhane’nin yüksek mağaralarına veya köy içlerindeki dere yataklarına yerleşerek Rus birliklerine ani baskınlar verdiklerini görmekteyiz. Dağların da doğal bir set oluşuyla birleşen bu faktörler neticesinde Osmanlı askerlerinin çetin mücadeleleri ile Rus birliklerinin daha fazla ilerleyişi durdurulmuştur. Rus ordusunun ilerleyişinin yavaşlaması, birbirleriyle irtibatları kopan Osmanlı birliklerinin tekrar bir araya gelmesine olanak sağlamıştır. Osmanlı ordusunun süreç içerisinde güçlenmesiyle Rus birliklerine Gümüşhane’de önemli kayıplar verdirilmiş ve Ruslar geri çekilmeye zorlanmıştır.
İşgal döneminde yaşanan en kanlı çarpışmalar; Torul, Kürtün ve Şiran dağlarında yaşanmıştır. 1800 metre rakımdan başlayarak 3331 metre rakıma kadar ulaşan bu geniş ve dağlık arazi yapısının diğer Osmanlı cepheleri arasında başka bir örneği yoktur. Karadeniz’in 3331 metre ile 2. en yüksek noktası olan Gümüşhane Abdal Musa Dağı’nın eteklerine kadar sıçrayan bu çarpışmalar, Rusların bir geçiş noktası olarak gördükleri Gümüşhane’nin işgaline verdikleri büyük önemi gösterirken, Osmanlı askerlerinde ise adeta ‘’vatanseverliğin” simgesi olmuştur. Birinci Dünya Savaşı boyunca Rus birlikleri Gümüşhane’nin merkez ilçesi de dahil olmak üzere 6 ilçe merkezinden 5’ini işgal ederler. Giremedikleri tek ilçe merkezi Şiran’dır. Şiran önlerinde durdurulan Ruslar savaş boyunca Şiran içerisine girememişlerdir.
Gümüşhanemiz, Bayburt, Trabzon ve Erzincan istikametinden aynı anda işgale uğrasa da özellikle Torul, Kürtün ve Şiran ilçelerimizde verilen mücadele sayesinde Rusların Anadolu içinde ilerlemesi önlenmiştir. Bu açıdan bakıldığında Gümüşhane’nin, ‘’Kafkas Cephesi’nin Çanakkale’si’’ olduğunu söylemek verilen bu zorlu ve destansı mücadelemize de bir vefa borcudur. Rusların Anadolu’da gelebildiği son noktalar Torul, Kürtün ve Şiran’ın yüksek rakımlı dağları olmuştur. Bugün bazı çevrelerde sıklıkla duyulan ‘’Rusya’da ihtilal olmasaydı biz buraları kurtaramazdık’’ gibi ifadeler tarihi gerçekliğe uymamaları bir yana Gümüşhane dağlarında ebedi uykularında olan yüzlerce şehidimizin kemiklerini sızlatmaktadır. Gümüşhanemizin pek çok ilçesinde kurtuluş için verilen mücadeleden kalan yerel isimler bile işgale karşı şanlı mücadeleye gölge düşürmek isteyenlere en güzel cevaptır. Kankana ve Kanlıgöl Mevkiileri bu örnekler arasındadır. Değiştirmemiz gereken bir algı da budur.
Şanlı Direnişe Canlı Tanıklık; Kabaktepe Şehitliği
Rusya’da ihtilalin altyapısı Şubat 1917’deki ilk devrimle oluşturulmuş, Ekim 1917’deki 2. devrimle ihtilal tamamlanmıştır. Rusya’daki bu ihtilal neticesinde Osmanlı Devleti ve Rusya İmparatorluğu arasında 18 Aralık 1917’de Kafkasya’da Osmanlı ve Rus birlikleri arasındaki çatışmaları durdurmak için Erzincan Mütarekesi adı verilen bir anlaşma imzalanmıştır. Rusların yükümlülüklerini yerine getirmemeleri ve Ermeni çetecilerin de desteği ile Türk ahaliye zulmedilmesi Enver Paşa’nın anlaşmayı feshetmesine neden olmuş ve Osmanlı ordusuna ileri harekât emri verilmiştir. Böylelikle Rus ve Osmanlı birlikleri arasındaki çatışmalar sanılanın ve iddia edilenin aksine Gümüşhane’de de devam etmiştir. Bunun en bariz örneği bugün Kabaktepe Şehitliği’nde ebedi uykularında olan Yüzbaşı Tosyalı Mehmet’in liderlik ettiği 7 askerimizin yüzlerce Rus askeri ile giriştikleri çatışmalardır. Bu 7 askerimiz 7-8 Şubat 1918 gecesinde Kürtün ilçesinde yer alan Kabaktepe Mevkii’nde konuşlanmış Rus ve Ermeni birliklerine bir gece baskını yapmış, bu baskında birçok düşman askerini öldürmüş ve kendileri de kahramanca şehadet şerbetini içmişlerdir. Sonuç olarak Rusya’da yaşanan Ekim Devrimi ile Kabaktepe Baskını arasında yaklaşık 4 aylık bir süre vardır. Bu durum bize ‘’Rusya’da ihtilal olduğundan buraları kurtarabildik, tek kurşun atmadan buraları geri aldık’’ gibi ifadelerin geçersizliğini bir kez daha göstermektedir. Kabaktepe’de kazanılan bu zafer, işgalci düşman ordusunun Gümüşhane’den sürülmesi için uygun ortamı sağlamış ve ilerleyen Osmanlı birlikleri Kabaktepe Zaferi’nden yaklaşık 1 hafta sonra 15 Şubat 1918’de Gümüşhane’yi düşman işgalinden kurtarmışlardır.
“Birinci Dünya Savaşı’nda Gümüşhane” Kitabını Yazıyoruz
Birinci Dünya Savaşı’nda Gümüşhane’ye dair çalışmalarımıza devam ediyoruz. Halihazırda devam eden bir envanter raporuna ek olarak Rus, İngiliz, Fransız, Alman ve Yunan Arşivleri’nden belgelerin de yer alacağı bir kitap projesi üzerinde 6 yılı aşkın bir süredir emek veriyoruz. Savaş döneminden kalma siper, şehitlik, zeminlik, top mevziisi, karargâh kalıntısı gibi yapıların da aralarında olduğu 280’den fazla yapıyı keşfettik ve keşfetmeye de devam ediyoruz. Yaptığımız çalışmayı tamamladığımızda hazırlayacağımız rapor ve kitap çalışması çerçevesinde Gümüşhane’deki tarihi sit alanlarının sayısını arttırmayı ve daha da önemlisi literatüre yadsınamaz bir katkı sunarak Gümüşhane’nin 1. Dünya Savaşı açısından ne kadar önemli olduğunu ortaya koymayı hedeflemekteyiz. İnşallah hedefimize ulaşır, şehitlerimize ve şehrimize olan borcumuzu bir nebze de olsa ödeyebiliriz.
Kurtuluş Günü Etkinlikleri Daha Canlı Olmalı
Kurtuluş günü etkinlikleri ve diğer meseleler hakkında zaman zaman değindiğim bazı hususları yine gündeme getirmek ve yetkililere bir kez daha arz etmek istiyorum:
Gümüşhanemizin düşman işgalinden kurtuluşunun yıldönümüne yönelik etkinlikler maalesef yıllardır oldukça sönük geçmekte ve bu sebeple aksettirilmesi gereken manevi duygular vatandaşlarımız tarafından hissedilememektedir. Oysaki cumhuriyetimizin ilan edildiği 1923 tarihinden 1980’li yılların ortalarına kadar Gümüşhane’de kurtuluş etkinliklerinin müthiş bir atmosfer eşliğinde yapılıyordu. Yapılan kutlamalarda Gümüşhane’nin sokak aralarında, caddelerde, kalelerde gerek yaya gerekse atlarıyla yüzlerce milisin ve kaçan işgal askerlerinin canlandırılması savaş ortamını birebir yaşatabilir. Saatlerce sürecek olan bu etkinlikler adeta bir açık hava tiyatrosu gibi şehrimizin en ücra köşelerinde bile canlandırılarak 1. Dünya Savaşı’nda işgale uğrayan şehrimizde dedelerimizin ve ninelerimizin zorlu ve destansı direniş hikayelerini anlayabilmemizi sağlar. Bu etkinlikler sırasında şehrin tüm noktalarında mehteran ekiplerinin vereceği konserler de kurtuluş günlerine ayrı bir manevi hava katacaktır. Bunun tam tersine bu heyecanlı ve maneviyatı yüksek kutlamaların yerini kısa süreli ve maalesef o günleri anmaktan uzak alakasız kutlamalar aldı. Geçtiğimiz sene yazmış olduğum yazıya istinaden belediye başkanımızın direktifleriyle yapılan ve o günlerin ruhunu yansıtabilme potansiyeli olan kutlamalar da maalesef tüm emeklere rağmen zaman sıkıntısından dolayı yetersiz kaldı. Bu yılın kutlamalarına dair yapılan duyurularda da maalesef kurtuluş ruhunu yansıtan herhangi bir etkinlik göremedim. Yanıldığımı ve gözümden kaçırdığımı umarak bu kutlamaların güzel geçmesini ve kurtuluş ruhunu yansıtmasını diliyorum. Ayrıca bu kutlamalar yapılırken organizasyon ve koordinasyonun bazı dernek ve vakıflar tarafından değil, doğrudan doğruya valilik ve belediye başkanlığı makamları tarafından yönetilmesinin de oldukça önemli olduğunu vurgulamak isterim.
Şehit Hüseyin Hüsnü Efendi Çok İyi Tanınmalı
İşgal döneminde Gümüşhane’de bir din alimi olan ve Ermeni çetecilerin düzenlediği bir suikast sonucunda şehit edilen Hüseyin Hüsnü (Selçuk) Hoca’nın mezarı bugün Hasanbey Mahallesi’ndedir. Geçen sene gündeme getirmemiz akabinde bir önceki dönem valimiz sayın Alper Tanrısever’in talimatıyla İl Özel İdaresi ekipleri tarafından mezar ve çevresinde birtakım düzenleme çalışmaları yapılmıştı. Bu çalışmalar önemli olsa da maalesef yeterli değillerdir. Mezarlık çevresindeki metruk binaların da bir an önce yıkılması ve mezarlığın şehidimize yakışır bir çevre düzenlemesi ile gün yüzüne çıkarılması önemlidir. Mezarın her sene 15 Şubat ve 18 Mart günlerinde Gümüşhane’deki devlet erkanı tarafından ziyaret edilmesi halkın da mezarlık ve çevresine ilgi göstermesini sağlayacaktır. Bu her husustan önce milli bir görevdir.
Valimiz Sayın Aydın Baruş, Bu Hassas Sorunlara El Atmalı
Bu düzenlemeler aynı şekilde Kürtün Kazıkbeli Yaylası, Kürtün Kabaktepe Mevkii, Merkez Dölek Köyü ve Şiran Günyüzü Köyü’nde ebedi uykularında olan şehitlerimizin defnedildiği şehitliklerimiz için ve halihazırda yaptığımız çalışmalarla yerlerini tespit etmeye çalıştığımız şehitliklerimiz için de gereklidir. Örneğin Kürtün Kabaktepe Şehitliği’nde yer alan mescit maalesef atıl durumdadır. Mescidin günümüz şartlarına uygun bir şekilde yeniden inşası, yeniden inşası mümkün değilse var olan mescidin tamir edilerek yeniden düzenlenmesi gerekmektedir. Kabaktepe Şehitliği’nin yıllar önce yeniden restorasyonu sonrası unutulan eksikliklerden birisi de mescide ait herhangi bir abdesthanenin olmamasıdır. Şehitliğin alt kısmında yer alan ve iki yolu birbirine bağlayan boğazda bir çeşme bulunuyor. Borularla suyun mescide çıkarılması ve mescit yanına bir abdesthane yapılması, şehitliği ziyaret eden vatandaşların ibadetleri için de kolaylık sağlayacaktır. Şehitliğin hemen dibinde daha önceden büyük taşlarla yapılan fakat günümüzde okunamayacak halde olan “Şehitler Ölmez” yazısının tekrardan ve tahrip olamayacak şekilde yeniden düzenlenmesi ve yanına büyük bir Türk bayrağı boyanması hem şehitlerimize olan vefamızı biraz da olsa gösterecek hem de hakim bir noktada olan Kabaktepe’nin diğer küçük tepelerden de fark edilebilmesine ve bölgeye ilk kez gelen ziyaretçilerin şehitliği fark edebilmesine imkan tanıyacaktır. Bu çevre düzenlemeleri yapılırken doğal yapıya zarar verilmemesi gerekir. Husus hakkında valimiz sayın Aydın Baruş tarafından gerekli talimatların verildiğini duyduk. Umuyoruz yapılan çalışmalar da bir an önce tamamlanır.
Şuur Diri Tutulmalı
Yukarıda ismini saydığım şehitlikler maalesef çoğu hemşerimiz tarafından bilinmediğinden unutulmaya da yüz tutmuşlardır. Yukarıda da belirttiğim gibi sayın valimiz başta olmak üzere şehrimiz yönetici ve bürokratlarının zaman zaman bu şehitlikleri ziyaretleri vatandaşlarımızın ziyaretleri için de teşvik edici olacaktır. Ayrıca Gümüşhane Üniversitesi ve Gümüşhane İl Milli Eğitim Müdürlüğümüze de önemli görevler düşmektedir. İki sene önce İl Milli Eğitim Müdürlüğümüz ve İl Jandarma Komutanlığımız koordinasyonuyla çeşitli liselerden öğrencilerimizin yer aldığı gezi ve ders programları düzenlenmiş ve bu programlar öğrenciler tarafından oldukça beğenilmişti. 2025 Kasım ayında yapılan yürüyüş programı da ulusal çapta büyük yankı uyandırdı. Fakat yapılan bu çalışmaların tamamen Gümüşhane’deki kurumlar aracılığıyla yapılması ve başka illerden kurumların organizasyonun ana parçası değil de destekçisi olması daha uygun olacaktır diye düşünüyorum. Bu tarz etkinliklerde Gümüşhane kurumlarının görünürlüğünün ve aktifliğinin az olması maalesef şehrimize yakışmayan bir durum.
Gümüşhane’nin Tarihi Tanımı: “Gümüşhane Kafkas Cephesi’nin Çanakkalesidir’’ İfadesi Olmalı
Fırsat bulduğum her yerde Gümüşhane’nin 1. Dünya Savaşı açısından önemine değinirken “Gümüşhane Kafkas Cephesi’nin Çanakkalesidir’’ ifadesini kullanıyorum. İlk kez 4 sene önceki bir yazımda kullandığım bu ifadeyi 2 sene önce 15 Şubat 2024 tarihinde gazi meclisimizde İstanbul milletvekili hemşerimiz sayın Ersin Beyaz bir anma konuşması yaparak meclis kayıtlarına da geçirmiş oldu. Çok şükür günümüzde de şehrimizdeki herkes bu ifadeyi kullanıyor ve destekliyor oldu. Bu ifade artık doğrudan şehrimizin tanıtımına yönelik bir slogana dönüştürülmeli ve yöneticilerimiz, siyasetçilerimiz, bürokratlarımız, diplomatlarımız, akademisyenlerimiz, öğretmenlerimiz ve öğrencilerimiz bu sloganı mümkün olan her ortamda arttırarak dile getirmelidirler.
Tarihimiz Bir Müze İle Neden Canlı Tutulmasın?
Yukarıda Gümüşhane’nin düşman işgalinden kurtuluşu ile ilgili yapılacak olan etkinliklerde ana organizatörlerin Gümüşhane kurumları değil de Gümüşhane dışındaki kurumlar olmasını eleştirmiştim. Bu eleştirimin birkaç haklı sebebi var. Malum Torul-Tirebolu yolunu kullanan hemşerilerimiz fark etmişlerdir; önceden Tirebolu merkezine girmeden hemen önce yolun sağ tarafında çöp, moloz ve harfiyatların biriktirildiği büyük bir alan vardı. Bu alan birkaç yıl içerisinde yeniden yapılandırıldı. Buraya savaş dönemine dair bir müze ve temsili bir şehitlik yapıldı. 12 Şubat 2025 tarihinde hem Tirebolu’da hem Kürtün’de bahsi geçen Gümüşhane dışı kurumlar ile ortaklaşa bir anma programı yapıldı. Bu anma programında Kürtün’de sadece bir konferans verilirken -konferansta yer alan video görüntülerindeki tarihi bilgi yanlışlarını da bir kenara bırakalım- Tirebolu’da büyük törenler düzenlendi ve temsili şehitlik ziyaret edildi. O gün Kürtün’deki konferansa sadece dinleyici olarak katılan birisi olarak iki ilin ortaklaşa düzenlediği bir etkinlikte şehitlik ziyaretinin neden Kürtün Kabaktepe’de gerçek şehitlikte değil de Tirebolu’da daha önceden farklı amaçlar için kullanılan bir alana yapılan temsili şehitlikte yapıldığını anlamlandıramamış ve açıkçası şehrimiz adına utanmıştım. Üstelik çatışmaların büyük çoğunluğunun Kürtün’de geçtiği de tarihi bir gerçekken şehrimizin bu kadar pasif kalması bir Gümüşhaneli olarak beni derinden üzmüştü. Gelelim müze meselesine; çatışmaların büyük çoğunluğunun yaşandığı Gümüşhane’de neden ‘’1. Dünya Savaşı ve Gümüşhane’’ konseptli bir müze yapılmıyor? Neden daha az çatışmanın yaşandığı komşu ilimizde boş alanlar böyle değerlendirilirken bizim birçok alternatif alanlarımız böyle değerlendirilmiyor? Gümüşhane’de müze tartışmaları devam ederken neden hiçbir siyasimizin ve bürokratımızın aklına ‘’ya Gümüşhane’nin böyle bir tarihi var bunu yansıtmamız gerek’’ fikri gelmiyor? Neden 1. Dünya Savaşı’ndan kalma top mermileri patlatılırken ‘’bunlar o dönemin tanıkları olan objeler, patlatılmadan koruma altına almak için de seçenekler var’’ önerilerimiz görmezden geliniyor? 1. Dünya Savaşı’nda adeta Anadolu’nun bir seti olarak Kürtün, Torul ve Şiran başta olmak üzere bütün dağları toprakları şehitlerimizin kanıyla sulanan Kafkas Cephesi’nin Çanakkalesi olan Gümüşhane’ye -bu işle ilgilenen akademisyenler ve araştırmacıların da desteği ile- böyle bir müze yapılması şehrimiz için güzel ve gurur verici olmaz mı?
Yazımda eleştirilere sıkça yer verdim ama bu eleştirilerimin yıkıcı değil şehrimizin daha iyi bir noktaya gelmesi için belirtilen yapıcı eleştiriler olarak değerlendirilmesini isterim.
Bu notlarımı özellikle ilimize geldiği ilk günden beri Gümüşhanelilerin saygısını ve sevgisini kazanan Sayın Valimiz Aydın Baruş başta olmak üzere milletvekillerimiz sayın Celalettin Köse ve Musa Küçük’e ve belediye başkanımız sayın Vedat Soner Başer’e arz ediyorum.
Birinci Dünya Savaşı’nda hayatını kaybeden tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum. Gümüşhanemizin düşman işgalinden kurtuluşunun 108. yıldönümü kutlu olsun.
