Ana Sayfa Arama Yazarlar
Kategoriler
Sosyal Medya

Gümüşhane Dağlarında Güz Renkleri ve Hasat Telaşı

Yusuf Sadık, Eğitimci Yazar – Gazeteci Eylül rüzgârı Kuşakkaya’nın eteklerinden

Yusuf Sadık, Eğitimci YazarGazeteci

Eylül rüzgârı Kuşakkaya’nın eteklerinden esip Dörtkonak’ın vadilerine indiğinde, tabiatın o hüzünlü ama bir o kadar da bereketli senfonisi başlar. Gümüşhane dağlarında yeşilin binbir tonu, yerini yavaş yavaş sarıya, kızıla ve kahverenginin o ağırbaşlı asaletine bırakır. Gökyüzündeki bulutların rengi değişirken, köylerimizde o eski ve telaşlı kışa hazırlık ritüelleri yeniden canlanır.

Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte sobaların usulca tütmesi, havaya karışan o hafif is kokusu, güzün en samimi habercisidir. Dağ yamaçlarında kuşburnu toplayan ellerin telaşı, dalları yere değen ceviz ağaçlarının etrafındaki o neşeli kalabalık ve elbirliğiyle yapılan işler, bu toprakların değişmez sonbahar tablosudur. Evlerin avlularında kurutulmaya bırakılan meyveler, pestil ve köme için kaynayan kazanlar asırlık bir geleneğin günümüze taşınan izleridir.

Bu bereketli telaşın bir başka yüzü de, yaz boyu sıla hasretiyle memlekete koşan gurbetçilerimizin dönüş yolculuklarında gizlidir. Büyük bir özlemle ata topraklarına gelen, tabiri caizse yılların yorgunluğunu omuzlarında taşıyan “suyu çıkmış limon” misali emekli hemşerilerimiz, artık üretici olmasalar da bu hasat coşkusuna ortak olurlar. Çarşıdan, pazardan ya da eşten dosttan satın aldıkları yerel ürünleri, adeta kendi elleriyle topraktan çıkarmışçasına büyük bir mutluluk ve gururla sahiplenirler.

Eylül ayında terminal manzaraları tam anlamıyla “Gümüşhane usulü bir dönüş” hikayesini anlatır. Neredeyse bir ay boyunca otobüs bagajları; çuval çuval patatesler, kutu kutu pestil ve kömeler, tenekeler dolusu yağlar, peynir bidonları ve çeşit çeşit turşularla dolup taşar. Bagaj yerleştirmek için verilen o tatlı uğraş ve yaşanan yorgunluk, hüzünlü veda manzaralarıyla birbirine karışır. Tıka basa kışlık yiyeceklerle doldurulan o bagajlar, aslında sadece bir erzak nakliyesi değil; büyükşehirlere dönen hemşerilerimizin memleket kokusunu beraberlerinde götürme çabasıdır ve bu tablo, yalnızca Gümüşhane’ye özgü eşsiz bir gelenektir.

Memleketin bu dağ köylerinde sonbahar, sadece dökülen yaprakların hüznü değil; aynı zamanda emeğin, komşuluk dayanışmasının, sıla özleminin ve toprağa duyulan derin şükranın mevsimidir. Vadilerimizden süzülen sonbahar güneşi, sadece kurumakta olan yaprakları değil, içimizdeki o bitmek bilmeyen memleket sevdasını da ısıtır.