NİYAZİ KARABULUT
“Tarihin doğru tarafında yer almak” deyimi, çoğu zaman geleceğin vicdanına sunulmuş açık bir çek gibi kullanılır. Bugün alınan kararların, savunulan fikirlerin ya da sergilenen duruşların yarın tarih sayfalarında nasıl yankılanacağına dair sezgisel bir pusuladır bu. Ancak geçmişin tozlu sayfalarına bakıldığında görülen yalın bir gerçek vardır: Tarih, yalnızca kazananların kalemiyle yazılan bir günlük değil, insanlığın ortak vicdanında süzülen uzun bir muhasebedir.
Tarihin doğru tarafı, konjonktürel güç dengelerinin ya da dönemsel çoğunlukların bulunduğu yer değildir. Belirli bir çağda kitleleri peşinden sürükleyen akımlar, yüzyıllar sonra insanlığın en büyük yanılgıları olarak nitelendirilebilir. Dolayısıyla doğru tarafta durmak, popüler olana teslim olmak değil; insan onurunu, adaleti ve hakikati zamana yenik düşmeyecek değerler olarak savunabilmektir. Sokrates’in mahkeme karşısındaki direnişi, Galileo’nun bildiğini söylemekten vazgeçmeyişi ya da sivil haklar mücadelesinde yalnız kalsa da geri adım atmayanların duruşu, tarihin o anındaki çoğunluğa değil, geleceğin vicdanına yapılan bir yatırımdır.
Bugün kendi çağımızın karmaşası içinde tarihin doğru tarafını seçmek, her zamankinden daha çetin bir zihinsel ve ahlaki sorumluluk gerektiriyor. Gürültülü sloganların, kutuplaşmış söylemlerin ve anlık çıkar hesaplarının arasında doğru tarafı belirleyen temel unsur; merhameti nefrete, adaleti güce, hakikati ise konfora tercih edebilme iradesidir. Zira tarih, güce boyun eğenleri değil, adalet uğruna bedel ödeyenleri haklı çıkarmıştır.
Sonuç olarak, tarihin doğru tarafında durmak bir ayrıcalık veya kitlelerin onayladığı bir etiket değil; kişisel bir ahlak sınavıdır. Geleceğin insanları bu döneme dönüp baktığında, inşa edilen duvarları değil açılan kapıları, haksızlığa karşı sessiz kalanları değil sesini yükseltenleri hatırlayacaktır. Tarihin doğru tarafı, her çağda insan kalabilmeyi başaranların durduğu yerdir.
Tarihin doğru tarafında durmak bilgi sahibi olmayı da gerektirir. Birçok kişi derin analizler yapabilmek ten uzaktır. Moda deyimle büyük resmi tam olarak göremezler, stratejik olarak atılan adımları anlayamazlar. Hatta bu bilgisizlik kişileri düşman saflarına konumlandırabilir. Tarih bunun örnekleriyle doludur.
Kişisel ihtiraslar, bilinçli ihanetler tarihin doğru tarafında durmaya engeldir. Kendi tarihimize baktığımızda çokça misaller karşımıza çıkar. Cem Sultan vakası bunun en sarih misallerinden biridir. Çandarlı Halil Paşanın İstanbul fethine karşı çıkmasını da zikredebiliriz.
Neticede tarihin doğru tarafında durmak ilim ister, irfan ister biraz da nasip meselesidir.


