Ana Sayfa Arama Yazarlar
Kategoriler
Sosyal Medya

Bir Annenin, Dünü İle İçsel Yüzleşmesi: “Kırgın Çocuk”

SOSYOLOG FİGEN KAYMAK Bu yüzleşme yazısı; Benim, senin, onun, bunun

SOSYOLOG FİGEN KAYMAK

İnsanoğlunun içinde, bir zamanlar olduğu küçücük bir çocuk saklıdır. Bazen mızmızlanır, bazen sessizce bir köşeye çekilir. Kimseyi incitmeden, yalnızca fark edilmek ister. İçten içe, “Beni görün,” diye seslenir. Fakat biz çoğu zaman bu sesi duymamayı seçeriz. Çünkü onu görmezden gelmek, onunla yüzleşmekten daha kolaydır.

Oysa o, masum siyah gözleriyle bir köşeden bakıp durur. İçindeki hüzne bir hüzün daha eklenir. Sonra bir tane daha… Derken ruhunun temelleri, üst üste biriken kırgınlıklarla kaplanır. Her gün yaşananları sessizce seyreder, kimseye belli etmeden ağlarsın. Bazen bugünkü hâline, bazen de büyümek zorunda bırakılan o küçük çocuğa…

İnsanların nasıl bu kadar duyarsız olabildiğine içten içe üzülürsün. Bir merdivene oturur, dizlerini kendine çekersin. Kollarını bacaklarına dolayarak küçücük bir alana sığınırsın. Günlerce aynı hâlde kalmak, kimsenin seni fark etmesini beklemek istersin. Belki bir gün biri gelir, yanına oturur ve hiçbir şey sormadan sana sarılır diye…

Zamanını beklersin.

Ama o zaman bir türlü gelmez.

Günler günleri, aylar ayları, yıllar yılları kovalar. Hayat akıp giderken senin içindeki çocuk, aynı merdivende, aynı sessizlikte beklemeye devam eder. Her geçen gün biraz daha umudunu yitirir. Çünkü kimse onu görmemiştir. Daha acısı, sen bile onu görmeyi başaramamışsındır.

Artık kırgındır.

Her şeye, herkese ve en çok da kendisine…

Bunca acıyı yaşamasına rağmen kendisini neden göremediğini anlayamaz. Neden hep kendisini geriye ittiğini, neden başkalarının ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarının önüne koyduğunu sorgular. Yıllarca kendi varlığını ötekileştirmiş, kendi sesini susturmuştur. Bazen içindeki çocuğun varlığını fark etmeye başlasa da onunla yüzleşmeye cesaret edemez. Çünkü en çok kendisinin canını yaktığını bilmektedir.

İnsan, bilmeden incittiği birinden özür dileyebilir. Peki, yıllarca kendi içinde yalnız bıraktığı çocuktan nasıl özür diler?

Hangi söz, yaşanmamış bir çocukluğun yerini tutabilir? Hangi teselli, yılların biriktirdiği kırgınlıkları bir anda silebilir?

İçindeki çocuğu düşündüğünde onu hep aynı yerde görürsün: Bir köşeye çekilmiş, kollarını bacaklarına dolamış, başını dizlerine yaslamış hâlde… Kendi kendine sarılmaktadır. Çünkü bir zamanlar başkasından beklediği şefkati, zamanla kendisine bile çok görmeyi öğrenmiştir.

Kırgınlıkları yalnızca ruhunu değil, bütün bedenini sarmıştır. Boş bir alanda oturur; yalnızlığını, çaresizliğini ve incinmişliğini iliklerine kadar hisseder. Sanki dünya durmuş, bütün sesler susmuş, geriye yalnızca onun sessizliği kalmıştır.

Peki, neden içindeki çocukla yüzleşmek istemiyorsun?

Korkuyor musun?

Belki de onun gözlerine baktığında, yıllardır görmezden geldiğin bütün acılarla karşılaşacağını biliyorsun. Belki de itiraf edemediğin gerçek, onun gözlerinde saklıdır. Evet, sen de onu incittin. Üstelik bunun artık farkındasın.

Özür dilemek bile yetersiz geliyor. Ona yaşattığın duyguların karşısında ne söyleyeceğini, nasıl davranacağını bilemiyorsun. Sana yeniden güvenmeyeceğini, yanına gelmeyeceğini düşünüyorsun.

Haklısın. Artık sana gelmek istemiyor. Oturduğu yerden kalkmaya, yeniden sana inanmayı denemeye gücü kalmamış. Çünkü onun yalnızlığını sen inşa ettin. Onu kalabalıkların içinde bile yapayalnız bıraktın. Başkaları onu incitmiş olabilir; fakat en derin yarayı, kendisini koruması gereken sen açtın.

Şimdi üzgün, kırgın ve yalnız…

Ama hâlâ iyileşmek istiyor.

Artık dayanacak gücü kalmadı. Her geçen gün biraz daha içine kapanıyor, biraz daha sessizleşiyor. Yıllardır beklediği yardım elini uzatabilecek biri var: SENSİN.

Geçmişi değiştiremezsin. Yaşanmamış çocukluğunu yeniden yaşayamaz, kaybettiğin yılları geri getiremezsin. Fakat bugün onun için farklı bir başlangıç yapabilirsin. Zaman akıp gitmiş olsa da aranızdaki bağı yeniden kurabilirsin.

Öyleyse kollarını aç ve ona sarıl.

Hiçbir şey söylemeden, sıkıca sarıl. Kendini anlatmasını bekleme. Neden kırıldığını tek tek açıklamasını isteme. Bazen bir çocuğun ihtiyacı olan tek şey, kendisini anlatmak zorunda kalmadan anlaşılmaktır.

Unutma, o bir kız çocuğu…

Nazlanmak, şımarmak, sevilmek ve ilgi görmek istiyor. Saçlarını okşa, usulca tara, öp, kokla. Bazen hiçbir şey yokken kahkahalar atmasına izin ver. Saklambaç oynayın. Saçlarına renk renk tokalar tak.

Yaramazlıklarına kızmak yerine onunla birlikte gül. Komik hareketler yapın, şakalaşın, eğlenin. Bırak, çocukluğun o saf neşesi içinizde filizlensin.

Onu büyümeye zorlamadan, her şeyi bilmesini beklemeden, sürekli olgun davranmasını istemeden sev.

Ve ne yaparsan yap, önce onu bıraktığın merdivenden kaldır. Çünkü o merdiven yıllarca bekleyişinin, yalnızlığının ve görülmeyişinin simgesidir. Artık orada oturmak zorunda olmadığını ona göster.

Minik kız, artık uyanma zamanın geldi.

Beyaz tenin, siyah kaşların ve kahverengi gözlerinle yeniden hayata bakmaya başlıyorsun. İçindeki o narin kalp, yıllar sonra ilk kez heyecanla atıyor. Senin gibi ince ruhlu, senin gibi kırılgan. Ellerinin yumuşaklığı pamuk gibi… Ama o eller yıllardır sevgiyi, şefkati ve sıcaklığı beklemekten üşümüş.

Gel, avuçlarımın arasına bırak ellerini.

Yıllardır dokunmak istediğin parmaklarını avuçlarımın içine koy. Bırak, kaybolsunlar ellerimin sıcaklığında. Heyecanını hissediyorum. Parmakların parmaklarımın arasında usulca dinleniyor. Sana sarılmaya ne kadar ihtiyacın olduğunu şimdi daha iyi anlıyorum.

Ama ben yıllarca seninle olamadım.

Gözlerimi kapattım; zihnimi, ruhumu, bedenimi susturdum. Hayatın akışına kendimi bıraktım. Seni duymadım, seni görmedim. Bazen başkalarını incitmemek için kendimden vazgeçtim; bazen güçlü görünmek uğruna kırgınlıklarımı içime gömdüm. Oysa her seferinde biraz daha yalnız bıraktım seni.

Şimdi seninle bir olmayı istiyorum.

Gel, kollarımın arasına. Yılların acısını birlikte hafifletelim. Sen bana yoldaş ol. Bana yeniden çocuk olmanın ne demek olduğunu öğret. Nazlanmayı, sebepsizce gülmeyi, küçük şeylerle mutlu olmayı öğret.

Olgun davranmaktan yoruldum. Her şeyi anlamaya çalışmaktan, herkesi düşünmekten, kendi duygularımı ertelemekten yoruldum.

Biraz da ben çocuk olayım. Biraz da ben sevilmeyi bekleyeyim. Her zaman güçlü olmak zorunda kalmadan, bazen yalnızca sarılmak isteyeyim.

Bu kez ellerimizi bırakmayalım. Parmaklarımızı birbirine kenetleyelim. Öyle sıkı tutalım ki yılların alışkanlıkları, korkularımız ve kırgınlıklarımız aramıza giremesin.

Yıllarca birbirimize yabancılaştırdığımız ne varsa, şimdi yeniden bir araya getirelim. Kendimizi ötekileştirmekten vazgeçelim. İçimizdeki çocukla yetişkin hâlimizi karşı karşıya koymak yerine aynı kalbin iki parçası olduğumuzu anlayalım.

Minik Çocuk…

Sen de benimle gelmek istiyorsun, biliyorum. Fakat kırgınlıkların adımlarına engel oluyor. Bana yaklaşmak istiyor, sonra yeniden incinmekten korkarak geri çekiliyorsun. Sana bunu yaşattığım için üzgünüm.

Ne olur, geçmişin acısının bugünkü mutluluğuna engel olmasına izin verme. Sana hemen iyileşmeni, hemen affetmeni ya da hiçbir şey yaşanmamış gibi davranmanı söylemiyorum. Yalnızca bana bir fırsat ver. Bu kez seni dinlememe, duygularını önemsememe ve ihtiyaçlarını görmeme izin ver.

Gel, yılların acısını birlikte hafifletelim.

Sen benim geçmişim değilsin yalnızca; bugünkü varlığımın da bir parçasısın. Seninle barışmadan kendimle bütünüyle barışamayacağımı artık biliyorum.

Birbirimize yoldaş olalım. Sen bana çocukluğun neşesini, ben sana büyüdüğümüzde kendimizi korumayı öğreteyim. Kırgınlıklarımızı sevgiyle saralım, korkularımızı anlayışla karşılayalım.

İçimdeki en önemli vicdan sızısını sona bıraktım…

Güzel çocuk;

Sana hayatın gayesini anlatmadım, anlatamadım. “Biz kimiz, nereden geldik, nereye gidiyoruz, vazifemiz nedir?” sorularını ve cevaplarını anlatmadım.

Bizi yoktan var eden Yüce Allah’ı daha küçük yaşlarda tanımalıydın. Çünkü O bize kendisini mükemmel bir yaratılış sistemiyle tanıtmış. Mukaddes kitabımız Kur’an’la tanıtmış. Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed’le tanıtmış.

Allah’ı tanımanın mutlulukların en büyüğü olduğunu keşke sana ilk günden itibaren anlatabilseydim. Ölüm’ün öldürülemediği bir dünyada asıl olanın Allah’a iman olduğunu, Allah’a ibadet olduğunu ve nihayet Allah’a tevekkül olduğunu anlatabilseydim… Allah’ın bizim için ahiret yurdunu yarattığını anlatabilseydim. Şimdi onun pişmanlığını yaşıyorum. Ama ey çocuk, henüz vakit bitmedi. Ben bu hatamı telafi edip sana artık Allah’ı en güzel şekilde anlatıp O’na ibadet etme zevkini tattıracağım inşallah.

Gel, minik kız…

Ve bu kez birbirimizi yarı yolda bırakmayalım.

Elimi tut.

Kendimize yeniden sevgiyle yelken açalım.

Allah var, gam yok…