Ana Sayfa Arama Yazarlar
Kategoriler
Sosyal Medya
Niyazi KARABULUT
YAZARIN TÜM YAZILARI

Hayat ve ölüm

Niyazi Karabulut

Ölüm hayatın gerçeği, bunu kabullenmek insana müthiş bir rahatlık verir. Yaratıcı böyle takdir etmiş; doğuyoruz, yaşıyoruz ve ölüyoruz.

Doğarken görüşümüzü almadıkları gibi gibi ölürken de bize sorulmayacak. Doğacağımız coğrafyayı, yaşadığımız zaman aralığını, anne babamızı, yüzümüzün çizgilerini, yaşayacağımız çağı biz seçmedik. Ölüm zamanımızı da biz seçmiyoruz. Elimizde olan ne var ki?

Sağlığımız yerindeyse aklımıza ölüm gelmiyor. Yatağa yattığımızda kalkacağımızdan emin bir vaziyette yarın için planlar yapıyoruz. Halbuki insanların çoğu yataklarında ölmüşlerdir. Kalbimizin bir sonraki atışı için bile garantimiz yok.

Doğum kadar, hayat kadar ölüm de bir gerçek. “

O, hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır. O, mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır.” Kur’an-ı Kerim’de ölüm hayatın önünde zikrediliyor. Bunun bize verdiği bir mesaj var.

Ondan geldik yine ona döndürüleceğiz. Ne gerçekleşiyorsa O’nun müsaadesiyle gerçekleşiyor; yaprağın düşüşü de, bir çocuğun ilk ağlayışı da, bir ömrün son nefesi de. “Gaybın anahtarı yalnızca O’nun yanındadır. O’ndan başka hiç kimse onları bilemez. Karada ve denizde olan her şeyi bilir. Bir yaprak düşse mutlaka onu bilir. Yerin karanlığında tek bir dane, canlı ve cansız yoktur ki apaçık bir kitapta olmasın.” (En’âm, 59)

Buna rağmen insan her şeye kendisinin yön verdiğini sanır, hayatının mutlak hakimi kendisiymiş gibi davranır, planlarını kesinleşmiş hükümler gibi okur. Hiç ölmeyecekmiş gibi planlar yapar. Bu kadar sınırlı ve kısıtlı bir varlığın her şeyi yapabileceği, her şeyin kendi elinde olduğu vehmi, haddini bilmemenin ta kendisidir. Kulluğun unutulması yada askıya alınması gibidir.

Bugünün dünyası bu vehmi besleyerek büyütüyor; sen yeterki iste, istersen olur, yeterince çabalarsan hiçbir şey seni durduramaz, deniyor. Halbuki bizi durduracak olan ölüm her an yanıbaşımızda.

Doğum ne kadar haksa ölüm de o kadar haktır.

Birini mutlulukla karşılayıp diğerini felaket sayan ve her ölüm erkendir diyen bizim dar bakışımızdır; ikisi de aynı takdirin sonucu değil mi. Bütün mesele O’nun rızasına ram olabilmektir. Hayatı bize bahşedilmiş bir lütuf olarak görüp O’nun rızasına uygun yaşayabilmektir.

Başımıza gelen musibetleri, sıkıntıları da bu zaviyeden okumak durumundayız. Her sıkıntı bir cezalandırma değildir; kimi zaman insanı kendisine döndüren, neyin kalıcı neyin geçici olduğunu öğreten sessiz bir derstir. Ölüm ise bu derslerin en tesirli olanıdır.

Aslolan iman ve amel üzerine bir ömür sürmek, hidayetten uzaklaşmamaktır; gerisi gelip geçen dünya hayatından başka nedir ki.

“Kimin derdi ahiret ise, Allah onun gönlünü zengin kılar. Dağınık vaziyetini bir araya getirip toplar. Dünya ona boyun eğerek gelir. Kimin derdi dünya ise, Allah onun fakirliğini iki gözünün arasına bırakır. İşlerini dağınık hale getirir. Kendisi için takdir edilen şeyler dışında dünyadan ona bir şey gelmez.” (Tirmizi, Kıyamet, 30/2465)


YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER