Ana Sayfa Arama Yazarlar
Kategoriler
Sosyal Medya

Dertler Mi Önce Yaratıldı, Yoksa Devalar Mı?

Emekli Tabip Albay İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Gündüz Öztürk, hastalıkların

Emekli Tabip Albay İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Gündüz Öztürk, hastalıkların yaratılışı, şifanın kaynağı ve tıbbın inançla ilişkisi üzerine dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. Dr. Öztürk, Hadislerden ve tefsirlerden örnekler vererek, “Devalar dertlerden önce yaratılmıştır.” dedi.

Röportaj: Hasan Pir

– Sayın Doktorum, “Dertler mi önce yaratıldı, yoksa devalar mı?” sorusu uzun yıllardır merak edilen bir konu. Bu soruya nasıl cevap verirsiniz?

Öncelikle şunu ifade etmek gerekir ki, kâinatın yaratılışındaki en önemli gaye, en büyük netice ve en parlak hakikat hayattır. Hayatın her anında ise Cenab-ı Hakk’ın bin bir ismi ile birlikte “Şâfi” isminin de tecellisini görüyoruz.

Şâfi, Allah’ın güzel isimlerinden biridir. Gerçek anlamda şifa veren yalnızca Allah’tır. Rabbimiz, şifayı çeşitli sebepler vasıtasıyla kullarına ihsan eder. İlaçlar ve tedavi yöntemleri sadece birer vesiledir. Şifayı veren ise Cenab-ı Hak’tır. Biz hekimler de hastalarımızın şifa bulmasına vesile olmaya çalışan kişileriz.

– Peki, dertler mi önce yaratıldı, yoksa devalar mı?

Bu soru, tıp dünyasında hem hekim hem de hasta için büyük ve çok zengin bir hazineyi açan altın anahtar gibidir. Pozitif bilim henüz bu soruya kesin bir cevap verebilmiş değildir. Ancak hadis-i şeriflerde, Kur’an tefsirlerinde ve İslam âlimlerinin eserlerinde bu konu ayrıntılı şekilde açıklanmaktadır.

Bu konuda Peygamber Efendimizin (sav) çok önemli bir hadisi bulunmaktadır. Tirmizî’de rivayet edilen hadiste Üsâme bin Şerîk şöyle anlatıyor:

“Bedevîler, ‘Ey Allah’ın Resûlü! Tedavi olmayalım mı?’ diye sordular. Resûlullah (sav) şöyle buyurdu: ‘Ey Allah’ın kulları! Tedavi olunuz. Çünkü Allah, ihtiyarlık hariç hiçbir hastalık yaratmamıştır ki, onun şifasını da yaratmamış olsun.'” (Tirmizî, Tıb, 2, Hadis No: 2038).

Bu hadis, İslam’ın tedaviyi teşvik ettiğini ve her hastalık için Allah’ın bir deva yarattığını açıkça ortaya koymaktadır.

Günümüz müfessirlerinden Bediüzzaman Said Nursî de Risale-i Nur Külliyatı’nda yer alan Hastalar Risalesi‘nin Yirminci Deva bölümünde bu mesele açık bir şekilde izah edilmektedir.

Bediüzzaman burada özetle şu hakikate dikkat çeker:

“Ey derdine derman arayan hasta! Hastalık iki kısımdır. Bir kısmı hakîki, bir kısmı vehmîdir. Hakîki kısmı ise, Şâfi-i Hakîm-i Zülcelâl, küre-i arz olan eczâhâne-i kübrâsında her derde bir devâ istif etmiştir. O devâlar ise dertleri isterler. Her derde bir derman halk etmiştir. Tedâvi için ilâçları almak, istîmâl etmek meşrûdur; fakat tesiri ve şifâyı Cenâb-ı Hak’tan bilmek gerektir. Derdi O verdiği gibi, şifâyı da O veriyor.”

Aynı bölümde, hastalıkların önemli bir kısmının yanlış hayat alışkanlıklarından, israftan, perhizsizlikten, hatalardan ve dikkatsizlikten kaynaklandığı vurgulanırken; mahir hekimlerin tavsiyelerine uymanın da tedavinin önemli bir parçası olduğu, “…hekimlerin tavsiyelerini tutmak, ehemmiyetli bir ilâçtır.” şeklinde vecizane ifade edilmektedir.

– Son olarak vermek istediğiniz mesaj nedir?

Bizi yoktan var eden Yüce Allah, yeryüzünde halife olarak yarattığı insanın hastalığını da, devasını da elbette düşünmüştür. Ne hastalıklar ne de devalar tesadüflere bırakılmamıştır.

Bilim insanlarına düşen görev ise bu büyük kâinat eczanesini araştırmaya devam etmektir. Başta gıdalarımız olmak üzere bitkilerden madenlere, çeşitli sulardan temiz havaya, güneşe kadar Allah’ın insanlığa sunduğu sayısız nimetin içinde henüz keşfedilmemiş pek çok şifa kaynağı bulunmaktadır.

Madem ki devalar dertlerden önce yaratılmıştır; bilim dünyasının görevi, bu ilahi nimetleri araştırarak insanlığın hizmetine sunmak olmalıdır.