Ana Sayfa Arama Yazarlar
Kategoriler
Sosyal Medya
Niyazi KARABULUT
YAZARIN TÜM YAZILARI

Kur’anî Bakış Açısı: Hikmet

Niyazi Karabulut

Kelime olarak Hikmet

Türk Dil Kurumu’na göre; “Bilgelik, neden, gizli neden; Tanrı’nın insan­larca anlaşılamayan amacı, (eski dilde) özlü söz, vecize, (eski dilde) fizik ve (eski dilde) felsefe” de­mektir. (TDK, Türkçe Sözlük hikmet maddesi)

Hikmet kelimesi, “ha-ke-me” fiilinden türeyen bir mastar olup, “hikmet” şekliyle Kuran-ı Kerimde yirmi yerde geçmektedir. Lügatte; “ata gem vurmak”, “herhangi bir şeyi ıslah için menetmek”, “sakındırmak”, “alıkoymak”, “zapt etmek”, “tutmak”, “emretmek” gibi manaları içermektedir.

Arap dili konusunda otorite olan Ibn Manzûr’a göre hikmet Allah’a nisbetle, “en değerli var­lıkları en üstün bilgiyle bilmek” manasına gelmek­tedir. Hikmet ve hüküm kelimeleri “bilmek” (ilim) ve “anlamak” (fıkıh) mânalarında eş anlamlıdır. (Ibn Manzûr, Lisanu’l-Arab “hkm” maddesi) Klâsik sözlüklerde hikmet kelimesinin (çoğulu hikem), “yargıda bulunmak” anlamındaki hükm masdarından isim olduğu belirtilir. Aynca engelle­mek, alıkoymak, gemlemek; sağlam olmak” mana­larına gelen ihkâm mastarıyla anlam ilişkisi kurulur.

(Diyanet Ansiklopedisi, XVII/503) Lûgatta men etmek manasına gelen hikmet, “üze­rine binilen bir hayvanı, sağa sola sapmadan arzu edilen yöne sevketmeye yaradığı için Arapça’da dizgine “Hakeme” veya “hikmet” denilmiştir. (Ragıb el-lsfahanî, Müfredat, Mısır-1961, “hkm” maddesi)

Genellikle insanlan yanlış yollara düşmekten koru­yup, doğru yola ilettiği için düşünceye de hikmet denilmiştir. Bir çek yerde hikmet kelimesi felsefe manasına kullanılmaktadır. Bu bakımdan hikmet kelimesin­de bilmek, anlamak, kavramak ve düşünmek ma­nası vardır. İnsanın faydalı olanı edinip zararlı olan­dan kaçınması için düşünüp taşınmasına hikmet denir. Hikmet, ilim ve kudret gibi hem Allah, hem de insan hakkında kullanılan müşterek sıfatlardan­dır. (Süleyman Uludağ, İslâm’da Emir ve Yasakların Hikmeti, TDV Yay. Ankara-1989, s. 7)

Hikmetin manası

İslamın ilk devirleinden günümüze kadar de­vam eden İslâm’ı anlama çaba ve gayretleri, insanların zeka, anlayış, ve karekterlerine göre değişiklik göstermektedir. İslâm’ı anlama amacıy­la oluşan ilmî ekollerin kendisine has terminolojileri bazen de aynı terimin kendine has yorumla­rı vardır. Hikmet terimi de gerek hayatımızda gerekse dinî lite­ratürümüzde sık kullanılan terim­lerden biridir. Tek bir ekolün sınır­larına sığmayacak kadar kapsamı geniş olan “hikmet” teriminin ede­bî, felsefî, kelâmî, fıkhî ve tasavvufî boyutları mevcuttur.

Hikmet kelimesinin aslı, sefihlikten, fesattan, çirkinlik ve kötülükten alıkoymanın bilgi ve pratiği anlamında gelmiş geçmiş bütün vahiylerhikmet olarak değerlendirilmiştir. Hikmet mastar olarak kötülüğün engellenmesi ve iyili­ğin elde edilmesi anlamlarını içerir. Hü­küm, hükümet ve ahkâm kelimeleri aynı kökten türetilmiştir. Ancak genel anlamının yarar ve her güzel bilgi ile salih amel oldu­ğu söylenebilir. Bu da bilgi (ilim) yanında eylem (amel)in de hikmeti meydana geti­ren temel unsurlardan olduğunu gösterir.

Kuran-ı Kerim, hikmeti kelimenin kökü olan “h-k-m”nin çeşitli kalıplarını kullanarak, evrenin yaratılış gayesini açıklamak, elçilerin gönderiliş amaçlarını ifade etmek, insanın geçmişi ve geleceği hakkında öğüt ve uyarılarda bulunmak, yaşanılan hayatın menfi ve müspet sonuçlanmasının kurallarını belirtmek, bireysel ve toplumsal sorunlara çözüm önerileri sunmak ve yaratılış gayesine uygun birey ve toplum projesini ortaya koymak amaçlı kullanır. Bunları ifade ederken evrenin yaratıcısını hakim, bizzat kendinide hikmetli olma vasfı ile vasıflandırmaktadır. Hakim kelimesi, Kuran’da, hem Allah, hem Kitap, hem de insanlar için kullanılmıştır. Allah için kullanıldığında hükmeden, varlıkları en mükemmel bir ilimle birbirleriyle uyumlu bir şekilde yaratarak düzene koyan ve her şeyi bilen anlamında kullanılmaktadır, Kitap için kullanıldığında ise, ayetleri sağlamlaştırılmış, tahrifattan korunmuş, hükümlerin açıklanması, ayetlerin her türlü çelişki, tutarsızlık ve belirsizlikten uzaklaştırılması anlamında kullanılmıştır.

Istılah anlamı; Ragıb el-lsfahanî, hikmeti; ilim ve akılla hak olanı isabetli olarak kavramaktır, diye ta­riften sonra, “Allah’ın hikmeti, varlıkları en mü­kemmel bir şekilde bilmesi ve yaratmasıdır. İnsa­nın hikmeti ise varlıkları bilip hayırlı işler yapması­dır.” şeklinde iki kısımda tasnif etmiş ve aradaki farkı göstermiştir. (Ragıb, Müfredat, s. 127)

Hikmet; evrenin sırlarını çözmek, ibadetlerin sırrını kavramak, hayatın her aşamasına Allah’ın hükümlerini, kitabını hakim kılmak, O’ndan gelen her şeye gönülden teslim olmak, bunun için çalışmak, eşyanın hakikatini anlamak, baktığı yerde Allah’ın ayetlerini, tecellilerini, isimlerinin cilvelerini görmek, bütün bu cilvelerden geçip ayetleri aşıp Allah’a ulaşmak, bunun yolunu keşfetmek, bu yolda dosdoğru yürümek, kainat kitabıyla, Kuran kitabının ve bunların özü olan insan kitabının aynı olduğunu kavrayıp “yürüyen kitap” olmaktır. Daha doğrusu ilahi güç karşısında beynin kamaşması olarak anlaşılabilir.

Kuranda Hikmet

 “Dilediğine hikmet verir, hikmet verilene ise pek çok hayır verilmiş demektir. Ve bunu ancak üstün akıllılar anlar.” (Bakara-269) Buradaki hikmet kelimesini Mevdudi Tefhim’ul-Kuranda şöyle açıklıyor. “Hikmet”, neyin doğru, neyin yanlış olduğunu ayırmaya yarayan bilgi anlamında kullanılır. O halde hikmet sahibi bir kimse şeytanın dar yollarını değil, Allah’ın geniş yolunu takip eder.

Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel güzel öğütle davet et ve onlarla en güzel şekilde mücadele yap! Çünkü Rabbin, yolundan sapanı en iyi bilendir ve doğru yolda gidenleri en iyi biten de ancak O’dur.” (Nahl-125 )  “Bunlar, Rabbinin sana vahiy yolu ile bildirdiği bazı hikmetlerdir.” (İsra-39)  bu ayetlerde hikmet vahiy manasına kullanılmıştır.

“Derken, Allah’ın izniyle onları tamamen bozdular. Davud, Calut’u öldürdü ve Allah, kendisine hükümdarlık ve hikmet (peygamberlik) verdi ve ona dilediği şeylerden de öğretti. Eğer Allah’ın, insanları birbirleriyle savması olmasaydı, yeryüzü mutlaka bozulur giderdi. Fakat Allah, bütün âlemlere karşı büyük bir lütuf sahibidir.” (Bakara-251)    “Hem mülkünü güçlendirmiş, hem de kendisine hikmet ve hakkı batıldan ayırt etme kabiliyeti vermiştik.” (Sad-20) bu ayette nebiler davranışı olarak kullanılmıştır. Seyyid Kutup bunu şöyle açıklar. Hz. Davud’un hükümranlığı sağlam ve güçlüydü. Hikmet ve sağduyu ile hükümranlığını sürdürüyordu. Ayeti kerimede geçen “faslul-hitap” kavramı onun verdiği hükümdeki tereddütsüzlüğünü ve kesin kararlılığını ifade etmektedir. Bu özellik hikmet ve kuvvet ile bütünleştiğinde insanlık dünyasında yargı ve iktidardaki olgunluğun zirvesini oluşturur.

“Ey Yahya! Kitaba kuvvetle sarıl” (dedik) ve daha çocukken ona hikmet verdik. Hem de katımızdan bir merhamet ve paklık verdik, o çok takva sahibi idi.” (Meryem;12-13)  Bu ayette bilgelik, anlayış, ilim, dinde derin kavrayış manalarında geçmiştir. “Bunlar, kendilerine kitap, hikmet ve peygamberlik verdiklerimizdir. Eğer onlar bunları tanımayıp-küfre sapıyorlarsa, andolsun, biz buna (karşı) küfre sapmayan bir topluluğu vekil kılmışızdır.” Enam-89) Bu ayette de aynı manaya kullanılmıştır.

“Sizin Allah’ı bırakıp da o taptıklarınız, sizin ve atalarınızın uydurduğu birtakım isimlerden başka bir şey değildir. Bunlara tapmanız için Allah hiçbir delil indirmiş değildir. Hüküm ancak Allah’a aittir: O, size, kendisinden başkasına tapmamanızı emretti. İşte dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bunu bilmezler.” (Yusuf-40)  Seyyid Kutup ayetin tefsirinde şöyle diyor:Hüküm koyma yetkisi, sadece ve sadece Allah’ın olmalıdır. İlahlığının her şeye egemen olması gereğince hüküm, sadece Allah’a özgüdür. Zira egemenlik tanrılığın niteliklerindendir. Egemenliğin kendisine ait olduğunu ileri süren, ister bir birey, bir sınıf, bir parti, ister bir grup, bir ulus, isterse uluslararası bir örgüt şemsiyesi altında tüm insanlar olsun; tanrılığın nitelikleri noktasından herkesten önce Allah’a savaş açmış demektir. Tanrılığın baş niteliği durumundaki egemenlik noktasında yüce Allah’a savaş açan ve egemenliğin kendisine ait olduğunu ileri süren, yüce Allah’ı apaçık bir biçimde inkâr etmiştir. Böyle bir kimsenin kâfir olduğu noktasında dinin kesin hükmü için, sadece bu ayetteki ifade bile yeterlidir!”

“De ki: “Onların ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir.” Göklerin ve yerin gaybı O’na aittir. O ne güzel görendir! O ne mükemmel işitendir! Onların, O’ndan başka bir yardımcısı yoktur. O, kendi hükümranlığına kimseyi ortak etmez” (Kehf-26) Allahu teala kendisinin yerlerin ve göklerin hakimi olduğunu bildiriyor. Ondan başka hüküm koyucu olmadığını bildiriyor.

 “Biz sana Kitab (Kur’ân)ı hak olarak indirdik ki, insanlar arasında Allah’ın sana gösterdiği şekilde hüküm veresin. Sakın hainlerin savunucusu olma!” (Nisa-105) Bu ayetin tefsirinde Mevdudi şöyle diyor: Ensar’ın Beni Zafer kabilesinden Te’ame veya Beşir bin Ubeyrik denilen bir adam vardı. Te’ame başka bir ensarın zırhını çalmış ve bir Yahudinin evine gizlenmişti. Bir hırsızlıkla ilgili soruşturma başladığında zırhın sahibi meseleyi Hz. Peygamber’e (s.a) götürdü ve O’na Te’ame’den şüphelendiğini söyledi. Fakat suçlu olan Te’ame, akrabaları ve Beni Zafer kabilesinden birçok kişi işbirliği yapıp suçu, suçsuz olduğunu savunan Yahudinin üzerine yıktılar. Te’ame’nin akrabaları Yahudiye suçlamayı sürdürerek şöyle söylediler: “Hakkın düşmanı olan, Allah ve Rasûlü’ne inanmayan bir Yahudinin sözüne güvenilmez. Oysa biz müslümanız ve güvenilir kişileriz, o halde bizim sözümüze inanılmalı.” Hz. Peygamber (s.a) tabiî olarak, doğru gibi görünün bu iddiadan etkilendi; neredeyse Te’ame’yi beraat ettirip Yahudi aleyhine hüküm verecekti ki bu meseleyi açıklığa kavuşturan bir vahiy aldı. Ayeti Kerime bu olay üzerine nazil oldu.

“Aralarında hüküm vermesi için Allah’a ve Resulüne davet edildiklerinde müminlerin sözü ancak “işittik ve itaat ettik” demeleridir. İşte bunlar asıl kurtuluşa erenlerdir. Her kim Allah’a ve Resulüne itaat eder, Allah’a saygı duyar ve O’ndan sakınırsa, işte asıl bunlar bedbahtlıktan kurtulanlardır.” (Nur,51-52)

 “Hayır! Rabbine andolsun ki iş bildikleri gibi değil, onlar aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp sonra da senin verdiğin hükme karşı içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe iman etmiş olamazlar.” (Nisa-65)

Bu ayeti kerimelerde hüküm peygamberin müminler hakkında verdiği karar olarak belirtiliyor ve müminlerin hiçbir sıkıntı duymaksızın bu hükümleri kabul etmesi isteniyor. Seyyid Kutup bu ayetin tefsirinde şöyle diyor: İşte yüce Allah, Allah’a ve Peygambere inandıkları halde Allah’ın ve Peygamberin sisteminin hakemliğine razı olmayan, tersine bu sistemi benimsemeye çağrılınca ondan köşe-bucak kaçan sözleri, özlerine uymaz kimseleri sözünü ettiğimiz yalın fıtrat mantığına göre yargılıyor, hesaba çekiyor!

Sonuç olarak hikmet, Kuran öncesi ibret dolu, uyarıcı, öğüt verici bütün gaybi, geçmiş haberleri içine alır. Adeta insanlık tarihinde bizi gezdirerek şöyle der: ‘Ey insanoğlu! insanlık tarihine bak. Hangi tecrübelerden geçirildiğini incele ve üzerinde tefekkür et. Hikmet kelimesi, mülk kelimesi ile beraber kullanıldığında, hakimiyet kurmanın ve hükümran olmanın kuramsal ve kurumsal boyutlarını kapsayan bir anlamla karşılaşırız. Kitap kelimesi ile geçtiğinde ise, kitabın lafzını gözetmekle birlikte lafzı aşan, ayetleri derinlemesine idrak eden bir zihniyeti, kavrayışı, bakış açısını anlatır. Tarih içerisinde bunu en güzel şekilde gerçekleştirenler peygamberlerdir ve bunun için de Kuran, hikmetin önderleri olarak elçileri gösterir. Hikmet kelimesinin tek başına kullanıldığı ayetlerde ise hikmet, insana verilen vahiy ve akıl; iki büyük nimet olarak sunulmakla birlikte birbirini tamamlayan bir bütünün parçaları olarak ifade edilmektedir. İnsan hikmete iki şeyle ulaşabilir; birincisi akıl, ikincisi vahiy. Hikmet; aklın tecrübe ile veya aklın vahiyle buluştuğu noktada, söz ve davranışı her türlü kötülük ve fesattan alıkoymak için, insanın iç dünyasını tesiri altına alan her şeyi içine alır. İnsan düşüncesini yönlendiren, etkileyen, düşünce yapısını şekillendirerek, insanoğlunun varlıkla ilişkisini doğru bir biçimde belirleyen ve öğreten tüm bilgi ve çabaları içine alan, insani söz ve fiillerin kaynağıdır. İnsanoğlunun vahiy sinyalleriyle yolunu belirleyip, eşyanın hakikatini anlaması ve ona göre hareket etmesi hikmet olarak kabul edilebilir.


YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER