İstanbul İlim ve Kültür Vakfı (İİKV) tarafından 4–6 Ekim 2026 tarihlerinde İstanbul’da büyük bir katılımla gerçekleştirilen “Küresel Krizlere Kur’ânî Çözümler” başlıklı 13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu’nda konuşan Prof.Dr. Şener Dilek’in hem konuşma videosunu hem de konuşma metnini yayımlıyoruz.
“Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillahi Rabbilâlemîn. Ve’s-salâtü ve’s-selâmü alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli Seyyidina Muhammed.
Bir abimiz, Amerika’da yaşayan Müslüman bir doktora sorar: “Türkiye’de Bediüzzaman Said Nursî diye bir zat var, onu tanıyor musunuz?” Doktor ayağa kalkar ve “Said Nursî’yi tanımayacak kadar lakayt bir Müslüman değilim.” der.

Bu 13. tebliğ, Hazreti Üstad’ın davasının kutsiyetini, hamiyetinin büyüklüğünü ve İslam’a medar güzellikleri çok güzel sergilediği için bu toplantıyı tanzim eden abilerimize, kardeşlerimize minnettarlığımı sunuyorum. Cenab-ı Hak bu manayı küllileştirsin ve ittihad-ı islâm’ın tahakkukuna vesile yapsın.
Üstad’ın hayatını iki cihetten ele almak lazım. Birincisi davası, metaneti, ciddiyeti ve hamiyet-i İslamiyesi; ikincisi de mesleği, meşrebi ve bunların güzellikleridir.
Üstad Hazretleri’nin şöyle bir cümlesi var. Der ki: “Zulümde, fısk ve fücurda, kebairde, büyük günahlarda menhus bir lezzet-i şeytaniye var. Fakat küfürde hiçbir lezzet yok.”
Kendisi şöyle ifade eder: “Kâinatta en büyük dava Risalet-i Muhammediyedir aleyhissalâtü vesselâm. Kâinatın en mühim meselesi, cehenneme karşı kendini hazırlamaktır; imanla kabre girmektir.” Çünkü meselenin kayyumu imandır. İman varsa her şey vardır, iman yoksa her şey biter.
İşte bu sırra mebni Bediüzzaman Hazretleri bütün mesaisini iman hakikatlerine teksif etmiş. “Allah’ı bilmek ve bildirmek, sevmek ve sevdirmek, hakikat-i Kur’an’ı tamim etmek uğruna bütün hayatımı, rahatımı, zevkimi hizmet-i imana ve dava-yı Kur’aniyeye tahsis ettim.” demiştir.
İngiliz Müstemlekat nazırı, Kur’an’ı eline alarak şöyle demiştir: “Kur’an bu Müslümanların elinde kaldıkça biz bunlara hükmedemeyiz. Ya Kur’an’ı onların elinden alacağız veya Müslümanları Kur’an’dan soğutacağız.”
Bu beyanı işitince Bediüzaman hamiyet ve gayretiyle ayağa kalkmış: “Kur’an’ın sönmez ve söndürülmez bir nur olduğunu bütün kâinata tek başıma ispat edeceğim.” demiştir. O hamiyetle hizmet-i imana ve dava-yı Kur’aniyeye gayret göstermiştir.
Öyle bir gayreti, öyle bir hamiyeti vardır ki… Enteresan, şu cümleye bakın: “Saçlarım adedince başlarım olsa, her gün bir başımı kesseler, bu başı zındıkaya, küfr-ü mutlaka teslim etmem. İman hizmetinden asla vazgeçmem.”
Üstad Hazretleri hayatını aşk-ı İslamiyet ve kahramanlık cephesiyle sergilemiştir. Bakın, 28 sene hapis, 11 kere zehirlenme, zindanlar, hapishaneler, sürgünler… Buna rağmen davasından ve hamiyetinden asla taviz vermemiştir. İnşallah bu hakikat kıyamete kadar tahakkuk edecektir; bunu rahmet-i İlahiyeden bekliyoruz.
Onun için, “Ben imanın cereyanındayım, hey efendiler, benim başka maksadım yok. Ben zamanımı, rahatımı ve ömrümü hizmet-i imana ve dava-yı Kur’aniyeye nezrettim. Biz muhabbet fedaileriyiz, husumete vaktimiz yoktur.” diyor.
Kendisine yapılan bütün zulümlere rağmen davasından asla vazgeçmemiştir. Rahmetli Necip Fazıl, bir sohbetinde şöyle söylemiştir: “Herkesin lisanını susturduğu, kalemini kırdığı zamanda yazan tek bir kalem, konuşan tek bir lisan vardı. Bu, Bediüzzaman Said Nursî’ydi, rahmetullahi aleyh.”
Bediüzzaman Hazretleri bu davasını son nefesine kadar götürmüş; 23 Mart 1960’ta rahmete irtihal etmiş, Urfa’da kabre konulmuş. Aradan dört ay sonra 27 Mayıs cuntası gece saat üçte kabrini kırdırıp naaşını çıkarttırmış, bilinmeyen bir menzile götürmüştür. Hayatlarında onunla mücadele edemedikleri gibi ölümünden dahi korkmuşlardır.
Cemil Meriç’in Bediüzzaman değerlendirmesi
Bu manayı çok güzel bir şekilde ifade eden Cemil Meriç, bakın ne söylüyor:
“Müslüman mütefekkir deyince celadetiyle Said Nursî’yi tanıdım. Müslüman mütefekkir deyince celadetiyle Said Nursî’yi tanıdım. Başka tanımadım; hepsi ‘pırt’ deyince kaçan, firar eden insanlar. Hiçbir mücadele olmadı. ‘Giyin’ dediklerini giydik, ‘atın’ dediklerini attık; dili, lisanı mahvettik. Bütün bu cinayetler olurken herkes sustu, pustu, sindi. Tek sesini çıkartan Said Nursî oldu. O konuştukça laikliğin kartondan setleri yıkıldı. Hor görünenler, her şeyini kaybedenler, mukaddesatı çiğnenenler ona akın akın koştu.”
Üstad’ın celadetiyle ilgili çok şey söylemek lazım. Bir de meslek ve meşrebi üzerinde kısaca durmak istiyorum. Bütün bu ihanetlere rağmen, “Biz muhabbet fedaileriyiz, husumete vaktimiz yoktur.” dedi. Kendini sürgüne gönderen, zehirleyen ve kendisine her türlü ihaneti yapanlara karşı da “Ben hakkımı helal ettim.” dedi.
Müsbet hareket ve uhuvvet-i İslamiye
Üstad’ın hizmet tarzında çok dikkat çeken önemli bir husus var: “Biz muhabbet fedaileriyiz, husumete vaktimiz yoktur. Bizim mesleğimiz müsbet hareket etmektir.” Üstad’ın son vasiyet dersi olarak, Emirdağ Lahikası’nda ifade edildiği gibi: “Kan çıkartsalar, nur vereceğiz. Müsbet hareketi Kur’an bize emrediyor.” Sokak, İslam’ın hiçbir meselesini halletmemiştir. Üstad’ın son dersi müsbet hareket etmektir; menfi hareket etmek değildir.
Üstad’ın meşrebinde bu mana öne çıkar. Uhuvvet-i İslamiyenin tesis ve temini noktasından da şu hususları dikkatlere sunar: İmanın kemali tevhittir, Allah’ın varlığını tasdiktir. Uhuvvet-i imaniyenin kemali ise uhuvvet ve muhabbettir. Uhuvvet, İslamiyet’in şahs-ı manevisinin ruh-ı manevisidir.
“Birbirinizi sevmedikçe iman edemezsiniz. Allah’a iman etmedikçe tevhide ulaşamazsınız. Birbirinizi sevmedikçe de gerçek manada iman etmiş olamazsınız.”
Üstad, uhuvvet-i İslamiyenin tesisi noktasında fevkalade büyük gayretler göstermiştir. Onun için meslek ve meşrebi uhuvvet-i İslamiyedir. İttihad-ı İslam’ın bugün farz bir ibadet olduğunun altını çizmiş, talebelerine bu mananın tahakkuku için çeşitli ifadelerde bulunmuştur.
Risale-i Nur’un hizmet tarzı
Risale-i Nur’un mesleğini tahlil ettiğimizde başka bir nokta karşımıza çıkar. Bediüzzaman Hazretleri’nin bütün cihana, İslam dünyasına verdiği en büyük ders, marifet dersi Risale-i Nur Külliyatıdır. Risale-i Nur Külliyatı mühim ve muhteşem bir iman ve hakikat setidir.
Çok kısa ifade edeceğim: Risale-i Nur hayatın bütün tabakalarına hitap ediyor. Gençlere Gençlik Rehberi, ihtiyarlara İhtiyarlar Risalesi, hastalara Hastalar Risalesi, hanımlara Hanımlar Rehberi… İhlas Risalesi, Uhuvvet Risalesi, Kader Risalesi, Haşir Risalesi, Miraç Risalesi, Âyetü’l-Kübrâ, On Dördüncü Lem’a ve İkinci Şuâ…
Hazreti Üstad, İkinci Şuâ için şöyle diyor: “Şu Risale’yi anlayarak ve kabul ederek okuyan, inşallah imanını kurtarır.”
Ve… Ene-Zerre Risalesi, İçtihat Risalesi, Münazarat, Muhakemat, İşarat-ül İcaz ve Peygamberimizi anlatan dört yüze yakın ifade ve beyanlar… Bir de hizmet metotları var.
Hizmet metotları noktasından bakınca Üstad’ın ifadesi şöyledir: “Said yoktur, Said’in ehliyeti de yoktur; konuşan hakikat-i Kur’aniyedir.” Diye hizmete medar metotları, tarzları ve üslupları gayet hakimane bir şekilde ortaya koymuştur.
“Said yoktur, Risale-i nurun şahsı manevisi veli-i kamil hükmündedir”demiş. Risale-i Nur’da şahıs vardır fakat şahsiyetçilik yoktur. Risale-i Nur’da tek bir ferdin istiklaliyeti, infiradı yoktur. Cemaatin şahsı manevisi içerisinde hizmetteki payını ihlasla ve istikametle devam ettirmek manası vardır. Bu cihetle Risale-i Nur fevkalade ehemmiyetlidir.
Risale-i Nur’un hizmet metotlarından çok önemli bir metot şudur: Risale-i Nur şahıs eksenli bir hizmet değildir; okuma eksenli bir hizmettir.
Bugün Anadolu’da ve dünyanın birçok yerinde gece gündüz, 24 saat Risale-i Nur ders halkası ve marifet sofrası devam etmektedir. İnşallah bu mananın kıyamete kadar devam etmesini rahmet-i İlahiyeden bekliyoruz.
Üstad’ın dava ruhu
Evet, Üstad’ın son olarak şu sözleriyle bitirmek istiyorum. Bu sözler Üstad’ın dava ruhunu, İslamiyet’e medar ahlakının yüksekliğini ve Hamiyet-i Kur’aniye noktasındaki şahsiyetini ifade ettiğinden sohbetimi bu cümleyle tamamlamak istiyorum.
Şöyle diyor Üstad:
“Cemiyetin imanı, saadet ve selameti yolunda nefsimi, dünyamı feda ettim; helal olsun. Onlara beddua bile etmiyorum. Çünkü bu sayede Risale-i Nur hiç olmazsa birkaç yüz bin, yahut birkaç milyon kişinin —adedini de bilmiyorum ya— imanını kurtarmaya vesile oldu. Afyon savcısı beş yüz bin demişti. Belki daha ziyade imanını kurtarmaya vesile oldu.
Ölmekle yalnız kendimi kurtaracaktım. Fakat hayatta kalıp da zahmet ve meşakkatlere tahammül ile bu kadar imanın kurtulmasına hizmet ettim. Allah’a binler kerre hamdolsun.
Sonra ben cemiyetin iman selameti yolunda ahiretimi de feda ettim. Gözümde ne cennet sevdası var ne de cehennem korkusu. Cemiyetin, yirmi beş milyon Türk cemiyetinin imanı namına bir Said değil, bin Said feda olsun. Kur’an’ımız yeryüzünde cemaatsiz kalırsa cenneti de bile istemem; orası da bana zindan olur. Milletimin imanını selamette görürsem cehennemin alevleri içinde yanmaya razıyım. Çünkü vücudum yanarken gönlüm gül, gülistan olur.”
Teşekkür ediyorum.”
VİDEO KAYNAK: risalehaber.com
NETİN ÇÖZÜM: gumushanedenhaber.com


