Niyazi Karabulut
Kehanette bulunmak değil ama geleceğe dair tahminlerim teknolojinin insanlığın elinde büyük yıkımların unsuru olacağıdır. Geleceğin çatışmaları dünyanın sınırları dışına çıkarak uzayda, uzay yörüngelerinde ve yapay zekâ destekli sanal ortamlarda yaşanacak. Yapay zekanın emrinde ki veri, algoritma ve hız; klasik güç unsurlarının elini kolunu bağlıyor.
Bu nedenle yapay zeka destekli savunma sanayine yatırım yapmak elzem hale geliyor. Türkiye bu konuda elini çabuk tutanlardan. Sadece bugünün tehditlerine karşı değil; geleceğin hedeflerini belirleyerek ona göre bir yol haritası çiziyor. Öngörü, senaryo ve uzun vadeli planlama bu alanın temelidir. Türkiye bu konuda bana göre oldukça başarılıdır.
Gelecek tesadüfen inşa edilmez. Belirli bir projeksiyona ihtiyaç duyar. Güvenlik de öyle. Bugünden atılan akıllı adımlar, yarının en büyük güvencesidir. Teknolojinin gelecekte nereye varacağını görüp ona göre strateji geliştirmek gerekir. Savunma, yalnızca askeri bir konu değildir. Ekonomiyi, eğitimi, diplomatik gücü ve toplumsal bilinci doğrudan etkiler. Uluslararası literatürde soft power (yumuşak güç) dedikleri budur. Bu yönüyle savunma sanayi, milli bir meseledir. Masada elinizi güçlendirir.
Son zamanlarda öne çıkan “yerli ve millî” kavramı bu alanda oldukça kritiktir. Ancak bu kavram, çoğu zaman bir slogan gibi algılanıyor. Hatta dalga geçiliyor. Oysa yerli üretim, bir slogan değil; uzun soluklu bir süreçtir. Slogana indirgenemez.
Benim yerli ve milliden anladığım teknolojik bir ürünün yazılımının size ait olmasıdır. Yazılım ve kontrol dışındaki unsurların çok uluslu şirketlerden ya da başka ülkelerden temin edilmesi yerliliğe bir halel getirmez. Son zamanlarda düzenlenen teknofest etkinlikleri tam da bu parmak bastığım yazılım konusundaki yerlileşme çabalarının bir sonucudur.
Sürecin en önemli ve kritik unsuru ise nitelikli insan kaynağıdır. Aselsan’da katledilen mühendislerimizi hatırlayın. Mühendislik bilgisi, tecrübe ve kurumsal hafıza olmadan teknoloji üretilemez. İşte teknofest bunu başarmak için atılan bir adımdır. Gerçek yerlilik, fikrin doğduğu noktada başlar. Bir sistemin nasıl çalışacağının kontrolü sizin elinizdeyse, hangi senaryolara cevap vereceğine ve nasıl geliştirileceğine kendiniz karar verebiliyorsanız, işte orada yerlilikten söz edilebilir.
Bu yüzden “yerli ve millî” söylemini bir hedef değil, bir süreçtir. Sihirli değnekle bu günden yarına yapılacak bir şey değildir, sabır ve zaman gerektirir. Çünkü gerçek bağımsızlık, sabırla ve adım adım inşa edilir.


