Ana Sayfa Arama Yazarlar
Kategoriler
Sosyal Medya

Diyanet İşleri Başkanı Arpaguş 13. Bediüzzaman Sempozyumunda Konuştu

İstanbul’da bugün başlayan 13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu’nun açılış oturumunda Diyanet

İstanbul’da bugün başlayan 13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu’nun açılış oturumunda Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Safi Arpaguş bir konuşma yaptı. Prof. Dr. Safi Arpaguş’un İstanbul Taksim Atatürk Kültür Merkezi’nde (AKM) 13. Bediüzzaman sempozyumu açılış oturumunda yaptığı konuşmanın metnini sunuyoruz.

“Saygıdeğer Cumhurbaşkanı Yardımcım, değerli katılımcılar, kıymetli kardeşlerim;

Sözlerimin başında sizleri hürmet ve muhabbetle selamlıyorum.

Bugün burada, çok değerli ilim insanlarının iştirakiyle gerçekleştirilen bu buluşmanın hayırlı neticelere vesile olmasını Cenab-ı Hak’tan niyaz ediyorum.

Muhterem Hazirun;

Bugün insanlık, maddi imkânlar hususunda tarihin belki de en ileri dönemini yaşarken manevi açıdan devasa krizlerin kuşatması altındadır maalesef. Bilim ve teknolojideki baş döndürücü gelişmelere, üretim ve tüketim düzeyindeki artışlara rağmen insanlığın kahir ekseriyeti savaşlara, işgallere, katliamlara, açlık ve yoksulluk gibi sorunlara mahkûm vaziyettedir.

Esasen bugün maddi anlamda gelişme olarak addedilen pek çok yenilik, ne yazık ki fıtrata ve tabiata kasteder hâle gelmiştir. Hukuku, ahlakı ve insan onurunu hiçe sayan yaklaşımlar, yeryüzünde hayatı yaşanmaz hâle getirmektedir.

Hiç şüphesiz tüm bu sorunların temelinde benmerkezci bir hayat tasavvuru ve insanın bitmek bilmeyen güç ve tahakküm arzusu yer almaktadır. Zira bu durum, sınırsız kazanma hırsı ve ölçüsüz tüketme ihtirasıyla insanı adaletten, merhametten, insaf ve vicdandan maalesef alabildiğine uzaklaştırmaktadır.

İnsani ve ahlaki krizlerin küresel ölçekte varlığını sürdürmesi açıkça gösteriyor ki maddi ilerleme tek başına insanlığın huzur ve saadetini temin etmeye yetmemektedir.

Kıymetli Misafirler;

Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’in insanın bu âlemdeki sorumluluğuna ilişkin ortaya koyduğu bütüncül perspektife baktığımızda tüm zamanların kriz ve bunalımlarına en güçlü çözümleri sunduğunu görmekteyiz. Kur’an-ı Kerim’in her bir ayeti, hayatın her boyutunu tüm insanlık için en uygun biçimde düzenlemeyi hedefleyen evrensel bir ilkeyi ve ölçüyü ortaya koymaktadır.

Mesela Cenab-ı Hakk’ın, her cuma toplumumuza yeniden, tekraren ifade ettiğimiz şekliyle, “Şüphesiz Allah adaleti, iyilik yapmayı ve yakınlara yardım etmeyi emreder; hayasızlığı, fenalığı ve azgınlığı da men eder.” buyruğu, adalet, ihsan ve merhamet ekseninde şekillenen hayat ilkelerine ve hayatın tamamını kuşatan evrensel değerlere vurgu yapmaktadır.

Bireysel ahlaktan devlet yönetimine, toplumsal ilişkilerden ekonomik düzene, uluslararası münasebetlerden tabiata karşı sorumluluklara kadar bütün alanları kuşatan bu ve benzeri ölçüler, aynı zamanda İslam’ın mutedil hayat tarzını, hayat tasavvurunu ortaya koymaktadır.

Bu tasavvurun mücessem hâlini ise sünnet-i seniyyede açıkça görmek mümkündür. Zira Allah Resûlü, Kur’an’ın ilke ve değerini bizzat kendi hayatında pratiğe dönüştürmüş ve vahyin rehberliğinde örnek bir toplum ve güçlü bir medeniyet inşa etmiştir.

Kıymetli kardeşlerim;

Yüce dinimiz İslam, çağın sorunları karşısında bize önemli sorumluluklar yüklemektedir. İslam’ın insanı iyileştiren değerlerini ve toplumu iyiliğe sevk eden ilkelerini hayata taşıma ve tüm dünya ile buluşturma görevi hepimizin omuzlarındadır.

Bu bağlamda öncelikle bilgi, hikmet, ahlak ve maneviyat merkezli bir toplum vizyonunu güçlendirmek zorundayız. İnsanın maddi yönü ile maneviyatını dengeleyecek bir tavrı yüceltmek durumundayız. Teknoloji, küreselleşme ve bu modernitenin yol açtığı krizlere karşı insan odaklı, adil ve vicdani bir alternatif sunmak mecburiyetindeyiz.

Diğer yandan özellikle gönül coğrafyamızda yaşanan etnik ve mezhebî gerilimler, siyasi parçalanmışlıklar, ekonomik bağımlılıklar ve kültürel savrulmalar karşısında inanç temelli bir kardeşlik bilincini güçlendirmek mecburiyetindeyiz. Öyle ki bu bilinç, herhangi bir Müslümanın acısını kendi acımız, sevincini kendi sevincimiz ve geleceğini kendi geleceğimiz görmemizi temin edecektir. Kur’an’ın bizden istediği ve Resûl-i Ekrem Efendimizin uğruna mücadele ettiği davanın en önemli veçhelerinden biri de budur.

Bu meyanda 13. Bediüzzaman Sempozyumu’nun çerçevesini çizen “Küresel Krizlere Kur’ani Çözümler” başlığı son derece önemlidir ve anlamlıdır. Açıkçası bu başlığı, geçmişin ihtişamına sığınan bir nostalji çağrısı değil, bilakis çağın değişen şartları içinde Kur’an’ın değişmeyen hakikatlerini yeniden düşünme, çağdaş meselelere sünnetin hikmet deryasından çözümler bulma arayışı olarak görüyorum.

Bilgi ve teknolojiyi ahlakla, kalkınmayı adaletle, özgürlüğü sorumlulukla, farklılığı kardeşlikle ve gücü merhametle buluşturma çabası olarak değerlendiriyoruz. Dolayısıyla bu anlamlı çabayı ve modern çağın kronikleşen sorunlarına kalıcı çözüm bulma arayışını önemli ve kıymetli buluyorum. Bu amaçla ortaya konan tüm gayretleri katından bir inayetle bereketlendirmesini Cenab-ı Hak’tan niyaz ediyorum.

Değerli Hazirun;

İnsani ve ahlaki krizlerin insanlığı kuşattığı tarihin her döneminde fikirleri, eserleri ve aksiyoner kişilikleriyle yeryüzünün huzur ve selameti için mücadele eden şahsiyetler olagelmiştir. Bugün burada adına sempozyum düzenlenen Said Nursi de böyle bir şahsiyettir. O, İslam dünyasının içinde bulunduğu hazin durumu cehalete, ihtilafa ve ümitsizliğe bağlamış; buradan kurtuluşu da ilimde, kardeşlikte ve ittihad-ı İslam’da görmüştür. Müslümanların birbirlerinin eksikliklerini büyütmek yerine müşterek değerler etrafında birleşmeleri gerektiğini savunmuştur.

Bediüzzaman Said Nursi’nin ittihad-ı İslam anlayışı, elbette başkalarına karşı kurulmak istenen bir düşmanlık cephesi değil, bilakis Müslümanların kendi aralarındaki kardeşliği, dayanışmayı, iş birliğini ve ortak sorumluluk bilincini güçlendiren Kur’ani bir vahdet çağrısıdır.

İnanıyorum ki bugün bu çağrıyı güçlendirmek, son birkaç asırdır İslam dünyasının gücünü ve enerjisini sömüren sorunların bertaraf edilmesinin önünü açacaktır. Böylece Müslümanlar sadece bölgesel değil, küresel krizlerin de üstesinden gelebilecek imkânlara kavuşacaktır.

Bu duygu ve düşüncelerle sözlerime son verirken çalışmalarımızın istifadeye medar olmasını temenni ediyorum. Sempozyumun gerçekleşmesinde emeği geçen İstanbul İlim ve Kültür Vakfı’na, dünyanın farklı bölgelerinden bu anlamlı cemiyeti teşrif eden ilim ve fikir insanlarına teşekkür ediyor. Tekrar bu seçkin heyeti hürmet ve muhabbetlerimle selamlıyorum.”