Ana Sayfa Arama Yazarlar
Kategoriler
Sosyal Medya
Niyazi KARABULUT
YAZARIN TÜM YAZILARI

Medeniyet Dili

Niyazi Karabulut

Dil, iletişim vasıtasıdır. İnsan dil ile kendisi dışındaki insanlarla ve diğer varlık alanlarıyla ilişki kurar. İnsanoğlunun tarih boyunca genel ve özel olarak ürettiği düşünce, felsefe, bilim, kültür ve medeniyet toplumun kullandığı dil aracılığıyla diğer insanlara ve sonraki kuşaklara aktarmıştır. İnsanın kimliğini bulması kendinin farkında olması da dil sayesinde gerçekleşir.

Dil kültürü oluşturan önemli bir unsur olduğuna göre dilin yozlaşması kültürün de yozlaşması anlamına gelecektir. Dilin bir kültür aktarıcısı olduğunu söyledik. Bu sebeple diline sahip çıkan milletler, geleceğine de sahip çıkar.

Kültür bir milletin yüzyıllar boyunca eylem ve düşünceleriyle tezahür eden yaşama biçimi olarak kabul edilir. Kültür kavramını hayatın her yönünü düzenleyen bir bilgi birikimi olarak düşünürsek bu birikimin aktarıcısının da dil olduğu gerçeğinden uzak kalamayız.

Toplumun dini, tarihi, duygu ve düşünceleri, edebiyatı, sanatı, felsefesi, müziği, davranış biçimi gibi bütün kültür değerleri dil ile hayat bulur ve geleceğe aktarılır.

Dili değişen bir topluluğun, kültürü, düşüncesi, düşünüş biçimi, töresi ve göreneği de değişir. Bu yüzden dil meselesi topluluklar için hayati önem taşır. Bunun için ‘kamus, namustur’ (Cemil Meriç) denilmiştir.

Bir kültür, etrafındaki diğer kültürleri etkisi altına alarak genişlerse etkilediği ve etkilendiği kültürlerle beraber bir medeniyet ortaya çıkar. Medeniyet milletler üstü kültür değerlerinin, birçok millet tarafından benimsenerek oluşan hayat ve düşünüş tarzıdır. Başka bir deyişle birçok milletin ortak değerleri olarak kabul gören anlayış, davranış ve yaşama biçimidir.

Medeniyet bağlamında dil

Medeniyetleri dünya arenasına taşıyan vasıta da dildir. Onun için medeniyetlerin kendine has dilleri vardır. Medeniyetler ya bir geniş dil üzerinde gelişme gösterirler ya da kendi dilini inşa ederler. Bu bağlamda Osmanlı Türkçesi örneğini verebiliriz.

İslam ilk yayılma alanı olan Arabistan’da ilk önce dile müdahale ederek farklılığını göstermiştir. Rahman kelimesi bunlardan birisidir. “O müşriklere ‘Rahman’a secde edin!’ denildiğinde, ‘Rahman da ne imiş! Bize emrediyorsun diye secde mi edeceğiz?’ dediler ve bu davet onları imandan büsbütün uzaklaştırdı.”(Furkan, 25/60) Ebu Hayyan’ın Mukatil’den yaptığı rivayete göre, “Rahman’a secde edin.” ayeti indiği zaman müşrikler, “Rahman da neymiş?” şeklinde sözler söylemişlerdi. Bunun üzerine, “Rahman, Kur’an’ı öğretti.” (Rahman, 55/1-2)ayeti nazil oldu (Ebu Hayyan, el-Bahru’l-Muhit, 8/187-188).

Arapçada kıtal kelimesi savaş karşılığı olarak kullanılmasına rağmen İslam Cihad kelimesini tercih etmiştir. Medine şehrinin eski ismi olan Yesrib serap kökünden gelmekte. Fakat Müslümanlar burayı Medine’tün Nebi (Peygamber Şehri) veya kısaca Medine olarak isimlendirmişlerdir.

Konstantinopolis, Kostantiniyye adlarıyla anılan şehrin önce İslambol sonrasında da İstanbul ismini almasına da bu perspektiften bakabiliriz.

Medeniyetin ortak dili

Medeniyetler ortak dil kullandıklarında inkişaf etmeleri hızlı olmuştur. İslam dünyasında Arapçanın, batı dünyasında Latincenin ortak dil oluşunu misal gösterebiliriz. Selçuklu ve özellikle Osmanlı Devletinin, İslam medeniyetinin kurucu ve taşıyıcı dili olması sebebiyle Arapçadan yüksek oranda etkilenmiştir.

İslamın doğuşundan günümüze kadar bu ortak dil âlimler tarafından kullanılmıştır. Zemahşeri, Fars asıllı olmasına rağmen Arap dilindeki üstünlüğünü ifade etmek için Ebu Kubeys dağına çıkarak “Ey Araplar gelin, atalarınızın dilini benden öğrenin.” dediği rivayet edilir. Benzer şekilde Türk olan Farabi ve İbn-i Sina, Arap olan İbn-i Rüşd, El- Kindi, Gazali ve Fars olan S. Şirazi, F. Attar, Ö. Hayyam, C. Afgani gibi bilginler eserlerini aynı dille kaleme almışlar ve birbirlerinin birikimlerinden istifade etmişlerdir. Mevlana mesnevisini Farsça yazmış, Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi bütün eserlerini Arapça kaleme almıştır.

İslam medeniyetinin kurucu ve taşıyıcı asıl dili ise Arapçadır. Zihinde meydana gelen mefhumlar dil ile somutlaşmaktadır. Özellikle din alanında ortak dilin kullanılması iletişim kazalarını asgariye indirir. Bu herhangi bir dilin başka bir dile üstünlüğü olarak algılanmamalı. Sonuçta her dil ile ilim yapılabilmektedir. Dini kavramların Arapça olması Arapça birçok kelimenin İslamı kabul eden milletlerin diline girmesini zorunlu kılmıştır. Misal olarak hac, zekât, faiz, helal, haram, cennet, cehennem gibi kelimeleri verebiliriz.

Sonuç

Dil düşüncenin ifadesidir. Zengin ve gelişmiş bir dil olmazsa yeterince derin düşünme gerçekleştirilemez ve bilim yapılamaz. Farklı bir söyleyişle şöyle diyebiliriz. Medeniyet dili bir medeniyeti inşa edecek kadar derin ve geniş olmalıdır. L. Wittgenstein “Dilimin sınırları, dünyamın sınırlarıdır”, der. Bir dilin başka dillerden kelime alması gayet doğaldır ve yadırganacak bir tarafı yoktur. Yadırganacak olan bir dilin başka bir dilin hegemonyası altına girmesidir.


YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER