Ana Sayfa Arama Yazarlar
Kategoriler
Sosyal Medya

Trabzon’da, Gürcistanlı Annenin Bileğinde Gazze’nin Sessiz Çığlığı

Evladı Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Farabi Hastanesi Yoğun Bakım

Evladı Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Farabi Hastanesi Yoğun Bakım Servisi’nde tedavi gören Gürcistanlı bir annenin kolundaki “FREE PALESTINE – Özgür Filistin” yazılı bileklik, hastane koridorlarında insanlığın ortak vicdanına dokunan sessiz bir mesaj oldu. Kendi evladının şifasını beklerken Gazze’deki anneleri unutmayan annenin bu küçük ama anlamlı duruşu, anneliğin dili, milleti ve sınırı olmadığını bir kez daha gösterdi.

Trabzon’da, Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Farabi Hastanesi’nin yoğun bakım servisinde bir anne evladından gelecek güzel haberi bekliyor.

Ülkesinden uzakta…

Dilini tam olarak bilmediği bir şehirde…

Bir hastane koridorunda, bütün anneler gibi gözünü yoğun bakım kapısından ayırmadan, evladı için dua ediyor.

O anne Gürcistanlı.

Fakat kolunda taşıdığı bileklik, onun yüreğinin yalnızca kendi evladıyla sınırlı olmadığını anlatıyor.

Siyah bilekliğin üzerinde iki kelime var:

“FREE PALESTINE…”

Yani:

“Özgür Filistin…”

KENDİ EVLADI YOĞUN BAKIMDAYKEN GAZZE’Yİ UNUTMADI

Bileklik, hastanede bulunan bir Türk Annenin dikkatini çekti.

Bilekliğe ilgi gösterildiğini fark eden Gürcistanlı anne, onu hiç tereddüt etmeden kolundan çıkardı ve hediye etmek istedi. Trabzonlu şair-yazar Ali Özdoğan, bu göz yaşartan anlara şahit oldu. Duygularını sosyal medya hesabından yazdı, paylaştı…

Karşısındaki kişi almak istemese de anne ısrar etti.

Bilekliği verdi.

Belki aynı dili konuşamıyorlardı. Belki birbirlerine uzun cümlelerle duygularını anlatabilecek durumda değillerdi.

Ama o anda kelimelere de ihtiyaç yoktu.

Bir anne, başka anneler için taşıdığı mesajı bir başka insana emanet etmişti.

Üstelik bunu, kendi evladı yoğun bakımda yaşam mücadelesi verirken yapmıştı.

İşte belki de hikâyenin insanın yüreğine en fazla dokunan tarafı buydu.

ANNE NEREDE OLURSA OLSUN ANNEDİR

Annelik bazen bir yoğun bakım kapısında sabaha kadar beklemektir.

Bazen bir çocuğun alnına elini koyup ateşini ölçmek…

Bazen kilometrelerce yol gidip yabancı bir ülkede evladına şifa aramak…

Bazen de kendi acısının tam ortasında başka annelerin acısını unutmamaktır.

Trabzon’daki Gürcistanlı annenin bileğindeki Filistin mesajı, tam da bu nedenle sıradan bir bileklik olmaktan çıkıyor.

Çünkü Gazze denildiğinde akla yalnızca savaşın yıktığı binalar gelmiyor.

Gazze denildiğinde; çocuğunun elinden tutmaya çalışan anneler, hastane kapılarında bekleyen aileler, evlerini kaybeden insanlar, yakınlarından haber almaya çalışan babalar ve çocuklarını hayatta tutabilmek için mücadele eden aileler geliyor.

Bir annenin yüreğindeki korkunun milliyeti olmuyor.

Bir çocuğun gözyaşının dili olmuyor.

Evladını kaybetme korkusu Gürcistan’da da aynı, Türkiye’de de aynı, Gazze’de de…

GAZZE’NİN EN AĞIR YÜKÜ ANNELERİN OMUZLARINDA

Gazze uzun süredir ölümün, yaralanmaların, yıkımın, yerinden edilmenin ve insani dramların gölgesinde yaşamaya çalışan insanların hikâyesini taşıyor.

Her yıkılan evin ardında yarım kalan bir hayat, her hastane koridorunda bir bekleyiş, her çocuk yüzünde dünyanın vicdanına yöneltilmiş sessiz bir soru bulunuyor.

Ve bütün bu ağır tablonun içinde anneler var.

Çocuğunu göğsüne bastıran…

Onu korkudan korumaya çalışan…

Bulabildiği bir lokmayı evladına veren…

Bir hastane kapısında doktorlardan gelecek haberi bekleyen…

Bir mezarın başında dua eden…

Ya da bütün imkânsızlıklara rağmen çocuğuna umut vermeye çalışan anneler…

Belki de Trabzon’da yoğun bakım kapısında bekleyen Gürcistanlı anne, Gazze’deki anneleri bu yüzden yüreğine bu kadar yakın hissediyordu.

Çünkü bir annenin başka bir annenin acısını anlayabilmesi için aynı dili konuşması gerekmiyor.

Anne olmak yetiyor.

KÜÇÜK BİR BİLEKLİK, BÜYÜK BİR VİCDAN

Fotoğrafa bakıldığında yalnızca siyah bir bileklik görülüyor.

Üzerinde kırmızı harflerle:

“FREE PALESTINE.”

Fakat o bileklik şimdi çok daha büyük bir hikâyeyi anlatıyor.

Evladı yoğun bakımda olan bir annenin kendi derdinin içine kapanmayıp, dünyanın başka bir köşesinde acı çeken insanları da hatırlamasını…

Sınırları aşan merhameti…

İnsanlığın ortak vicdanını…

Ve bir annenin kalbinin ne kadar geniş olabileceğini…

Belki Gürcistanlı anne uzun bir konuşma yapmadı.

Belki Filistin üzerine cümleler kurmadı.

Fakat bileğinden çıkarıp verdiği o küçük bileklik, söylenebilecek birçok sözden daha güçlü bir cümleye dönüştü:

“Benim evladım için dua ederken Gazze’nin evlatlarını da unutmayın…”

Farabi Hastanesi’nin bir yoğun bakım koridorunda yaşanan bu küçük hadise, insana büyük bir gerçeği yeniden hatırlattı:

Acının milleti yoktur. Merhametin sınırı yoktur. Annelerin duasının ise dili yoktur.

Bugün Trabzon’da evladına şifa arayan Gürcistanlı annenin duası ile Gazze’de evladını bağrına basan annenin duası aynı göğe yükseliyor.

Biri kendi çocuğu için şifa bekliyor.

Diğeri çocuğunu hayatta tutmaya çalışıyor.

Ve ikisinin de dudaklarında, farklı dillerde söylenmiş olsa bile aynı yakarış var:

“Allah’ım, evladımı koru…”

Belki de o bilekliğin bize bıraktığı en büyük mesaj tam olarak budur:

Bir annenin yüreğinden başka bir annenin yüreğine giden yol için ne pasaport gerekir ne tercüman.

Vicdan yeter.