Röportaj: Av. Fehmi Atay
Röportaj konuğu: Şeyhül Kurra Ramazan Pakdil
Haseki Eğitim Merkezi’nde uzun yıllar görev yapan, yüzlerce Kurra hafız yetiştiren ve yurt içi ile yurt dışındaki Kur’an-ı Kerim yarışmalarında Türkiye’yi hem okuyucu hem de jüri üyesi olarak temsil eden Şeyhül Kurra ve Reis-ül Kurra Vekili Ramazan Pakdil; hayatını, hafızlık yolculuğunu, kıraat ilmini ve unutamadığı hatıralarını Av. Fehmi Atay’a anlattı.

“Kadir Gecesi’nden üç gün önce doğduğum için ismim Ramazan oldu”
F. Atay: Hocam, Ramazan ayında dünyaya gelmenizin isminizin verilmesinde bir etkisi oldu mu?
Ramazan Pakdil: Elbette oldu. Ben 1948 yılında, Uşak İlinin, Merkez Bağbaşı Köyünde Kadir Gecesi’nden üç gün önce dünyaya gelmişim. Rahmetli babam, “Evladım, üç gün sonra gelseydin ismin Kadir olacaktı. Üç gün önce geldin, ismin Ramazan olsun.” demiş. Böylece ismimi Ramazan koymuşlar.

F. Atay: Eski diplomalarınızda soyadınızın “Çırak” olarak yazıldığını görüyoruz. Soyadınızı daha sonra mı değiştirdiniz?
Ramazan Pakdil: Evet. Ailemizin soyadı Çırak’tı. Haseki Eğitim Merkezini bitirip hoca oluncaya kadar ben de bu soyadını kullandım. Yüksek İslam Enstitüsündeyken bazı hocalarımız, öğretmen ve hoca olacağımı söyleyerek soyadımı değiştirmemi tavsiye etmişlerdi. Haseki’yi bitirdikten sonra bu tavsiyeyi hatırladım ve mahkeme yoluyla soyadımı Pakdil olarak değiştirdim. Ailemin diğer fertleri ise Çırak soyadını kullanmayı sürdürdü.


F. Atay: Kaç kardeştiniz?
Ramazan Pakdil: Aslında on kardeştik. Yedi kardeşimiz küçük yaşlarda vefat etti. Hayatta üç kardeş kaldık.
F. Atay: İlk tahsiliniz ve Kur’an eğitiminiz nerede başladı?
Ramazan Pakdil: İlkokulu ve ilk Kur’an eğitimimi Bağbaşı köyünde aldım. Babam hoca dostuydu; hocalara hürmet eder, onları evimize getirir ve ikramda bulunurdu. Bir gün köy hocamız Osman Hoca beni görünce babama, “Osman amca, sen bize çok hizmet ediyorsun. Bu çocuğu bana ver, ben de onu okutayım.” dedi. Babam, köy işlerinde en büyük yardımcısı olduğum için önce razı olmadı. Bunun üzerine hocamız, “Sen buna bir Elif cüzü al. Kuzuların ve öküzlerin peşindeyken dersini çalışsın; bostanda ya da harmanda olduğu zaman bana haber verin, gider dersini orada veririm.” dedi.
Gediz’in Erdoğmuş köyünden olan Osman Hoca sözünü tuttu. Dört ay içinde Elif cüzünü, Amme, Tebâreke Kadsemi Cüzü ve Zâriyât cüzlerini okuttu; Kur’an-ı Kerim’in de yaklaşık yarısını hatmettirdi. Daha sonra gelen köy hocasıyla hatmimi tamamladım. Osman Hoca’yı rahmetle anıyorum.

Köy işlerinden hafızlık eğitimine
F. Atay: Hafızlığa başlamanız nasıl oldu?
Ramazan Pakdil: Uşak’ta yaşayan halam, Kur’an’ı hatmettiğimi duyunca köye geldi. Babama, “Oğlumuzu Uşak’a götürelim. Orada talebeler Kur’an kursuna gidiyor, hafızlık yapıyor. Benim oğlum okula giderken o da Kur’an kursuna gider.” dedi. Babam pek razı değildi çünkü köy işlerinde ona yardım ediyordum. Ancak annem, çocukları yaşamayınca bir evlatları yaşarsa onu okutacaklarına dair söz verdiklerini hatırlatarak babamı ikna etti.
Uşak’a gittim ve hafızlığa başladım. Sekiz ay halamın yanında kaldım. Bahar gelip köy işleri başlayınca babam beni tekrar köye götürdü. Köyde ise hafızlığı sürdürme imkânı yoktu; tarla, bostan, harman ve hayvanlarla ilgilenmek gerekiyordu.
Köyümüzün ilk hafızı olan ve Uşak’ta müezzinlik yapan bir büyüğümüz köye geldiğinde durumu öğrendi. Babama, “Köy şartlarında hafızlık olmaz; bu iş yoğunluk ister.” dedi. Bana Uşak’ta açık bulunan bir müezzinlik ayarladı. Caminin banisi Hacı Torlak beni dinledikten sonra, “Bu çocukta cevher var, bunu işlemek lazım.” dedi. Caminin müştemilatında kaldım; hem müezzinlik yaptım hem de hafızlığımı tamamladım.
F. Atay: Hafızlığınızı tamamladıktan sonra köyünüze imam olmak üzere dönmeniz gündeme gelmiş, değil mi?
Ramazan Pakdil: Evet. Babam, köylünün beni imam olarak istediğini söylüyordu. Hafızlık belgem olmadığı için müftülüğe gittik. Müftü izindeymiş; o gün benim hafızlık hocam müftü vekili olarak görev yapıyordu. Babam onu tanımadığı için müftü zannederek durumu anlattı.
Hocam babama, “Bu çocuk hoca olur, hocaları da okutur; fakat şimdi köyde imam olmamalı. İmam hatip okuyacak, yüksek tahsil yapacak ve hocalara hoca olacak.” dedi. Köyde bana senelik hoca ücreti 60 ölçek buğday verileceğini öğrenince, “Bu çocuğu hafızlığında pişirelim, belgesini verelim ve yatılı imam hatibe gönderelim. Hiçbir yeri kazanamazsa benim köyüm 300 hanedir gelecek yıl kendi köyüme 150 ölçeğe imam yaparım.” diyerek babamı ikna etti. Babam da “Biz cahil insanlarız, bilemiyoruz. Ne yaparsanız yapın.” diyerek beni hocama teslim etti. Böylece kursa döndüm, hafızlığımı pekiştirdim ve belgemi aldım.
“1965 yılında Kestane Pazarı’na girdim”
F. Atay: İzmir’e gidişiniz nasıl gerçekleşti?
Ramazan Pakdil: Uşak’ta tanıştığım hayırsever bir kişi, İzmir Kestane Pazarı’ndaki yakınına mektup yazdı. Şartları öğrenip beni göndermek istedi. Yaşım büyük göründüğü için mahkeme yoluyla yaş tashihi yapıldı. Babam yine köy işleri nedeniyle gitmemi istemedi ama onu ikna ettim. On altı yaşında tek başıma kara trenle İzmir’e gittim. Sınavda Kur’an okudum ve Türkçe bir kitaptan parça okudum. Başarılı bulunarak 1965 yılında Kestane Pazarı’na kabul edildim.
Bir yıl hazırlık okudum. Daha sonra, benim gibi yaş şartı nedeniyle sıkıntı yaşayan öğrenciler için dışarıdan öğretmen tutuldu. Dört yıllık ortaokulu üç yılda tamamlayıp imam hatibin lise kısmına geçtim. Okurken mukabelelere katılıyor, müezzinlik yapıyor ve Kestane Pazarı’nın hizmetlerine katkıda bulunuyordum. Rahmetli Karşıyaka Müftüsü Osman Kara okuyuşumu beğenmiş ve beni idarecilerimizden imam yapmak üzere istemiş, usulen bana da sordular ben de kabul ettim. Yapılan resmî sınavın ardından 1971 yılında Karşıyaka İstasyon Mescidi’nin ilk imamı oldum.
Kıraat ilmine duyulan merak
F. Atay: Kıraat ilmine ilginiz ne zaman başladı?
Ramazan Pakdil: Kestane Pazarı’nda zaman zaman Arap hafızlar dinletilirdi. Onlar bizim bilmediğimiz vecihlerle okuyunca yanlış okuduklarını zannederdim, ve bunu dillendirdim. Bir büyüğümüz bana, “Sen yanlış düşünüyorsun, sen hangi kıraati okuyorsun biliyor musun?” diye sordu. Ben de; Âsım kıraati, Hafs rivayeti üzere okuduğumuzu söyledim. Ve bana bunun dışında başka kıraat ve rivayetlerin de bulunduğunu, bizim bunlardan yalnızca birini okuduğumuzu anlatınca kıraat ilmine merakım uyandı.
Dünya genelinde en yaygın okuyuş Âsım kıraatinin Hafs rivayetidir. Bunun yanında Fas, Tunus ve Cezayir gibi Kuzey Afrika ülkelerinde Nâfi kıraati ile Verş rivayeti; seri okunması gereken bazı yerlerde ise Kālûn rivayeti de okunur, Kuzey Afrika’da bazı bölgelerde de EBU AMR KIRAATI okunur. Kıraat ilmi, İslam ülkelerinde bir ihtisas ilmi olarak okutulmuştur. Ülkemizde medreselerin kapatılmasıyla zayıflamış olsa da eski hocalarımız; yasaklanma, karakola götürülme ve cezalandırılma risklerine rağmen eğitimi sürdürerek bu geleneğin kopmasını önlemiştir.
Kıraat ilminin kesintisiz biçimde okutulduğu merkezlerin başında Mısır gelir. İstanbul’da bu ilmin yaygınlaşmasında, Mısır’dan getirilen iki üstadın önemli yeri vardır. Önce İstanbul tariki üstadı Ahmed el-Mısrî El Meyseri, yaklaşık bir asır sonra da Mısır tariki üstadı Ali el-Mansûrî İstanbul’a getirilmiştir. Böylece her iki tarik de ülkemizde öğretilmeye devam etmiştir.
(Röportajın bu bölümünde Ramazan Pakdil, Nâfi kıraatinin Kālûn ve Verş rivayetleri arasındaki farklılıklara ilişkin kısa tilavet örnekleri sundu. Medlerin uzunluğunu parmak hareketleriyle gösteren Pakdil, bir elif miktarının bir parmağı kaldıracak kadar geçen süreyle öğretildiğini ve bu yöntemi hocasından gördüğü şekliyle talebelerine aktardığını anlattı.)
İstanbul ve Abdurrahman Gürses’le başlayan uzun yolculuk
F. Atay: İstanbul’a ne zaman geldiniz ve Üstadınız Abdurrahman Gürses’le nasıl tanıştınız?
Ramazan Pakdil: 15 Aralık 1972’de İstanbul Çarşamba’daki İmam Hatip Okuluna geldim. Aynı zamanda Kadıköy’de görev yaptığım için ulaşım oldukça zordu. Hem yüksek tahsil yapmak hem de kıraat hocası bulmak istiyordum.
O yıl Abdurrahman Gürses Hocamız, okul müdürünün davetiyle talim dersi vermek üzere fahri hoca olarak İmam Hatip Okuluna geldi. İlk dersine katılamadım. Talebeler, “Meşhur bir kurra hoca geldi, talim okutuyor; son derse hocalar bile katılıyor.” deyince aradığım hocanın o olduğunu düşündüm. İlk dinlediğim derste, “Benim hocam budur; inşallah onu bırakmayacağım.” dedim.
İstanbul İmam Hatipte Müzekkâ Gürbüz’den; Yüksek İslam Enstitüsünde ise Prof. Dr. İsmail Karaçam’dan Kur’an dersleri aldım. Bu hocalarımızın okuyuşumun ve Kur’an ilmimin gelişmesinde önemli rolleri oldu.
F. Atay: Abdurrahman Gürses sizi kıraat eğitimine hemen kabul etti mi?
Ramazan Pakdil: Herkese kıraat okutulmadığını söyledi ve beni imtihan etti. Hıfzımı ve okuyuşumu iyi buldu. Talim aldığım hocanın kendi talebesi olduğunu öğrenince, “Bu benim ağzım.” dedi. Arapçamı ve tecvit bilgimi de sordu. Şartları taşıdığımı görünce hemen başlattı.
Hocamızla önce infirat usulüyle başladık. İbn Kesîr kıraatiyle beş sayfa infirat okuduktan sonra seb‘a ve ardından aşere usulüne geçtik. Aşereyi büyük ölçüde ezberden okudum; yalnızca uzun ve zor ayetleri yazdım. Takrip okumak için Abdurrahman Hocamın tavsiyesi ile Haseki’ye müracaat ettim, Aşere bitirme imtihanını kazandım, Takrip’i Haseki’de okumak için kabul edildim. Takrip çalışmasında ise tuttuğum defterler yıllarca emeğimin ve göz nurumun birikimi oldu.
Haseki’de hoca olduğumda diğer arkadaşların defterleri bulunduğunu, benim ise aşereyi ezberden okuduğum için defterimin olmadığını gördüm. Bunun üzerine talebelerime ders vermeden önce kendi hocalık defterimi hazırladım; ardından aynı konuları talebelerimle işledim.
“Kıraat ilmi üstatsız öğrenilmez”
F. Atay: Bu defterler ve kaynaklar üzerinden kıraat ilmini internetten öğrenmek mümkün mü?
Ramazan Pakdil: İki ilim üstatsız olmaz: Kıraat ilmi ve tasavvuf ilmi. Bir kişinin önüne kıraat defterlerini ve kaynak kitapları koysanız, Arapçası da iyi olsa yine de tek başına kıraat okuyamaz ve okutamaz. Bu ilim mutlaka bir üstadın rehberliğinde öğrenilmelidir.
F. Atay: Aşere ve takrip nedir?
Ramazan Pakdil: Aşere, on kıraat imamı ile onların ikişer ravisinin kıraat farklılıkları dikkate alınarak yapılan eğitimdir. Takripte ise ravilerin ravileri ve tarikler arasındaki farklılıklar da ele alınır; ayrıntı ve teferruat daha fazladır. İstanbul tarikiyle devamlı okunduğunda aşere yaklaşık bir yılda, takrip ise iki yılda tamamlanır.
İstanbul ve Mısır tariki arasında bazı farklılıklar vardır. kaynak farklılığından dolayı Bir tarik diğerinin aldığı bazı vecihleri almayabilir. Bu sebeple “Bütün ayrıntılar kesin olarak bundan ibarettir.” denilemez; “takriben budur” denilir.
F. Atay: İndirâc usulü nasıl uygulanıyor?
Ramazan Pakdil: İlk dönemlerde her imam ve ravi için ayrı hatim yapılarak infirat usulüyle okunuyordu. Bu eğitimin tamamlanması on beş-yirmi yıl sürebiliyordu. İlme rağbet azalınca kıraatlerin kaybolmasından endişe edilmiş ve indirâc usulü geliştirilmiş. Biz de hocamızdan aldığımız şekliyle bu usulü uyguluyoruz. Kaynak olarak Zübdetü’l-İrfân ve Umdetü’l-Hallân adlı eserleri takip ediyoruz.
Aynı okuyuşta birleşen imam ve raviler tek vecihte bir araya getirilir. Böylece aynı ayeti aynı şekilde tekrar tekrar okumaya gerek kalmaz ve uzun yıllar sürecek eğitim yaklaşık üç yılda tamamlanabilir.
Bu sistem adeta sesli bir cebir denklemi gibidir. Hangi imamın veya ravinin hangi vecihte dâhil olacağını hem okuyan hem de dinleyen bilir. Bir hata olduğunda hoca, talebeyi doğru yerden yönlendirir.
Abdurrahman Gürses’in “Kırmızı Mecmua”sı
F. Atay: Abdurrahman Gürses Hocanın kıraat defterleri günümüze ulaştı mı?
Ramazan Pakdil: Hocamız aşereyi ezberden okuduğu için aşere defteri yoktu; ancak takrip defterleri vardı. Bir de hocasından intikal eden ve “Kırmızı Mecmua” diye bilinen, en az iki asırlık olduğu düşünülen bir mecmuası bulunuyordu. Hocamız bu esere çok güvenir, kendi defteriyle çelişen bir yer olduğunda Kırmızı Mecmua’yı esas alırdı.
Sağlığında ricayla bu mecmuanın fotokopisini çektirdik. Fakat içinde şaz kıraatler de bulunduğu için, “Talebelere değil, hocalara vereceksiniz.” diye tembih etti. vefatından sonra kızından rica ile eserin renkli fotokopisini çektirip hocalara ve talebelere verilmiştir. Eserin aslı daha sonra kızındaydı; bugün kimde olduğunu bilmiyorum.
Kıraat hangi meclislerde okunur?
F. Atay: Aşere ve takrip üzere kıraat hangi ortamlarda okunur?
Ramazan Pakdil: Bu bir ihtisas ilmidir. Haseki’de aşere ve takrip üzere iki ayrı hatim yapılır; baştan sona yazılır, okunur ve ardından icazet verilir. Ancak vecihli okuyuş her mecliste yapılmaz. Bilmeyen bir kişi okuyuşu yanlış zannedebilir ve bu durum yanlış anlaşılmaya yol açabilir.
Hıfz cemiyetlerinde reisülkurrâ veya vekilinin uygun gördüğü bir ya da iki kurra hafız, teşvik ve teberrük amacıyla vecihli okuyabilir. Takrip cemiyetlerinde ise halkadaki herkes kıraat okumak zorundadır. Özel ve bilgili meclislerde de talep üzerine örnek sunulabilir.
Bu konuda iki hatıra da vardır. Rahmetli İsmail Biçer bir kandil programında televizyonda vecihli okuyunca hocası Tayyar Altıkulaç, halkın bunu yanlış okuyuş zannedebileceğini belirterek kendisini uyarmış. Daha sonra Fatih Çollak ile Urfa’da vecihli Kur’an okuduğumuzda bize de benzer bir uyarı geldi. Bunun üzerine, yanlış anlaşılmaması için bu okuyuşların ehil insanların bulunduğu kıraat meclislerinde yapılmasına dikkat ettik.
İcazet geleneği
F. Atay: Elinizdeki icazetnamenin özelliği nedir?
Ramazan Pakdil: Bu, hocamın bana verdiği icazetnamenin aslıdır. Hocamız kendi icazetnamesini fotokopi ettirmek istemedi. O dönemde Fıstıkağacı Camii’nde imam olan Hattat Hasan Çelebi’ye gittik ve ilk devredeki herkes için nesih yazıyla ayrı bir icazetname hazırlandı. Daha sonra metin kontrol edilerek bazı yazım ve satır atlama hataları düzeltildi.
Biz de uzun yıllar bu icazetnameyi talebelerimize uyarlayarak kullandık. Yapılan değerlendirmelerin ardından Aşereyi tamamlayanlara da icazetname verilebileceği kabul edildi ve buna uygun bir metin hazırlandı.
Haseki Eğitim Merkezinin kuruluş gayesi
F. Atay: Haseki Eğitim Merkezi ne zaman ve hangi amaçla kuruldu?
Ramazan Pakdil: Kurumun ilk adı Haseki Eğitim Merkeziydi; daha sonra Haseki Dini Yüksek İhtisas Merkezi adını aldı. Tayyar Altıkulaç’ın riyaseti döneminde iki temel amaçla kuruldu. Birincisi, müftü ve vaizlerin dinî kaynaklara rahatlıkla ulaşması, meseleleri kaynaklarından anlayıp halka sunabilmesiydi. İkincisi ise zayıflamaya yüz tutan kıraat ilmini yeniden canlandırmaktı.
İstanbul ve Mısır tariklerini okutan Abdurrahman Gürses ile Mehmet Rüştü Aşık Kutlu Hoca Efendi’nin nezaretinde ilk dönemde aşere ve takrip okutuldu. Daha sonraki dönemlerde de eğitim sürdü. Bugün Pendik Dini Yüksek İhtisas Merkezi’nde müftü ve vaizlik ile ilgili eğitim verilmekte ve ayrıca Kur’an eğitimi de verilmektedir. Maltepe Haseki Eğitim Merkezinde İstanbul tariki üzere aşere ve takrip eğitimi ve tashih-i huruf eğitimi veriliyor. Aksaray’daki merkez ise Abdurrahman Gürses Kur’an Eğitim Merkezi adını aldı; burada da tashih-i huruf ve kıraat eğitimi sürdürülüyor.
Merkeze kabul için Diyanet görevlisi olmak, imtihanda başarılı olmak, DİNİ YÜKSEK TAHSİL SAHİBİ OLMAK ve belirlenen şartları taşımak gerekiyor. İleri yaşlarda eğitimin zorlaşması nedeniyle yaş şartı da uygulanıyor.
F. Atay: Emekliliğinizden sonra Haseki’de ders vermeyi sürdürdünüz mü?
Ramazan Pakdil: Bir dönem görevlendirme yoluyla ders vermeye devam ettim. Daha sonra uygulama değişti ve yaş haddinden dolayı görevden ayrıldım.
“Kendi tavrınızı oluşturun”
Fehmi Atay: Abdurrahman Gürses Hocanızdan unutamadığınız bir nasihat var mı?
Ramazan Pakdil: Haseki’de haftada bir aşr-ı şerif dersi yapardı. Ben hocamı çok sevdiğim için okuyuşunu taklit ediyordum. İlk derste beni dinledi ve gülümseyerek, “Aynen benim gibi okuyorsun.” dedi. Hoşuma gitti ama ardından, “Yalnız yanlış yapıyorsun. Kur’an’ı güzel okuyan yalnız ben değilim. Güzel okuyan herkesi dinleyecek, onlardan güzel nağmeler alacak ve kendi tavrını oluşturacaksın. Bir çiçekle bahar geçmez, kendi buketini meydana getireceksin.” diye öğüt verdi.
Bunun üzerine hem Türk hem de Arap okuyucuları dinledim. Zamanla farklı üstatlardan aldığım nağmeleri kendi tavrım içinde birleştirdim fakat gene de okuyuş tavrımda Abdurrahman Hocamın etkisi büyüktür. Abdurrahman Gürses Hocamızla 26 yıl beraber olduk.
“Bu hizmetin emeklisi olmaz”
F. Atay: Hocanızın hizmet anlayışını anlatan bir hatıranızı paylaşır mısınız?
Ramazan Pakdil: Hocamız bizi mezun ettikten sonra emekli oldu. Ancak kendisinden eğitim merkezine devam etmesi istendi. O da emekli olduktan sonra 18 yıl daha merkeze geldi. Beş saatlik dersin bir saatini o verir, kalanını biz asistanlar yürütürdük.
Bir gün bize, “Evladım, bizim hizmetimizin emeklisi olmaz. Biz tabuta kadar hizmetteyiz. ‘Her şeyi öğrendim, artık hoca oldum.’ gözüyle bakmayın. Bir yandan öğrenin, bir yandan öğretin. Sizden talim, tecvit ya da kıraat dersi istendiği müddetçe hizmet edeceksiniz. ayrıca kendiniz de bundan sonra kuran tefsiri ve meali ile meşgul olun, manaya göre okumaya çalışın” dedi.
Ben de hocamın yolundan gidiyorum. Emekli olalı 24 yıl oldu. Pazar günü dışında hemen her gün bir yerde dersim var; bazen aynı gün iki veya üç ayrı programım oluyor. Genellikle talim, bazı gruplarda da kıraat okutuyorum.
F. Atay: Hocanızın Kur’an’a hürmetini gösteren başka bir hatıranız var mı?
Ramazan Pakdil: Bir davette Kur’an okumaya başlayacağı sırada, kendisinden kısa kesmesi ve kendinden sonra Necip Fazıl’ın konuşacağı söylenmiş. Hocamız hemen Besmele’nin ardından “Sadakallahülazim” diyerek okumayı bırakmış ve “Kul kelamının Allah kelamına tercih edildiği yerde Kur’an okunmaz.” diyerek oradan ayrılmış.
Hayatında iz bırakan isimler
F. Atay: Abdurrahman Gürses’in dışında hayatınızda iz bırakan hocalar kimlerdi?
Ramazan Pakdil: Kestane Pazarı’ndaki ilk talim hocam Vehbi Çuhacı Hoca, İmam Hatip Lisesindeki İlk Kuran Hocam Dr. Mehmet Ali Sarı Hoca ve Yüksek İslam Enstitüsü’ndeki Kur’an Hocam Prof. Dr. İsmail Karaçam hayatımda iz bırakan isimlerdendir. İsmail Karaçam Hocamız hem komşumuzdu hem de derslerinden ve kitaplarından çok yararlandığımız bilge bir hocamızdı.
Ailece Kur’an hizmetinde bir ömür
F. Atay: Eşiniz ve çocuklarınız da Kur’an hizmetinde yer aldı mı?
Ramazan Pakdil: Eşim de İsmail Karaçam Hocanın talebesiydi. Onun delaleti ve teşvikiyle tanıştık, evlendik. Eşim Erenköy Kur’an Kursunda önce fahri muallime olarak görev yaptı, daha sonra resmî kadroya geçti. Otuz yıllık hizmetin ardından birlikte emekli olduk. Yetiştirdiği hafızelerin tam sayısını bilmiyorum; her yıl birkaç talebesi mezun olurdu.
Dört evladımız var. Dördü de hafız ve imam hatip mezunudur. Üç kızım aynı zamanda açık öğretim ilahiyat mezunudur. Kızlarımdan biri kurra hafize oldu. Cumhuriyet döneminde İstanbul tariki üzere yetişen ilk kadın kurra hafizelerden biri olduğunu söyleyebiliriz.
Başörtüsü yasağının uygulandığı dönemde lise için başı açık fotoğraf istendi. Kızıma kararın kendisine ait olduğunu, isterse dışarıdan okuyabileceğini söyledim. O da liseyi dışarıdan tamamladı. Ardından kendisine kıraat okuttum. Komşumuzun kızıyla beraber eğitimlerini sürdürdüler ve icazet aldılar.
Yaklaşık otuz yıldır kadınlara da ders veriyorum. Haseki’deki ilk asistanlık dönemimde kadın kursiyer grupları bana verilmişti. Daha sonra Kur’an kurslarındaki ihtisas talebelerine ve hocalara uzun yıllar talim okuttum. Hâlen kadınlardan oluşan talim ve kıraat gruplarımız da eğitimine devam ediyor.
Yurt dışında Kur’an hizmeti
F. Atay: Yurt dışı görevlerinizden söz eder misiniz?
Ramazan Pakdil: Görevde olduğum yıllarda Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından hacca, umreye ve çeşitli ülkelere gönderildim. Almanya, Hollanda, İsviçre, Rusya, Malezya ve Avustralya’da Ramazan hizmetlerinde bulundum. Mısır’daki Kur’an-ı Kerim yarışmasında Türkiye’den katılan yarışmacılara refakat ettim ve jüri üyesi olarak görev yaptım.
F. Atay: Biz de 1980’li yıllarda Hollanda’daki Mescid-i Aksa’da bir Ramazan boyunca birlikte bulunmuş ve mukabele okumuştuk. Sizinle aynı mukabelede yer almak benim için büyük bir onurdu.
Ramazan Pakdil: O günleri hatırladığımızda biz de mutlu oluyoruz. Hafız-ı kelâm her zaman mukabele okur ve okumalıdır.
Gittiğimiz yerlerde hangi hizmete ihtiyaç varsa onu yaptık. Hollanda’da hafta sonları müşavirliğin programıyla farklı bölgelere gidiyor, irşat ekibiyle birlikte Kur’an okuyorduk. Hafta içinde ise sabit görev yerimizde imama yardım ediyor, teravih kıldırıyor ve mukabeleye katılıyorduk.
Yurt içi ve yurt dışı görevlerim dâhil 33 yıl mukabele okudum. Bunun önemli bir kısmı Osmanağa Camii’nde geçti. Daha sonra sağlık şartları ve ders görevleri nedeniyle bu düzeni sürdüremedim.
Hafızlara, Kur’an’ı muhafaza etmenin yolu konusunda tavsiye
F. Atay: Ramazan ayını nasıl geçiriyorsunuz? Hafızlara tavsiyeniz nedir?
Ramazan Pakdil: Ramazan’da da Ramazan dışında da Kur’an’ı bırakmam. Cüzümü meal ile birlikte okur, hazırladığım bölümleri namazlarda tekrar ederim. Ramazan ayında daha yoğun okuyup mümkün oldukça her gün bir cüz tamamlamaya çalışırım. Eşim de hafızdır; ona dinletirim. Böylece Ramazan’ı Kur’an ağırlıklı geçiririz.
Hafızlığın korunması için hafızlık hocam Selçuk Şentürk’ün tavsiyesi şuydu: Sabah bir cüz, akşam bir cüz okunursa Kur’an bir ay içinde iki defa hatmedilir ve ezber muhafaza edilir. Hafızlara, Kur’an’ı sürekli okumalarını ve mukabeleden uzak kalmamalarını tavsiye ediyoruz.
Abdurrahman Gürses Hocamız okuyacağı ayetlerin meal ve tefsirini önceden incelerdi. Ayetin manasını hissederek okuduğu için kendisi duygulanır ve cemaati de etkilerdi. Duygulu okuyuşun temelinde, okunan ayetin manasını bilmek vardır.
Hocam Mehmet Ali Sarı’nın hocası rahmetli Ali Rıza Sağman da okuyacağınız aşrı şerifleri okumazdan önce etüt edin diye tavsiyede bulunurmuş.
“Kur’an’ı öğrenecek, okuyacak, anlayacak ve yaşayacağız”
F. Atay: Kur’an-ı Kerim’i öğrenmek ve güzel okumak isteyenlere neler tavsiye edersiniz?
Ramazan Pakdil: Kur’an birçok yönden mucize bir kitaptır; yalnızca lafzıyla bile insanı etkiler. Fakat hakkı verilerek ve manası düşünülerek okunduğunda bu tesir daha da artar.
Öncelikle Kur’an’ı düzgün ve işlek okumalıyız. Bunun için çok okumak gerekir. İkinci olarak tecvit kurallarına uygun okumalı ve ehil bir üstattan talim almalıyız. Bunlar da tek başına yeterli değildir; meal ve tefsire bakmalı, okuduğumuz ayetlerin manasını anlamaya çalışmalıyız.
Kur’an-ı Kerim, ayetleri üzerinde düşünülsün ve akıl sahipleri öğüt alsın diye indirilmiştir. Dolayısıyla Kur’an’ı öğrenecek, okuyacak, anlayacak ve yaşayacağız. Ancak o zaman hayatımız Kur’an olur.
F. Atay: Değerli açıklamalarınız için teşekkür ediyorum hocam.
Ramazan Pakdil: Bizi hatırlayıp davet ettiğiniz için ben teşekkür ediyorum. Faydalı olabildiysek kendimizi bahtiyar sayarız. Allah bizleri ve evlatlarımızı Kur’an’ın nurlu yolundan ayırmasın.
Kaynaklar:
1-Vav TV’de 21 Nisan 2022 tarihinde yayımlanan, Fehmi Atay’ın yapımcılığını ve sunuculuğunu üstlendiği Şeyhü’l Kurra Ramazan Pakdil’in Hayat Hikayesi | Anıların İzinde” programı.
2- Ramazan Pakdil ile ilgili notlar- Fehmi Atay
FEHMİ ATAY’IN YAYIMLANMIŞ DİĞER RÖPORTAJLARI
- Dr. Mehmet Ali Sarı Röportajı: https://gumushanedenhaber.com/dr-mehmet-ali-sari-hafiz-olmak-zor-hafiz-kalmak-daha-da-zor/
- Talip Akbal Röportajı: https://gumushanedenhaber.com/kurana-adanmis-bir-omur-seyhulkurra-talip-akbal-hoca/
- Amir Ateş Röportajı: https://gumushanedenhaber.com/fehmi-atayin-hafiz-mevlithan-bestekar-amir-ates-roportaji/
- Dr. Fatih Çollak Röportajı: https://gumushanedenhaber.com/fehmi-atayin-seyhul-kurra-dr-fatih-collak-roportaji/


