Ana Sayfa Arama Yazarlar
Kategoriler
Sosyal Medya

Fehmi Atay’ın Hâfız İlhan Tok Röportajı

Röportaj: Av. Fehmi AtayRöportaj Konuğu: Hafız İlhan Tok Hafız İlhan

Röportaj: Av. Fehmi Atay
Röportaj Konuğu: Hafız İlhan Tok


Hafız İlhan Tok ile hayatını, Kur’an yolculuğunu, Türk tavrını, hayatında iz bırakan hocalarını, bestelerini, şiirlerini, ilahilerini, Kur’an ilimleri ile ilgili çalışmalarını konuştuk.

Doğum Çocukluk ve Aile Ortamı

F.Atay: Çocukluğunuzdan başlayalım. Nerede ve ne zaman doğdunuz? Anne ve babanızı kaç yaşında kaybettiniz?

İlhan Tok: Düzce’nin yaklaşık 10 kilometre güneyindeki Develi Besni köyünde, nüfus kaydıma göre 1937’de doğdum. 1944 yılının haziranında annemi, üç ay sonra da babamı kaybettim. Beş kardeştik; ben ikinci çocuktum. Babamı, kaldığı odada Kur’an okurken veya abdestle meşgul olurken hatırlıyorum. 1943’ü 1944’e bağlayan kışta Bolu ve Düzce’yi etkileyen depremi de yaşadık. Dışarı çıkarılırken başıma bir kiremit parçası isabet etmişti.

F.Atay: Annenizin vefatına ilişkin hatıranız nedir?

İlhan Tok: Beni bir tabutun yanına oturttular ve babaannemin daha önce ezberlettiği Beyyine suresini okumamı söylediler. O sırada annemin tabutunun başında olduğumu bilmiyordum. Üç ay sonra babamızı da kaybedince beş kardeş yetim ve öksüz kaldık. En küçüğümüz henüz beşikteydi.

F.Atay: Kardeşlere kim sahip çıktı?

İlhan Tok: Kız kardeşlerimi anne tarafımızdan yakınlarımız, beşikteki erkek kardeşimizi dayım ve ailesi yanlarına aldı. Ağabeyimle ben köyde kaldık. Aynı bahçede yaşayan, babamın amcasının yaşlı hanımı bize göz kulak oldu. Uzun yıllar kardeşlerimizle düzenli biçimde görüştürülemedik. Daha sonra buluştuğumuzda ise birbirimize yabancı değil, adeta tek can gibi kaynaştık.

F.Atay: Adınızın hikâyesi nedir?

İlhan Tok: Asıl adım İlham’dır. Babam, annem bana hamileyken ‘Bu da erkek olacak, bana ilham geliyor; erkek olursa hafız yapacağım’ demiş. Beni göremeden vefat etti; fakat niyeti ve duası kabul oldu.

F.Atay: Kardeşlerinizle yeniden nasıl bir araya geldiniz?

İlhan Tok: Ağabeyimle 1949’a kadar aynı köyde birlikteydik. Kız kardeşlerim farklı yakınlarımızın yanında büyüdü. Çocukluk yıllarında bizi düzenli biçimde görüştüren olmadı; zamanla yeniden tanışıp kaynaştık. Beş kardeşin hep birlikte olduğu zamanlar çok azdı; hayatımızı farklı yerlerde sürdürdük.

F.Atay:  Annenize duyduğunuz özlem sanatınıza nasıl yansıdı?

İlhan Tok: Küçük yaşta annemi kaybettim. ‘Annem’ ve ‘Çok Özledim Seni Annem’ şiirleri bu eksikliği ve hasreti taşır. ‘Annem’ şiirimi ‘Cennet annelerin ayakları altındadır’ müjdesinden ilhamla yazdım ve besteledim. Onları okurken hâlâ duygulanırım; çünkü şiirden önce yaşanmış bir özlemdir.

İlk Öğrenim ve Kur’an Tahsili

F.Atay: İlkokul ve Kur’an eğitiminiz nasıl başladı?

İlhan Tok: Köyümüzde üç yıllık ‘eğitmenlik’ okulu vardı; okuma yazmayı orada öğrendim. 1945’te köyümüze imam olarak gelen İlyas Öz Hoca bizi Kur’an-ı Kerim’le tanıştırdı. Önce yüzünden okumayı, ardından ezberi öğretti. Başka bir köye tayin olduğunda onu takip ettim; boynumda Kur’an-ı Kerim’le dereyi geçerek dersine giderdim.

F.Atay: Düzce’ye ve hafızlık eğitimine geçişiniz nasıl oldu?

İlhan Tok: 1949’da halam, köyümüzden Hacı Ömer ve Düzce’nin âlimlerinden Şamlı Mecit Efendi, beni Hafız Hilmi Ak Hoca’ya teslim etti. Düzce’de terzi Cemal Efendi’nin evine yerleştirildim; dört çocuklarının yanında evin beşinci çocuğu oldum. Hafız Hilmi Hoca’nın resmî görevi yoktu; evinde talebe okutuyordu. 1950’de Hendek Merkez Camii’ne imam-hatip ve Kur’an muallimi tayin edilince beni de yanında götürdü.

F.Atay: Hendek yıllarında nerelerde kaldınız?

İlhan Tok: Önce Hafız Mecit Efendi’nin yanında kaldım. Bir sabah evde kimseyi bulamayınca Adapazarı’ndaki teyzeme gittim. Orhan Camii’nde Kur’an okurken sesimi duyan usta Abdullah Gürler beni evine götürdü, ihtiyaçlarımı karşıladı. Daha sonra hocam beni bulup Hendek’e geri götürdü. Ardından Artvinli elbiseci Ali Efendi’nin, Orta Cami imamı Fırıncı İbrahim Efendi’nin ve son olarak Kamil Köksal ile Emire Hanım’ın evinde kaldım. Kamil Köksal ve Emire Hanım evlerinin en güzel köşesini bana verdiler; sahur vaktinde kalkıp ezberimi tamamlayıncaya kadar benimle ilgilendiler. Hafızlığımı onların evinde tamamladım.

F.Atay: Geçiminizi nasıl sağladınız?

İlhan Tok: Harçlığımı çıkarmak için simit, mevsiminde kavun ve karpuz; pazarda lahana ve ıspanak sattım. Ramazanlarda Eskişehir’e mukabele okumaya gittim. İftar davetlerinden sonra ‘diş kirası’ adıyla hediye verilirdi. Bazen çeyrek altın, bazen de dönemin şartlarına göre kıymetli sayılan para verilirdi.

F.Atay: Hafız Hilmi Ak Hoca’nın hayatınızdaki yeri nedir?

İlhan Tok: Hafız Hilmi Hoca, Hafız Osman Taşkent’in talebesiydi. İstanbul tavrına sahip, hatimle namaz kıldıran seçkin bir hocaydı. Sekiz yüzü aşkın kişiye icazet verdiği söylenir. Onun yanında kalfalık yaptım; 70-80 talebenin dersleriyle ilgilendim. Bana, eğitimimi tamamlayınca İstanbul’a gönderip aşere-takrib ve Arapça okutacağını söylemişti; fakat daha sonra bu kararından vazgeçti.

F.Atay: Öğretmenlerin talebelerine yaklaşımı konusunda hangi mesajı vermek istersiniz?

İlhan Tok: Geçmişte yaşanan sert uygulamaları tarihî bir gerçek olarak anlatıyorum; fakat bunların örnek alınmasını istemiyorum. Bini aşkın öğrencimden biri çıkıp ‘İlhan Hoca bana incitici bir söz söyledi’ diyemez. Öğrencilerime müşfik davrandım. Allah’ın bize emanet ettiği çocukların ve gençlerin kıymetini bilmek gerekir.

F.Atay: Aşere-takrib eğitimi için kimlere başvurdunuz?

İlhan Tok: İstanbul’da farklı hocaların kapısını çaldım. Heybeliada’da Hafız Ahmet Hızal’a da gittim. Beni dinledikten sonra Hafız Hilmi Hoca’dan yazı getirmemi istedi. Hocamdan ayrılış biçimim nedeniyle bu yazıyı alamayacağımı söyleyemedim ve İstanbul’daki aşere-takrib teşebbüsüm o aşamada sonuçsuz kaldı. Bu eğitim daha sonra, 1969-1970 yıllarında Ankara’da Safvan Çakıroğlu’ndan nasip oldu.

F.Atay: İstanbul’a gelişinizden sonra Hafız Hilmi Hoca ile ilişkiniz nasıl devam etti?

İlhan Tok: 1955’te İstanbul’a ayrılırken hocam bana çok kırılmıştı. 1963’te evlenmek istediğim dönemde bir büyüğümüz aracı oldu; hocam beni affetti, elini öptürdü ve istemeye de kendisi gitti. Böylece aramızdaki kırgınlık sona erdi.

F.Atay:  Kıraat ilmini hangi yoldan tahsil ettiniz?

İlhan Tok: Ankara’da görev yaptığım yıllarda kıraat ilmini Saffan Çakıroğlu’ndan Mısır Tarîki usulüne göre aldım. Mısır Tarîki ile İstanbul Tarîki arasındaki fark usule ilişkindir; tilâvet tavrıyla karıştırılmamalıdır. Benim kıraat tahsilimin Mısır Tarîki olması, icrada benimsediğim klasik İstanbul tavrını değiştirmez.

İstanbul Yılları ve Hocaları

F.Atay: İstanbul’a nasıl geldiniz?

İlhan Tok: 1955 yılının ortalarında İstanbul’a gitmek için hocamdan izin istedim. Kararıma kızdı ve elini öpmeme de izin vermedi. Üsküdar’da Mihrimah Sultan Camii müezzini Hilmi Tayhan ile Üsküdar Müftülüğü murakıbı Muhsin Hızel’i tanıyordum. Hilmi Tayhan beni bir süre misafir etti.

F.Atay: İstanbul’daki ilk hocanız kim oldu?

İlhan Tok: Üsküdar’daki Cedit Valide Sultan Camii’nin kapısında ‘Üsküdar Müftülüğü Merkez Kur’an Kursu’ yazısını gördüm ve içeri girdim. Büyük Selimiye Camii başimamı ve kurs muallimi Mustafa Duruöz Hoca beni dinledi. ‘Sen okuyacağını okumuşsun, esas derdin nedir?’ diye sordu. Aşere-takrib, Arapça ve musiki öğrenmek istediğimi, kimsemin bulunmadığını anlattım. Beni kabul etti; kalacak yer ayarladı, kendisine yardım etmemi istedi. Tecvidi ve pratik musikiyi ondan öğrendim.

F.Atay: Eski İstanbul Ramazanlarında sizi etkileyen hangi gelenekler vardı?

İlhan Tok: Üsküdar’dan Beykoz’a uzanan yalıların kapıları iftar vaktinde açılırdı. Vapurdan inip evine yetişmeye çalışanlara ‘İftarınızı burada açın, sonra gidersiniz’ denirdi. Yalılardan çevredeki ihtiyaç sahiplerine yemek, bayramlık ve para gönderilirdi. Cedit Valide Sultan Camii’nde mukabele  okutan hanımların kendilerine ait minderleri vardı. Benim de sekiz ayrı mukabele grubum bulunuyordu. Her grup saatinde gelir, minderini serer, edeple Kur’an’ı dinler ve ardından minderini kaldırırdı.

F. Atay: İlk resmî göreviniz nasıl başladı?

İlhan Tok: 1956’da Üsküdar Müftülüğünün açtığı müezzinlik sınavına girdim. Yedi kadro için 120 kişi başvurmuştu. Yaşım yetmediği için nüfus kaydımda bir yaş büyütülerek sınava alındım ve dördüncü oldum. Ahmediye Meydanı’ndaki Bulgurlu Mescit’e tayin edildim. İlk maaşım 56 liraydı. İlkokul diplomamı da Cabir Gürsu Hoca’nın yardımıyla Şile İsmetpaşa İlkokulunda dışarıdan sınava girerek aldım.

F.Atay: İstanbul’da ezana gösterilen hürmet nasıldı?

İlhan Tok: 1956’da Bulgurlu Mescit’te göreve başladım; 1957’de Atik Valide Camii’ne geçtim. O yıllarda ezan çıplak sesle minareden okunurdu. Özellikle sabah ezanında insanlar pencerelerini açıp dinler, dua eder, güzel okuyan hafıza iltifat ederdi. Atik Valide’de iki minareye çıkan dört müezzin karşılıklı ezan okurduk. Toptaşı Cezaevindeki mahkûmlar ezan başlayınca oyunlarını ve gürültüyü bırakıp sessizce dinlerdi.

Görev Yerleri ve Hizmet Hayatı

F.Atay: Eskişehir’deki Ramazan hatıralarınız nelerdir?

İlhan Tok: 1951’den itibaren dört Ramazan Eskişehir’de mukabele okudum. Merkez Sıcak Sular Camii imamı Hafız Yaşar Efendi, farklı yerlerden nitelikli hafızlar isterdi. Hocam da beni ve Hendekli Nevzat’ı gönderirdi. Mahalle halkı misafir hafızları iftar ve sahur için paylaşır, sıraya giremeyen varlıklı kimseler üzülürdü. Davetlerin ardından diş kirası adıyla hediyeler verilirdi.

F.Atay:  Sevgili Hocam aile hayatınızdan da kısaca  söz eder misiniz?

İlhan Tok: 1963 yılında, bizim köyde yaşayan ve uzaktan da akrabamız olan Feriha ile Kâzım Aşkın’ın büyük kızları Ferizan Hanım’la evlendim. Bu evlilikten Hayrunnisa, Selim ve Esra adlarında üç evladımız dünyaya geldi.

F.Atay:  Otuz yılı aşan görev hayatınız boyunca eğitime nasıl bir yer verdiniz?

İlhan Tok: Görev yıllarımdan emeklilik sonrasına kadar hayatımın büyük bölümü talebe yetiştirmekle geçti. İstanbul’da ders halkaları ve meşk grupları kurdum. Üsküdar’da Diyanet personeline, ilgili müftülüğün izniyle Din Görevlileri Derneği binasında ders verdim. İsmail Karaçam ve Emin Işık hocaların teşvikleriyle Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğrencilerine Kur’an ve mûsikî eğitimi verdim. Bu hizmeti maddî bir karşılık veya şöhret için yapmadım. Benim ölçüm şudur: İsim ve cisimle değil, işimle meşgulüm. Şovmen değil, ehl-i Kur’an yetiştirmeye gayret ediyorum.

F.Atay:  Yurt içi ve yurt dışındaki yoğun görevlerinizi nasıl hatırlıyorsunuz?

İlhan Tok: İlk besmeleyi öğreten hocam İlyas Efendi bana, Çerkeslerde karabatak kuşu anlamına gelen ‘sigufi’ lakabını takmıştı. Karabatak suya dalar, kayboldu sanılır; sonra başka bir yerden çıkar. Benim hayatım da görev sebebiyle bir seyahatten diğerine giderek geçti. Kur’an’a âşık bir okuyucu olarak her programda okumanın zevkini ve şevkini yaşadım.

F.Atay:  Kutsal topraklara yaptığınız ziyaretleri nasıl ifade ediyorsunuz?

İlhan Tok: Kur’an-ı Kerim bendenize âdeta uçak oldu, gemi oldu, denizaltı oldu. Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde iki defa, toplamda ise dokuz kez kutsal topraklara gitmek kısmet oldu.

F.Atay:  Almanya, Malezya ve Paris görevlerinizden söz eder misiniz?

İlhan Tok: 1975 Ramazanında Almanya’daki vatandaşlarımıza din hizmeti vermek üzere görevlendirildim. Hizmetlerimiz dolayısıyla dönemin Dortmund Belediye Başkanı bayram sabahı teşekkür ziyaretine geldi. 1981’de Malezya’daki Uluslararası Kur’an-ı Kerim’i Güzel Okuma Yarışması’nda Türkiye’yi temsil ettim. Ayrıca 3 Mart 1974’te Paris’te meydana gelen uçak kazasında hayatını kaybeden vatandaşlarımız için düzenlenen anma töreninde Kur’an okumak üzere giden Diyanet heyetinde yer aldım.

F.Atay:  Radyo ve televizyon yayınlarına katılmanız nasıl başladı?

İlhan Tok: Dinî radyo ve televizyon programlarına TRT’de katılmaya başladım. Tek kanallı yıllarda Kur’an-ı Kerim tilâvet ettim; ramazanlarda hatm-i şerif okudum, mübarek gün ve gecelerde aşr-ı şerif, ilâhî ve kasîdeler icrâ ettim. Daha sonra özel televizyon ve radyo kanallarındaki dinî programlara da katıldım. 2017 yılında TRT’de düzenlenen Kur’an-ı Kerim’i Güzel Okuma Yarışması’nda jüri üyesi olarak görev aldım.

F.Atay:  Topkapı Sarayı’ndaki Mukaddes Emanetler Dairesi’nde Kur’an okumanın sizdeki yeri nedir?

İlhan Tok: 1979-1980 yıllarında Mukaddes Emanetler Dairesi’nde Kur’an-ı Kerim okuma bahtiyarlığına eriştim. Bu, hayatımda müstesna bir yere sahip olan büyük bir hizmet ve hatıradır.

F.Atay: Medya çalışmalarınız ne zamandan beri devam ediyor?

İlhan Tok: 1963’ten beri medya çalışmalarım oldu. TRT’de başlayan dinî radyo ve televizyon yayınları, tek kanallı yıllardaki Kur’an tilâvetleri, ramazan hatimleri, mübarek gün ve gecelerdeki aşr-ı şerif, ilâhî ve kaside icralarıyla sürdü. Daha sonra özel televizyon ve radyo kanallarındaki dinî programlara katıldım. 2017 yılında TRT’de düzenlenen Kur’an-ı Kerim’i Güzel Okuma Yarışması’nda jüri üyesi oldum.

Talebeler ve Eğitim Anlayışı

F.Atay:  Hoca çırak ilişkisine ve meşk usûlüne neden bu kadar önem veriyorsunuz?

İlhan Tok: Kur’an okuyuşundaki tavır ve cami mûsikîsi yalnızca kitaplardan öğrenilmez. Talebe, hocasının ağzını, ölçüsünü, edebini ve tavrını dinleyerek alır. Silsile yoluyla gelen bu eğitimin, yine bir üstâdın ağzından alınarak devam etmesi gerekir. Bu sebeple hayatım boyunca rahlemi açık tuttum.

F.Atay: Öğrencileriniz, öğreticilik anlayışınız ve talebeye yaklaşımınız hakkında neler söylersiniz?

İlhan Tok: Görev yıllarımdan emeklilik sonrasına kadar hayatımın büyük bölümü talebe yetiştirmekle geçti. İstanbul’da ders halkaları ve meşk grupları kurdum. Üsküdar’da Diyanet personeline, ilgili müftülüğün izniyle Din Görevlileri Derneği binasında ders verdim. İsmail Karaçam ve Emin Işık hocaların teşvikleriyle Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğrencilerine Kur’an ve mûsikî eğitimi verdim. Öğrencilerimin yaklaşık yüzde 40’ını hanımlar oluşturdu; aralarında faal Kur’an muallimeleri bulunan çok sayıda talebem var. Geçmişte yaşanan sert uygulamaları tarihî bir gerçek olarak anlatırım; fakat örnek alınmasını istemem. Bini aşkın öğrencimden biri çıkıp “İlhan Hoca bana incitici bir söz söyledi” diyemez. Öğrencilerime müşfik davrandım, önlerini açtım ve imkânım ölçüsünde destek oldum. Bu hizmeti maddî karşılık veya şöhret için yapmadım. Ölçüm şudur: İsim ve cisimle değil, işimle meşgulüm. Şovmen değil, ehl-i Kur’an yetiştirmeye gayret ediyorum.

F.Atay:  Ders verirken yalnız tecvîd mi öğretiyorsunuz?

İlhan Tok: Tecvîd, tashih-i hurûf ve dudak taliminin yanında okuyuş tavrını, makamı, nefesi, ses kullanımını ve cami mûsikîsi formlarını birlikte ele alırım. Talim derslerini nağme eşliğinde yaparak kursiyerin hem doğru hem de zarif bir okuyuş kazanmasına çalışırım. Kitap bilgisi uygulamayla birleşmediğinde tavır meydana gelmez.

F.Atay:  Eğitim hizmetinizin ana gayesi nedir?

İlhan Tok: Gayem şöhret değil, ehl-i Kur’an yetiştirmektir. Derslerimi maddî karşılık beklemeden verdim. Talebe hocanın yalnız sesini değil, edebini ve ölçüsünü de almalıdır. Bunun için rahlemin ömrümün sonuna kadar açık kalmasını istedim.

Kur’an Kıraati ve Tilâvet Esasları

F.Atay:  Hocam, Kur’an-ı Kerim’i tarif ederken hangi temel vasıfları öne çıkarıyorsunuz?

İlhan Tok: Kur’an-ı Kerim, Allah tarafından Hz. Muhammed’e indirilen, mushaflarda yazılan, tevâtür yoluyla nakledilen, tilâvetiyle ibadet edilen ve benzerini getirmekten insanları âciz bırakan ilahî kelâmdır. İlk vahiy 610 yılında, ramazan ayında bir pazartesi günü Hira’da gelmiştir. Mushaf otuz cüz, her cüz dört hizip hâlinde düzenlenmiştir; 114 sûre ve 6236 âyet vardır. En uzun sûre 286 âyetli Bakara, en kısa sûreler ise üçer âyetli Kevser, Asr ve Nasr’dır. Muhtevasında inanç, amel ve ahlâk esaslarıyla birlikte kıssalar ve insanı doğruya yönelten nice öğüt bulunur.

F.Atay:  Kur’an’ın korunmasında hangi yollar belirleyici olmuştur?

İlhan Tok: Vahyin yazıya geçirilmesi, ezberlenmesi ve kıraat ile tecvîd ilimlerinin disiplin hâline gelmesi başlıca koruma yollarıdır. Kur’an yalnız satırlarda değil, sadırlarda da muhafaza edilmiştir. Bu sebeple hâfızlık, sahih ağızdan öğrenme ve kesintisiz hoca-talebe silsilesi büyük önem taşır.

F.Atay:  Kıraat ile tilâvet aynı şey midir?

İlhan Tok: Tilâvet, okunanın izinden gitme ve gereğini yerine getirme mânâsını da taşır. Kıraat ise daha genel anlamda okumaktır. Bu bakımdan her tilâvet bir kıraattir; fakat her kıraat tilâvet değildir. Kur’an tilâveti lafız, mânâ, edep ve amel boyutlarını birlikte düşündürür.

F.Atay:  Kıraat imamlarını nasıl tasnif ediyorsunuz?

İlhan Tok: Yedi kıraatin imamları Nâfi‘ b. Ebî Nuaym, İbn Kesîr, Ebû Amr el-Basrî, İbn Âmir eş-Şâmî, Âsım b. Ebî’n-Necûd, Hamza el-Kûfî ve Kisâî’dir. On kıraati tamamlayan üç imam Ebû Ca‘fer Yezîd b. Ka‘ka‘, Ya‘kūb b. İshak ve Halef b. Hişâm’dır. On dörde tamamlanan şâz kıraatlerde Hasan-ı Basrî, İbn Muhaysın, İbn Şenbûz ve Yahyâ el-Yezîdî zikredilir. Günümüzde en yaygın okuyuş Âsım kıraatinin Hafs rivayetidir; Kuzey Afrika’nın bazı bölgelerinde Nâfi‘ kıraatinin Verş rivayeti, Sudan’da ise daha sınırlı olarak Ebû Amr kıraati görülür. Ben de on kıraati tahsil etmiş kurrâ hâfızım.

F.Atay:  Tahkik, tedvir ve hadr usulleri arasındaki fark nedir?

İlhan Tok: Tahkik en ağır, tedvir orta, hadr ise süratli okuyuş usulüdür; fakat hiçbirinde tecvîd hükümleri terk edilmez. Ben tahkikte bir sayfayı yaklaşık altı dakikada ve 85 metronom civarında; tedvirde iki buçuk-üç dakikada, 110-120 metronomla; hadrda ise bir buçuk-iki dakikada, 210-220 metronomla okurum. Tedvir, cehrî namazlar ve mukabele için elverişli bir ölçüdür. Tertîl ise yalnız hız adı değildir; harflerin hakkını vererek, düşüne düşüne ve açık okumaktır.

F.Atay:  Tilâvette mûsikînin sınırı nedir?

İlhan Tok: Tecvîd zorunludur, makam ise bir süstür. Makam,  nazmı, mahreci ve mânâyı bozamaz; tecvîd ile tilâvet kaidelerinin emrinde olmalıdır. Kur’an şarkı gibi okunmaz. Harflerin fonetiği ve kelâmın tabiî ahengi zaten güçlü bir mûsikî meydana getirir. Güzel ses teşvik edilmiştir; ancak amaç sesi göstermek değil, kelâmı hakkıyla duyurmaktır.

F.Atay:  Makamla okuma geleneğinin tarihî bir zemini var mıdır?

İlhan Tok: Kaynaklarda makamlı okuyuşun erken örnekleri arasında Ubeydullah yahut Abdullah b. Ebî Bekre, onun torunu Abdullah b. Ömer b. Ubeydullah, el-İbâdî ve Saîd b. Allâf anılır; Saîd b. Allâf’ın okuyuşunun Hârûnürreşîd tarafından takdir edildiği aktarılır. Bu örnekler mûsikînin tilâvette amaç değil, usule bağlı bir ifade vasıtası olduğunu gösterir.

İstanbul Tavrı ve Okuyuş Ahlâkı

F.Atay:  Fem-i muhsin sizin için ne demektir?

İlhan Tok: Fem-i muhsin, Kur’an kıraatini Resûlullah’tan öğrenip onun tasvibini alan seçkin muallimlerin sahih okuma ağzının, tevâtür ve silsileyle günümüze ulaşmış hâlidir. Bu ağız erbabından alınır, taviz verilmeden korunur. Osmanlı nezaketiyle konuşulan Türkçedeki harflerin önemli bir kısmı Arap alfabesiyle uyumludur; bu sebeple başka milletlerin hançeresini taklit etmeden de sahih ve millî bir sesle okumak mümkündür.

F.Atay:  İstanbul’daki kıraat tavırlarını kaç ekolde topluyorsunuz?

İlhan Tok: Üç ana çizgiden söz ediyorum. Anadolu Yakası ekolünü Ali Üsküdarlı temsil eder; bu çizgide makam ve rahat ses kullanımı öndedir, son halkası Kâni Karaca’dır. Avrupa Yakası’nın bir çizgisinde Hâfız İdris, Enderûnlu İsmail, Kesik Bacak İsmail ve Hilmi Toros vardır; dudak talimi ve temel kurallar öne çıkar, makam süslemesine fazla yer verilmez. Avrupa Yakası’nın vasat ekolünde ise Akrepoğlu Hâfız Osman, Hâfız Necati, Hasan Akkuş, Abdurrahman Gürses ve Hilmi Ak bulunur; temel eğitimle mutedil ses ve makam zevki birleşir. Ben bu üçüncü çizginin ölçü ve zevklerini temsil etmeye gayret ediyorum.

F.Atay:  Tarz-ı Osmânî’nin temel ölçülerini tek tek söyler misiniz?

İlhan Tok: Harflere mutedil yaklaşmak; harfleri ezmemek, hırpalamamak ve imâle yapmamak; dâd harfinde istitâle sıfatını korumak; vav ile hüm ve küm gibi zamirleri vasat kalınlıkta söylemek; ince, kalın ve vasat kalın sesleri fem-i muhsin ölçüsünde vermek; geniz sesini tabiî tutmak; yabancı hançereyi ve farklı ağızların karışımını kullanmamak; eğitilmiş, ölçülü bir ağızla okumak esastır. Kalın ve vasat kalın harflerde önce mahreç, sonra hareke gözetilir. Makam ve maharet tecvîdin emrindedir; makam geçkileri doğaçlama doğabilir. Sû-i tegannîye, sese aşırı yüklenmeye, umursamaz veya hasarlı okuyuşa, çığırtkanlığa ve bağırmaya yer yoktur.

F.Atay:  İstanbul ağzı ile İstanbul tavrı arasında nasıl bir ayrım yapıyorsunuz?

İlhan Tok: İstanbul ağzı, ince ve kalın harflerin hareke ve uzatmalarında gerekli ses tonlarını ifrat ve tefritten uzak verebilen mutedil ağızdır. İstanbul tavrı ise harfleri mahreçlerinden çıkarırken, bilhassa vav ile he, hü ve küm gibi sesleri ılımlı biçimde söyleme inceliği ve becerisidir. Benim kısa tarifim şudur: Harfleri İstanbul lisanı ve nezaketiyle, yutmadan ve hırpalamadan telaffuz ederek Kur’an dilinin sadeliğini, ahengini ve zarafetini tilâvette göstermek.

F.Atay:  Komalı okuyuş ve inkisâr-ı savt dediğiniz şey nedir?

İlhan Tok: Perdeler arasında sert sıçramalar yapmadan, koma değerlerini mümkün mertebe atlamadan yumuşakça gezinmektir. Gereksiz nağmeden ve gereksiz uzatmadan uzak durulur; ses vurgulu, titrek ve gaygaylı kullanılmaz. Nağmeler anlatım bütünlüğü içinde yapılır. Tahir Karagöz bu okuyuşa önem verir ve meşhur hâfızlarımız da sesi böyle kullanırdı.

F.Atay: Temsilî okumada nelere dikkat ediyorsunuz?

İlhan Tok: Temsilî okumanın üç yönü vardır: mânâyı belirginleştiren ses vurgusu, sesi yükseltmek anlamındaki raf-ı savt ve sesi alçaltmak anlamındaki hafd-ı savt. Kudret, iman, ibadet ve ikaz âyetlerinde ses yükselebilir; dua, istiğfar ve yakarışlarda alçalır. Okunacak âyetleri önceden incelemek, geçişlerde sesi kaydırmamak ve gerektiğinde mânâya uygun makam geçkisi yapmak gerekir. Bunun için okuyucunun Arapçaya ve âyetin mânâsına vâkıf olması şarttır.

F.Atay:  Okuyucuda teknik bilginin yanında hangi ahlâkî vasıflar bulunmalıdır?

İlhan Tok: İhlâs ve samimiyet ilk sıradadır. Okuyucu Allah kelâmını okuduğunun şuurunda olmalı, maddî karşılık ve gösteriş beklememelidir. Oturuşu, duruşu, jesti ve bakışı da edebe uygun olmalıdır. Kur’an’a olan aşkım bütün aşklardan önce gelir; gönül kapılarının ancak gönülden dökülen bir okuyuşla açılacağına inanırım.

F.Atay:  Ses kullanımındaki ölçünüz nedir?

İlhan Tok: Kur’an okurken avaz avaz bağırılmaz; Kur’an padişah fermanı değil, Allah kelâmıdır. Aynı edep ezan, kamet, salâ, mevlid ve kasidede de geçerlidir. Dinleyiciyi yormayan bir akort seçer, özellikle tiz perdelerde sesimin yüzde yetmişinden fazlasını kullanmam. Okuyuşa falsosuz başlamak, makam içinde yumuşak yürümek ve harfleri açık, yalın söylemek gerekir.

F.Atay:  Dışarıdan yapılan değerlendirmelerde tavrınızın hangi yönleri vurgulanıyor?

İlhan Tok: Osman Şahin, makamları Kur’an harflerine ustaca giydirip tilâvet ahkâmıyla birleştirdiğimi ve geçmişle gelecek arasında köprü olduğumu ifade etti. Hasan Kâmil Yılmaz, lafızla birlikte mânâ ve ruhu dinleyiciye aksettirdiğimi, bağırmadan ve harflerin hakkını vererek okuduğumu söyledi. Ramazan Pakdil de temiz İstanbul ağzımı ve Kur’an ölçüleri içinde mûsikîyle süslenen icramı öne çıkardı. Bunları şahsıma iltifattan çok, temsil ettiğim silsileye verilmiş kıymet olarak görürüm.

F.Atay:  Akrepoğlu Hâfız Osman tavrını sürdürdüğünüze dair sizi etkileyen bir hatıranız var mı?

İlhan Tok: 1970’li yıllarda Üsküdar Mihrimah Sultan Camii’nde bir aşr-ı şerif okuduktan sonra yanıma gelen bir zat, Hâfız Hilmi Ak’ın çırağı olup olmadığımı sordu. Evet deyince kendisini Selim Taşkent, Akrepoğlu Hâfız Osman’ın oğlu olarak tanıttı ve ‘Sizde babamın ağzı var’ dedi. Bu söz, bana emanet edilen tavrı yaşatmak için büyük bir şevk kaynağı oldu.

ÇY1 ( çeyrek-yarım- bir) Formülü ve Ezan Ölçüsü

F.Atay:  Ç-Y-1’de üç okuyuş hızının nota karşılıkları nelerdir?

İlhan Tok: Hadr okuyuşunda 1/8 işaretini otuz ikilik nota değeriyle, tedvirde ilgili birimi on altılık değerle, tahkikte ise 1/2 işaretini sekizlik değerle göstermeye çalıştım. İşaret sisteminde Ç on altılık, Y sekizlik, 1 dörtlük, 2 iki dörtlük ve 4 dört dörtlük değeri karşılar. Hız değişse de med ve kasr arasındaki nispet korunur.

F.Atay:  Çalışmayı hangi metinlerde uyguladınız?

İlhan Tok: Besmele başta olmak üzere kısa sûrelerde, bazı aşr-ı şeriflerde, Yâsin, Mülk ve Nebe sûrelerinde ölçüleri gösterdim; bir cüzlük örnek çalışma hazırladım. Maksadım, kulağa dayalı eğitimi reddetmek değil, hocanın uygulamasını gözle görülebilir bir zaman cetveliyle desteklemektir.

F.Atay: ÇY1 formülünün açılımını, uygulama ölçülerini ve kurumlara sunduğunuz değerlendirme talebini kendi metninizden aktarır mısınız?

İlhan Tok: Allah’ın (c.c.) bu âcize lütfettiği hikmeti sunuyorum.

“Ç-Y-1” Formülü

Allah’ın (c.c.) bu âcize lütfettiği hikmeti sunuyorum.

Kur’ân-ı Kerîm’in ağır, orta süratli ve hızlı okunuşlarında toplam üç yüzden fazla tecvid kuralı vardır. Bu buluşum tarihte ilktir.

Bu formül, “iki harf, bir rakamla” Kur’ân-ı Kerîm’i okuma nimet ve kolaylığını insanımıza ve Allah’ın bütün kullarına sunmaktadır.

Çok önemli not: Bu sistem, mevcut alfabe ile isteyen herkese şaşmaz tecvid ritmi ile Kur’ân-ı Kerîm’i okutmaktadır.

İşte tecvid değerlerine eşit “ritmik” formül:

“Ç-Y-1” açılımı

“Ç” — Çeyrek: ¼ elif; eli 6 santim yükseltme; hızlı yürüyüşle 1 adım = ¼ saniye; nota ile 16’lık nota.

“Y” — Yarım: ½ elif; eli 12 santim yükseltme; orta süratli yürüyüşle 1 adım = ½ saniye; nota ile 8’lik nota.

“1” — Bir elif: Eli 25 santim kadar yükseltme; normal süratle yürüyüşte 1 adım = 1 saniye; nota ile bir dörtlük.

Görselde üç nota değerinin sonunda da içi boş parantez bulunmaktadır.

Not:

a) Hecenin seslendirilmesi, tecvid kuralı gereği 1 eliften fazla zaman alıyorsa o hece, rakam veya nota değeriyle gösterilir.

b) Hadr, yani seri okuyuşta harfler ⅛ elif = ⅛ saniye = 32’lik nota ölçüleriyle seslendirilir. Kesintisiz, çok seri vurulan her “tik”lama; ⅛ elif, ⅛ saniye ve 32’lik notaya eşittir.

Kur’ân-ı Kerîm’den süzülen “hikmet”in özellikleri

Formül:

  • Bu buluş bir ilktir. Uygulamalarda olan ama adları konulamayan icraları ve ölçüleri isimlendirmektedir.
  • Sistem, Kur’ân-ı Kerîm’i okumada benlik ve tekeli ortadan kaldırmaktadır.
  • Buluş matematikseldir. Mesela 1 elif bölünmekte; ½, ¼ ve ⅛ ölçüleri rakamlar, saniye ve saliselerle ortaya konulmaktadır.
  • Buluş bilimseldir. Tecvidin ritmi nota ölçüleriyle açıklanmaktadır.
  • Formül, tecvid kurallarını eksiksiz tarzda pekiştirmektedir.
  • Tahkik, tedvir ve hadr süratlerinin ritimleri matematiksel ve bilimsel yollarla net olarak ortaya konulmaktadır.
  • Formül kolaydır. Ölçüler yürüyüş süratleri ve el hareketleriyle de verilmektedir.

Mûsikî Eğitimi ve Hocaları

F.Atay: Musikiye ilginiz ne zaman başladı?

İlhan Tok: 1950’lerin başında radyodan yayımlanan Kur’an, mevlit ve ilahiler beni çok etkiledi. Kore’ye gönderilen askerlerimizden şehit haberlerinin geldiği dönemde yapılan mevlit yayınlarını dinlerdim. Fatihli Kardeşler grubunun ilahileri ve dönemin hafızları musiki ilgimi besledi. Taklit kabiliyetim güçlüydü; Hafız Ahmet Hızal’ı taklit ettiğim bir gün hocam beni uyarınca başkasını taklit etmekten vazgeçtim ve kendi tavrımı geliştirmeye yöneldim.

F.Atay:  Mûsikî üstadınız Tahir Karagöz ile tanışmanız nasıl oldu?

İlhan Tok: 1963 yılının ortalarında Ankara Arslanhâne Camii’nde imam hatip olarak görev yapıyordum. Hacı Bayram Veli Camii’nde sabah ve yatsı namazlarından sonra dostlarla sohbet ederdik. Bir gün camiden alışılmışın dışında güzel bir ses geldi. Tahir Karagöz’ün mevlîd okuduğunu söylediler. Elimdeki çayı bırakıp camiye girdim; velâdet bahrini okuyordu. Mevlîd ve Kur’an tilâveti bittikten sonra yanına gittim, kendimi tanıttım ve birlikte çay içmeyi teklif ettim. Beni yerimden kaldırıp camiye götüren, onun kendine has okuma üslûbuydu.

F.Atay:  Tahir Karagöz’ün Arslanhâne Camii’nde görev almasına nasıl vesile oldunuz?

İlhan Tok: Hocamın mutlaka resmî bir görev alması gerektiğini düşünüyordum. Kendisine müezzin kayyım olmasını ve Arslanhâne Camii’ne gelmesini teklif ettim. Önce fazla bir yerde duramayacağını, beni mahcup edebileceğini söyledi. Olumlu cevabını aldıktan sonra dönemin Diyanet İşleri Başkanı Tevfik Gerçeker’le görüştüm. Tahir Hoca’nın evrakı 15 Ağustos 1965 günü imzalandı. Bir gün sonra yeni teşkilât yasası yürürlüğe girecek ve müezzinlik için hâfızlık şartı aranacaktı. Evrakın o gün imzalanmasıyla görevine başlayabildi.

F.Atay:  Tahir Karagöz’le geçirdiğiniz yıllar size neler kazandırdı?

İlhan Tok: 1965’ten 1969 yılının eylül ayına kadar beş yıla yakın aynı camide görev yaptık. Ondan mûsikî nazariyatı ve usûl dersleri aldım; değişik makâmlarda elli kadar eser geçtim. Naât, münâcât, mevlîd, kasîde ve salâ gibi formlarda üstâd bir şahsiyetti. Birçok programda birlikte icrâ ettik. Sağlam bir mûsikî kulağım vardı; geçtiğimiz eserleri ve nâmeleri çabuk kavrardım. Ezan, kâmet, kasîde, mevlîd ve ilâhî gibi cami mûsikîsi formlarındaki tavrımın gelişmesinde onun büyük emeği vardır.

F.Atay:  Tahir Karagöz’ün şahsiyetinde sizi en çok etkileyen özellikler nelerdi?

İlhan Tok: Dünyalığa önem vermeyen, kimseye minnet etmeyen ve son derece cömert bir insandı. İhtiyacı olan birine cebinde ne varsa verir, yoksa borç bulup onun ihtiyacını gidermeye çalışırdı. Bir şeye gönül verdiğinde önüne dünyayı serseniz elinin tersiyle iterdi. Onun Rast makâmında bestelediği ‘Saf saf gelenler’ ilâhîsini hiç unutmadım. Ne zaman dinlesem veya terennüm etsem birlikte görev yaptığımız yıllara dönerim.

F.Atay:  Tasavvufî yolculuğunuzda Hacı Muhyiddin Efendi’nin yeri nedir?

İlhan Tok: Gençliğimde gördüğüm mânevî bir rüyayı Hacı Muhyiddin Efendi’ye anlattım. Bana ‘Seni evlâd-ı mânevî olarak kabul ettim’ dedi; ben de kendisini mânevî rehber bildim. Muhammed Muhyiddin Efendi 1881’de Bolu’da doğmuş, Rifâî muhiti içinde yetişmiş ve önce Muhammed Hâki’ye intisap etmişti. Kabri Bolu’daki Hayrettin Tokadî haziresindedir. Eğer bu bağ intisap sayılırsa ben de onun bağlılarındanım; gördüğüm hâli Kur’an’a duyduğum sevgi ve hürmetle ilişkilendiririm.

Mevlid ve Dinî Mûsikî

F.Atay:  Mevlîd-i Şerifin kültürümüzdeki yerini nasıl görüyorsunuz?

İlhan Tok: Mevlid, Hz. Peygamber’in doğumunu, hayatını, mucizelerini, miraca yükselişini ve vefatını anlatan manzum eserlerin genel adıdır. Türk kültüründe Süleyman Çelebi’nin Vesîletü’n-Necât’ı asırlar boyunca doğumdan vefata kadar pek çok vesileyle okunmuş; cami mûsikîsinin başlıca formlarından biri olmuştur. Sözleri beşerîdir fakat yüksek bir edebî sanat taşır.

F.Atay:  Sizin mevlîd eğitim kaynaklarınız kimlerdi?

İlhan Tok: Tahir Karagöz başta olmak üzere İstanbul ve Ankara’daki büyük okuyucuları dinledim, meşk ettim. Mecid Sesigür, Kâni Karaca, Halil İbrahim Çanakkaleli, Fevzi Mısır, Aziz Bahriyeli ve Eşref Akhisarlı ile programlarda Kur’an ve mevlid icra ettim. Esat Gerede ile tanıştım, fakat birlikte program yapmak nasip olmadı. Bu isimlerin her birini rahmetle anıyorum.

F.Atay:  Kendinizi mevlîdhan olarak görüyor musunuz?

İlhan Tok: Ben daha çok Kur’an okuyucusu olarak bilinmek istedim ve ‘Ben bir mevlîdhan değilim’ dedim. Bu, mevlidi bilmediğim anlamına gelmez; büyük mevlidhanlarla meşk ve icra imkânı buldum. Mecid Sesigür de Kur’an tilâvetinin bana daha çok yakıştığını söylerdi. Mevliddeki tavrımın değerlendirilmesini kayıtlarıma bırakırım.

F.Atay:  Bir mevlîd talebesi hangi dört aşamadan geçmelidir?

İlhan Tok: Birinci aşama sözleri ezberlemektir. İkinci aşama, güfteyi ‘Fâilâtün fâilâtün fâilün’ kalıbına doğru kelime taksimiyle yerleştirmektir. Üçüncü aşama, ezberlenen mısraları bir üstada okuyup meşk ederek hataları düzeltmektir. Dördüncü aşama ise her bahrin gelenekle taşınan makam dizisini öğrenmektir. Bunun yolu, ehil bir hocanın önünde diz çökmekten geçer.

F.Atay:  Bahirlerde kullanılan makamları topluca söyler misiniz?

İlhan Tok: Tevhid yahut Münâcât Bahri Sabâ, Sabâ Zemzeme, Bestenigâr, Çargâh, Dügâh, Hüseynî ve Şevkutarab; Nur Bahri Hicaz, Eviç, Ferahnâk, Segâh, Müstear, Şehnaz ve Karciğar; Yaradılış Bahri Hüzzam, Segâh ve Hüseynî; Velâdet Bahri Rast ve Nişâbürek ile okunur. Merhaba Bahri’nde Hüseynî, Pençgâh, Uşşak, Hüzzam ve Segâh; Miraç Bahri’nde Segâh, Hüzzam ve Hüseynî; Vefat Bahri’nde Hicaz, Neva, Uşşak ve Beyâti; Dua Bahri’nde Uşşak, Sabâ ve Hüseynî kullanılır.

F.Atay:  Tevhid Bahri’nin Sabâ ile başlamasının anlamı nedir?

İlhan Tok: Tevhid Bahri Allah’ın birliğini, tesbih ve zikri anlatır. Sabâ makamındaki hüzün ve içlilik doğrudan kalbe işler; Allah’ı anmanın doğurduğu aşkı taşır. Ardından Dügâh, Çargâh, Bestenigâr ve Zemzeme gibi geçkiler yapılabilir. Burada makam, anlatılan mânâyla bütünleşir.

F.Atay:  Zemin, meyan ve kararı bir örnekle açıklar mısınız?

İlhan Tok: Mevlide alt perdelerde bir zemin kurarak başlanır; mısralar demlenir ve uygun geçkilerle meyana hazırlanılır. Tevhid Bahri’nde ‘Aşk ile gel imdi Allah diyelim / Derd ile göz yaş ile âh idelim’ mısraları; Velâdet Bahri’nde ‘İndiler gökten melekler sâf sâf / Kâbe gibi kıldılar evim tavaf’ mısraları meyan yerlerindendir. Sonunda başlangıçtaki perdeye dönülerek karar verilir.

F.Atay:  Mevlid hangi ortamda ne kadar okunmalıdır?

İlhan Tok: Zamana, mekâna ve ihtiyaca göre kararınca okunmalıdır. Fazlası bıkkınlık, eksikliği lezzet kaybı doğurur. Hz. Peygamber’in doğumunun anıldığı programda Velâdet Bahri, Miraç Kandili’nde Miraç Bahri öne çıkarılmalıdır. Mevlid, güzel ses ve kendi tavrıyla yeterince icra edildiğinde haz duyulan bir zevkler manzumesidir.

F.Atay:  Mecid Sesigür’ü neden ayrı bir yerde tutuyorsunuz?

İlhan Tok: Her okuyuşu farklıydı; mevlidi okumaz, yaşardı. Hangi mısrada hangi geçkiyi yapacağını önceden kestiremezdiniz. Aşkı ve cazibesiyle mânâyı dinleyenin kalbine işlerdi. Onun vefatıyla büyük bir mevlid tavrının toprağa girdiğini düşünürüm. Yeni kuşakların kayıtlarını mutlaka dinlemesi gerekir.

F.Atay:  Günümüz mevlid icralarıyla ilgili kaygınız nedir?

İlhan Tok: Eğitim almadan, eski ustaları yeterince dinlemeden ve yalnız ses güzelliğine güvenerek okumaya kalkışılması beni endişelendiriyor. Gür ses sanat değildir. Güftenin anlamı, aruz kalıbı, kelime taksimi ve makam seyri bilinmelidir. Mevlidde de sesin en fazla yüzde yetmişi kullanılmalı; bağırmak hiçbir cami mûsikîsi formuna yakışmaz.

F.Atay:  Kur’an, ezan, kaside ve mevlid gibi farklı formları icra etmenin ortak zemini nedir?

İlhan Tok: Her formun ayrı tavrı vardır; birinde usta olan diğerinde aynı seviyede olmayabilir. Ortak zemin ise sağlam tecvîd, doğru telaffuz, mânâ bilgisi, makam terbiyesi, ölçülü ses, ihlâs ve meşktir. Ben bütün bu formları kendi usulüne bağlı kalarak icra etmeye çalıştım.

Beste Çalışmaları ve Topluluklar

F.Atay: Bestekârlık yönünüz nasıl gelişti ve eserlerinizin kapsamı nedir?

İlhan Tok: 1950’li yıllarda Kore’den gelen şehit haberleri üzerine radyoda okunan Kur’an ve mevlîdler arasındaki ilâhîleri dinlerdim. Fatihli Kardeşler olarak bilinen Sadettin Kaynak ve Hüseyin Tolon’un oluşturduğu ilâhî ekibinin âhengi beni çok etkiledi. Beste fikrimin ilk tohumu o yıllarda atıldı. Asıl tecrübeyi Tahir Karagöz Hocamdan aldım. Yaklaşık 20 makamda, sözleri de bana ait 200’e yakın çalışmam bulunuyor. Bunlar içinde nota eklerinde kayıt altına alınan 72 eserin 69’unun güftesi bana aittir; bu eserler 15 makam çevresinde şekillenmiştir. Kendimi profesyonel bestekâr saymıyorum; duygularımı notaya aktaracak kadar bilgim olduğunu söylüyorum. “Annem” şiirini anneme duyduğum hasretle, “Ebedin Yolcuları”nı ise 1999 depreminden doğan duygularla yazdım.

F.Atay:  Esmâü’l Hüsnâ bestesinde hangi hassasiyeti gözetiyorsunuz?

İlhan Tok: Allah’ın güzel isimlerini bestelerken Arapça fonetiği, harflerin mahreçlerini ve tecvîd ölçülerini mûsikîye feda etmemek gerekir. Beste, lafzın hizmetinde olmalıdır. Esmâü’l Hüsnâ çalışmamı bu hassasiyetle ele aldım.

F.Atay:  Suat Kılıç ile çalışmalarınızın aile hayatınıza da uzanan bir yönü oldu mu?

İlhan Tok: 2006’da tanıştığımız Suat Kılıç, eserlerimin düzenlenmesi ve notaya alınmasında büyük emek verdi; Ankara Müftülüğünün tasavvuf mûsikîsi konserlerinde birlikte çalıştık. Bu yakınlık zamanla aile bağımıza dönüştü ve kızım Esra, Suat Kılıç ile evlendi.

F.Atay:  Aziz Mahmut Hüdâyî Topluluğu’nu kurarken maksadınız neydi?

İlhan Tok: 1990’ların başında İstanbul’da kurduğum toplulukta yalnız eser geçmek değil, Kur’an talimi, tilâvet, mevlid, kaside ve cami mûsikîsi tavrını öğretmek istedim. Tahir Karagöz hayattayken edebim gereği bir adım geride durdum. Amir Ateş tecrübesiyle bize destek verdi. Ankara’ya taşınınca sorumluluğu sanatçı ve bestekâr talebem Mehmet Kemiksiz’e bıraktım.

F.Atay:  Vakt-i Seher Topluluğu nasıl doğdu?

İlhan Tok: Ankara’da talebelerimin gayretiyle kuruldu. Ben kuruluşuna rehberlik ettim ve onursal başkan oldum. Topluluğun amacı, dinî mûsikî eserlerini yalnız nota olarak değil, doğru tavır ve edep içinde yaşatmaktır.

F.Atay: Eserlerinizin icrası ve notaya alınmasında kimlerin emeği oldu?

İlhan Tok: Söz ve bestelerimde Kur’an’dan doğan duyguların izleri vardır. “Allah,  Ol Demeden Hiçbir Şey Olmaz”, “Uyan Ey Kul Yatma Uyan” ve “Arar Yurdunu Ruhum” bunlardan bazılarıdır. Suat Kılıç, yazdığım notaları büyük bir maharetle çözüp icraya hazırladı. Eserlerimi Suat Kılıç, Ömer Faruk Belviranlı, Turgut Karadeniz ve çeşitli sanatçılar seslendirdi. Maksadım mûsikîyi gösteri unsuru yapmak değil, ulvî duyguları Türk mûsikîsinin imkânlarıyla ifade etmektir.

Kitaplar, Yayınlar, Şiir ve Hatıralar

F.Atay:  Sesli yayın çalışmalarınız nasıl başladı?

İlhan Tok: İlk sesli çalışmamda Kur’an-ı Kerim’i baştan sona kasete okudum. İlk hatim setimi 1985 yılında Üsküdar’da kurduğum Tok Sesli Yayınları adı altında yayımladım. Kur’an tilâvetiyle birlikte ilâhî, kasîde ve mevlîd icrâlarının kayıt altına alınmasını da geleneğin aktarılması bakımından önemli gördüm.

F.Atay:  Yayımlanan kitabınız Sonsuza Çağrı hakkında neler söylersiniz?

İlhan Tok: Sonsuza Çağrı, şiirlerimi bir araya getirdiğim ve 1991 yılında İstanbul’da Tok Sesli Yayınları tarafından basılan kitabımdır. Yazdıklarım içinde basılı kitap hâline gelen eser budur. Ancak baskıdan önce yeterince dikkatli tashih edilmediği için kitapta çok sayıda yazım hatası kalmıştır.

F.Atay:  İlhan Tok Hayat ve Hatıratı adlı çalışmanız hangi olayın ardından doğdu?

İlhan Tok: Bu çalışmayı 1987 yılında, İstanbul’da imam hatip olarak görev yaparken hazırladım. Dönemin Cumhurbaşkanının başörtüsü hakkında canlı yayında söylediği sözlere minberden cevap vermem üzerine Devlet Güvenlik Mahkemesinde yargılandım ve beraat ettim. Yaşananları ve hatıralarımı kayda geçirmek düşüncesi bu eserin hazırlanmasında etkili oldu.

F.Atay:  Kur’an’ın Kölesi Hâfız İlhan Tok adlı eserin muhtevası nedir?

İlhan Tok: 2012 yılında Ankara’da hazırladığım bu çalışmada şiirlerim, bestelerim, güftelerim, na‘t ve münâcâtlarım ile binden fazla özlü sözüm yer almaktadır. Eser, hem edebî çalışmalarımı hem de Kur’an hizmeti içinde oluşan düşüncelerimi topluca yansıtır.

F.Atay:  İ’râbu’l Kur’an Işığında Kur’an Tilâveti çalışmasını kimler için hazırladınız?

İlhan Tok: 2011 yılında Ankara’da hazırladığım bu çalışmayı, Ankara Müftülüğü bünyesindeki tashih-i hurûf kurslarına katılan din görevlilerinin yararlanması amacıyla kaleme aldım. İ‘rab bilgisinin mânâya ve temsili okuyuşa katkısını tilâvet uygulamasıyla birleştirmeyi hedefledim.

F.Atay:  Hazırladığınız ders notlarının kapsamı nedir?

İlhan Tok: 2008-2009 dönemine ait Tashih-i Hurûf II Ders Notları ile 2009 tarihli Kur’an-ı Kerim Tashih-i Hurûf, Ezan, Kamet, Salâ, İlâhîler ve Bazı Bilgileri başlıklı notlarım vardır. Bunlar mahreç, tecvîd ve tilâvetin yanı sıra cami mûsikîsi formlarında uygulamaya dönük bir eğitim vermek amacıyla hazırlanmıştır.

F.Atay:  Şiirlerinizde hangi konular öne çıkıyor?

İlhan Tok: Güncel hadiseler, na‘t, münâcât, kaside, kulluk, ölüm, vefa ve anne hasreti öne çıkar. Hece veznini ve ilâhi formuna elverişli söyleyişi tercih ettim. Tahir Karagöz hayattayken edebim gereği öne çıkmadım; şiir yazmaya esasen 1985’li yıllarda başladım.

F.Atay:  Binden fazla özlü söz kaleme almanızın sebebi nedir?

İlhan Tok: Bu sözleri önce başkasına değil, kendime nasihat kabul ederim. Yaşadığım hadiselerin, Kur’an hizmetinin ve insanlarla münasebetimin damıttığı kısa hükümlerdir. Bunları ‘Kur’an’ın Kölesi Hâfız İlhan Tok’ adlı çalışmamda bir araya getirdim.

F.Atay: Vefa gecelerini ve size gösterilen ilgiyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

İlhan Tok: Vefa, imanın şubelerindendir. Dünya varlığını satıp Kur’an’ı aldığımı söylerim; bir metrekare yerim yoktur ama Cenab-ı Hak bana vefayı yaşarken göstermiştir. 2010’da Kevser Derneği, 2013’te Vakt-i Seher Mûsikî Topluluğu Eğitim ve Kültür Derneği ve 2017’de Üsküdar Belediyesi ile talebem Mehmet Kemiksiz’in gayretiyle düzenlenen geceleri şahsımdan ziyade Kur’an hizmetine gösterilmiş vefa olarak görüyorum. Bir hocanın gerçek eseri yetiştirdiği talebelerdir.

Besteler ve Nota Eklerindeki Eserler

F.Atay:  Hocam, bestelerinizin makamları hakkında bilgi verir misiniz?

İlhan Tok: Elbette. Yetmiş iki başlık, makam gruplarıyla birlikte şöyledir:

Bestenigâr

1. Şanlı Nebî Sen Elçisin

Beyâti

2. İsyânımı Yâd Eyler

Hicâz

3. Baktığın Gülzâr Solmaz Haşre Kadar

4. Bir Halde Durmak Olmaz

5. Hayâlimde Canların Ebedin Yolcuları

6. Ey Dertlere Dermân Olan

7. Her Şey Senin Güzel Mevlâ’m

8. İmân Bir Cevher Verilmişse Eğer

9. Refîk-i Alâ

10. Tatlı Tatlı Esen Yeller

11. Uyan Ey Kul Yatma Uyan

Hüseynî

12. Birdir Tekdir Ezeldir Allah Azze ve Celle

13. Bizden Yakın O Bizlere

14. Ey Habîbi Rabbenâ

15. Ey Mevlâ Aşkına Yanan Ömür Bitti

16. Garip Gönül Figân Eder

17. Hayâtım Sen Hayâlim Sen

18. Rabb’im Allah Dinim İslâm

19. Salât Sana Selâm Sana Muhammed’im

20. Selâm Sana Ey Rasuller Rehberi

21. Yâ İlâhî Aşkınla Yananlardan Eyle Bizi

22. Yüreğimde Hep O Var Onsuz Aşk Neye Yarar

23. Yüzümüz Gönlümüz Hakk’a Döndürürüz

Hüzzâm

24. Allah Ol Derse Olur Sarp Kayalar Yol Olur

25. Annem

26. Biz Allah’ın Kuluyuz

27. Ey Allah’ım Senden Gayrı Dost Olmaz

28. Ey Nebiyy-i Muhterem

29. Hayâl Âleminden Sana Yalvarırım

30. İşte İkrârım Âmentü Billâh

31. Kalbe Hükmeder Allâhü Ekber

32. Nakkaş Tepeden Seni Seyrettim Ey İstanbul

33. Nebîlerin Baş Tacısın

34. Ref Olundu Huzûra Şefâat Kân-ı Ahmed

35. Selâm Allah Diyenlere

36. Zâkir Zikreder Şâkir Şükreder

Karciğâr

37. Sensin Âleme Rahmet Cân Efendim (Tevşih)

Kürdîli Hicâzkâr

38. Arar Yurdunu Rûhum

39. Âşıkân-ı Müctebâyız

40. Güller Açar Aşkına Muhammed’in

41. Nikâh Haktan Emir Kullarına (Şarkı)

Mâhûr

42. Bir Başkadır Vakt-i Seher

Muhayyer

43. Dâvet Buyurdu Allah Rasûlü Muhammed’i

44. Günâhım Çok Yüzüm Kara

Muhayyer Kürdî

45. Hasret Topraklar Suya

Nihâvent

46. Biz Bağlıyız Kur’an’ına Hem Muhtacız Yardımına

Rast

47. Döner Cihân Hak Diyerek

48. Essubhu Bedâ Min Tal’atihî (Şuğul)

49. Gökyüzünde Seyyâreler

50. Gönül Mevlâ Der Mevlâ’yı Özler

51. Mevlâ’nın Rasûlü Ahmed

52. Salât-ı Münciyye (Şuğul)

53. Sana Mü’min Demiş Allah

54. Seven Allâh’ı Sever Beytullâhı

55. Sığın Ey Kul Allâh’a Şerlilerin Şerrinden

Sabâ

56. Affet Allâh’ım Şehr-i Rahmet Hakkı Çün

57. Düşünen Arş-ı Arzın Dönüşü

58. Hakk’a Âşık Olanlar

59. Kur’an Bu Gece İndi

60. Nazargâh-ı Kalp Denen Mahâl

Uşşak

61. Âşıkları Dâvet Eyler Hakk’ı Zikre Vakt-i Seher

62. Ben Bu Cihân Bağında Hû Derim Hû

63. Bu Ay Benim Demiş Allah

64. Güzel Allah Hem Ezel Allah

65. Güzel Allah’ım Senden Râzıyım

66. Hayat Rüyadır Aldanma

67. Ne Şeref Mü’min Olmak

68. Sezâdır Fakîre Niyâz

Zavil

69. Bülbüllerde Nağmeler O

70. Varsın Birsin Benim Güzel Allah’ım

Diğerleri

71. Cumhur Müezzinliği ile İlgili Örnek İlâhiler ve Salâvât-ı Şerîfeler

72. Esmâü’l Hüsnâ

Son Söz

F.Atay:  Bu uzun hizmet yolculuğunu tek cümlede nasıl özetlersiniz?

İlhan Tok: İsim ve cisimle değil, işimle meşgul oldum; şovmen değil, ehl-i Kur’an yetiştirmeye gayret ettim. Kur’an’a, hocaya, talebeye ve bize emanet edilen klasik tavra sadakat, ömrümün özeti budur.

F.Atay: Programı hangi mesajla tamamlamak istersiniz?

İlhan Tok: Allah varsa gam olmaz. Hepimiz O’na muhtacız; O’nun kimseye ihtiyacı yoktur. Yaşadığımız zorluklar karşısında O’na dayanmalı, Kur’an’ın rehberliğinden ayrılmamalıyız.

BESTELERDEN ÖRNEKLER

*****

*****

*****


Kaynaklar:

1-Vav TV’de 25 Kasım 2022 ve 3 Nisan 2023 tarihlerinde yayımlanan, Fehmi Atay’ın yapımcılığını ve sunuculuğunu üstlendiği Hafız İlhan Tok’un Hayat Hikayesi | Anıların İzinde” programı.

2- Hafız İlhan Tok ile ilgili notlar- Fehmi Atay


FEHMİ ATAY’IN YAYIMLANMIŞ DİĞER RÖPORTAJLARI