Hasretine dayanmak ne mümkün, geldim huzur-u pâkin’e,
Günahımdan gayri sermayem yok, ne takdim etsem Hazret’ine?
Âşıkların hürmetine gözyaşlarım mazhar olur belki himmetine,
Rûz-i mahşer’de çok günahkâr İsmail’in ümidi Sensin Habib’im!
İsmail Karaçam
Röportaj: Av. Fehmi Atay
Röportal Konuğu: Prof. Dr. İsmail Karaçam
Burdur’un Kayaaltı köyünde doğan Prof. Dr. İsmail Karaçam, çocuk yaşta başladığı Kur’an eğitimini güç şartlar altında sürdürerek hafız oldu. İstanbul’da Şehzadebaşı Camii’nde kaldığı günlerden imam hatip ve Yüksek İslâm Enstitüsündeki tahsiline, din hizmetinden öğretmenliğe uzanan hayatını Av. Fehmi Atay’a anlattı. İsmail Karaçam Hoca, 4 Haziran 2025 tarihinde vefat etti. Allah rahmet eylesin. Bu röportajda Mehum Karaçam; kendisine yol gösteren hocalarını, ailesini, öğrencilerini ve Kur’an’ın kıraati üzerine çalışmalarını hatıralarıyla birlikte aktarıyor.

Doğum ve çocukluk
F.Atay: Değerli Hocam; öncelikle sizi tanımak isteriz. Nerede ve nezaman dünyaya gelmişsiniz?
Prof. Dr. İsmail Karaçam: Burdur’un Antalya yolu üzerinde, şehir merkezine yaklaşık 15 kilometre uzaklıktaki eski adı Kravgaz, yeni adı Kayaaltı olan köyde doğdum. Nüfus cüzdanımda 1937 yazar; fakat doğum yılımın 1936 mı, 1937 mi olduğu konusunda bir tereddüt var. Annem, doğduğum yıl köyde 13 erkek çocuğun dünyaya geldiğini söylerdi. O arkadaşları tanırdım; bir kısmıyla ilkokulda birlikte okuduk. Şimdi köye gittiğimde pek azının hayatta kaldığını görüyorum.

Prof. Dr. İsmail Karaçam: O yıllara göre kalabalık bir köydü; yaklaşık 250 hane olduğu söylenirdi. Köye ilk nasıl yerleşildiğine ilişkin kesin bir bilgim yok. Bizim aileye “Şamlılar” derler. Bir rivayete göre atalarımız Orta Asya’dan Şam üzerinden Burdur’a gelmiş, sonra köye yerleşmiş. Ailemizin dinine, tarihine ve milletine bağlılığıyla anıldığını duyardum.
F.Atay: Köyünüzde o yıllarda başka yerlerden gelen aileler var mıydı?
Prof. Dr. İsmail Karaçam: 1950’li yıllarda Bulgaristan tarafından gelen bir iki aile bir süre kaldı; sonra başka yere yerleştirildiler. Benim anlattığım dönemde köyde böyle aileler kalmamıştı.

F.Atay: Köyünüzün ilk hafızı ve ilk profesörü siz misiniz?
Prof. Dr. İsmail Karaçam: İlk profesörü benim; ama ilk hafızı değilim. Bana Kur’an öğreten hocalar arasında da hafızlar vardı. Köyümüzde hoca efendilere büyük kıymet verilirdi. Dedemin adı Şamlı İsmail Efendi’ydi; ben de onun adını aldım. Burdur’da hafızlık çalıştığım sırada müftü, dedemle medresede arkadaş olduklarını söylemişti.
F.Atay: O dönemin Burdur medreselerinden tanıdığınız âlimler kimlerdi?
Prof. Dr. İsmail Karaçam: Burdur’un nüfusu büyük değildi; buna rağmen şehirde 15 medrese bulunduğu anlatılırdı. Hocam Hacı Hamit Hafız, Mehmet Hatip Hoca ve “Yörüğün Hüsn Hafız” diye anılan hoca bu çevrede yetişenler arasındaydı. Köylümüz Çarkacıoğlu Halil İbrahim’i de hatırlıyorum.
F.Atay: Dedeniz resmî bir görev üstlendi mi?
Prof. Dr. İsmail Karaçam: Babamın babası İsmail Efendi’ye görev teklif edilmiş; fakat o dönemin şartlarında din hizmetini sürdürmenin zor olacağını düşünerek köyüne dönmüş. Büyük ailesinin başına geçmiş; köyde saygı duyulan bir insan olarak yaşamış. Ben ona yetişemedim. Babam, dedem vefat ettiğinde yaklaşık üç yaşındaymış. O yıllarda imamlar, köy bekçileri ve berberler köylülerden aldıkları hakla geçinirdi; devlet maaşları daha sonraki yıllarda yaygınlaşmaya başladı.
F.Atay: Anne ve babanız ne işle uğraşırdı?
Prof. Dr. İsmail Karaçam: Köyün geçim kaynağı çiftçilikti. Buğday, arpa ve başka hububat yetiştirilirdi. Ürünler Burdur’da satılırdı. Köyden Burdur’a yürümek yaklaşık üç saat sürerdi. Babam üç erkek kardeşti; üçü de tahsil görmemişti. Annem ise Selmanlılar diye bilinen aileden gelirdi.
F.Atay: Babaannenizle ilişkiniz nasıldı?
Prof. Dr. İsmail Karaçam: Babaannemi anlatmaya kelimeler yetmez; melek gibi bir insandı. Eşini kaybettikten sonra üç oğlunu büyütmüş. Onlar da annelerine büyük sevgi gösterirlerdi. Benim bir ablam vardı, daha sonra vefat etti. İkimiz de babaannemizin yanında yatmak için yarışırdık. Yanında kaldığımız gecelerde bize sûre ezberletirdi. İlk Kur’an derslerimi ondan aldım diyebilirim.
F.Atay: Ablanız ve babaannenizle çekilen fotoğraflara bakınca hangi günleri hatırlıyorsunuz?
Prof. Dr. İsmail Karaçam: Ablamla birbirimizi çok severdik. Babaannemizin yanında yatmak için çekişirdik. O, bize yattığımız yerde de bir sûre ezberletirdi. Burdur’a hafızlık için gittiğim sıralarda çekilen fotoğrafta da yaklaşık 11–12 yaşlarındaydım.

F.Atay: Anne tarafından dedenizin askerlik hatıraları da var. Onu anlatır mısınız?
Prof. Dr. İsmail Karaçam: Annemin babası Osman Dedem üç defa, her seferinde altışar yıl olmak üzere toplam 18 yıl askerlik yaptığını anlatırdı. Harplerde sekiz yerinden yaralanmıştı; mermi izlerini gösterirdi. Askerliği çok sever, “Bugün çağırsalar yine giderim” derdi. Şehit olamadığına üzülür, fakat askerlikten hiç kaçmadığını söylerdi. Son askerlik dönüşünde küçük yaştaki annemi yıllar sonra ilk kez görünce köydeki kız çocuklarına bakıp “Bu bana benziyor” diyerek onu tanımış.
İlkokul ve Kur’an eğitimi
F.Atay: İlkokula başlamanız nasıl oldu?
Prof. Dr. İsmail Karaçam: Okulun açıldığı gün gidip birinci sınıfa oturdum. Öğretmenimiz Tahir Efendi tahtaya birkaç kelimelik bir cümle yazıp okudu. Ben de duyduğumu ezberleyerek tekrarladım; oysa harfleri henüz bilmiyordum. Bana kim olduğumu sordu. Ailemi tanıyınca okula kaydedeceğini söyledi. O cümlenin ne olduğunu artık hatırlamıyorum.

F.Atay: Çocukluğunuzda köyde Kur’an öğrenme imkânı var mıydı?
Prof. Dr. İsmail Karaçam: İlkokulun son sınıfına geldiğim yıllarda köyümüzde Veli Hafız diye bir hoca yaklaşık üç dört öğrenciye Kur’an öğretiyordu. Hatim duaları sırasında köyde tekbirlerle dolaşırlardı. Öğretmenlerimiz de katılmamızı isterdi. İki arkadaşım koluma girmişti; ben yürürken Kur’an sevgisinden ağlıyordum. Okulun bitmesine bir iki ay kala amcamın oğluyla Veli Hoca’nın derslerine başladık. Hoca bazen sert davranırdı; fakat ben devam ettim.
F.Atay: Kur’an öğrenmeye başladığınız hocanızın disiplinini nasıl hatırlıyorsunuz?
Prof. Dr. İsmail Karaçam: Veli Hoca sert bir insandı. Amcamın oğluyla derse gittiğimiz gün ona tokat attı. Arkadaşım bir daha gelmek istemedi. Ben de zaman zaman dayak yedim ama Kur’an öğrenmeyi bırakmadım. O hatırayı bugün de unutmam.
F.Atay: O dönemde ezanı siz de okudunuz mu?
Prof. Dr. İsmail Karaçam: Evet. Türkçe ezanı hem köyde hem Burdur’da okudum. Köyün müezzini Ali Dayım beni minareye gönderirdi. Boyum şerefenin duvarını geçmediği için parmak uçlarıma yükselirdim; sesim duyulur ama beni aşağıdan göremezlerdi. 1950’de ezan yeniden asli diliyle okunmaya başlayınca onu da okuduk. Burdur’da bu değişikliğin ilk duyurulduğu gün insanları pencerelerde beklerken, ezanı dinlerken ağlarken gördüm. Benim hatırladığım kadarıyla o sırada dört beş camide ezan okunuyordu.

Burdur’da hafızlık yılları
F.Atay: Hafızlık için Burdur’a gitmenize ne vesile oldu?
Prof. Dr. İsmail Karaçam: Köylümüz İbrahim Hafız’la hayvan güderken konuşurduk. Benden birkaç yaş büyüktü; Burdur’daki güzel okuyuşlu hafızları ve hocaları anlatarak beni heveslendirdi. Köyümüzdeki hocamız da ayrılınca dört arkadaş Burdur’a gittik. Babalarımız hocalarla görüşüp bizi onlara teslim ettiler. Hafızlık hocam Ömer Hafız, talim hocam Burdur Ulu Camii imamı Hacı Hamit Hafız’dı. Tecvit ve talim de okuduk.
F.Atay: Dört çocuk Burdur’da nerede kaldınız, nasıl geçindiniz?
Prof. Dr. İsmail Karaçam: Babalarımız bir evin tek odasını kiraladı. Yerde, köyden getirdiğimiz yataklarda yatardık. Evin tuvaletini kullanırdık. Fırından sürekli ekmek almaya paramız yetmediği için annelerimizin köyde yaptığı ekmekler haftalık olarak gelirdi; bulduğumuzla geçinirdik. O günlerin şartlarıyla bugünkü öğrencilerin imkânları arasında büyük fark var.
F.Atay: İlk gurbet ayrılığı sizi nasıl etkiledi?
Prof. Dr. İsmail Karaçam: Burdur’daki ilk hafta gece gündüz ağladım. Hafta sonunda annem gelince ona sarılıp ağlamaya devam ettim. “Seni burada böyle bırakmam, köye götüreceğim” dedi. Ben de “Ne olursa olsun burada kalıp hafız olacağım” diye karşılık verdim. Annem ağlayarak köye döndü, ben ağlayarak Burdur’da kaldım. İlk bir iki haftadan sonra alıştım ve derslerimi bırakmadım.
F.Atay: Hafızlık çalışırken size evini açan aileler oldu mu?
Prof. Dr. İsmail Karaçam: İlk kaldığımız yerlerden biri Hüseyin Dayı’nın eviydi. Kendisi ve eşi bize çok yardımcı oldu. Burdur’da mukabele okunurdu. Bir hoca, sabah namazından önce okuduğu mukabelenin son iki üç sayfasını bana okutmayı teklif etti. Hüseyin Dayı bunu duyunca bastonuna dayanarak beni sahurdan sonra camiye götürürdü. Tek başıma gitmekten çekinebileceğimi bilirdi. Daha sonra Atiye Anne’nin yanında, ardından Adile Anne’nin evinde kaldım; hafızlığımı onun yanında bitirdim. Beni evlat edinmek bile istemişlerdi; fakat ailemin tek erkek çocuğu olduğum için babam razı olmadı.
F.Atay: Babanız bir dönem sizi köye geri götürmek istemiş. Hocanız ne yaptı?
Prof. Dr. İsmail Karaçam: Babam yazın köye dönüp öküzleri gütmemi, kış yaklaşınca yeniden Burdur’a gelmemi istiyordu. Hacı Hamit Hafız bunu duyunca babamla konuştu. “Derslerini yapan kabiliyetli bir çocuğu götürüp tahsilini kesme. Gerekirse ben evime alır, yedirir, içirir, okuturum” dedi. Babam onun sözünü dinledi. Bu müdahale benim için çok önemliydi.
F.Atay: Hafızlık ne kadar sürdü; bu sırada başka dersler gördünüz mü?
Prof. Dr. İsmail Karaçam: Burdur’daki tahsilim 1948’den 1952’ye kadar devam etti. Hafızlık çalışmasının yanında tecvit ve talim okudum. Hafızlığın kendisi yaklaşık bir buçuk iki yıl sürdü. Köyde hafızlık duam için bir merasim düzenlendi; Burdur müftüsü, hocam Ömer Hafız ve başka davetliler geldi. Birlikte gittiğimiz dört arkadaştan üçümüz hafız olduk.
F.Atay: İmam hatip okulları açılırken köyünüzden başka öğrenciler de bu yola girdi mi?
Prof. Dr. İsmail Karaçam: Burdur’a birlikte giden arkadaşlardan hafızlıklarını tamamlayanlar oldu. 1951’de imam hatipler açıldığında içlerinden biri oraya gitti. Fotoğraflara bakınca hayatta kalan ve vefat eden arkadaşlarımı da hatırlıyorum; Kur’an kursundaki o günlerin her birinin ayrı bir yeri var.
F.Atay: Burdur’da mukabele ve mevlit okumaları nasıldı?
Prof. Dr. İsmail Karaçam: Mevlit de okurduk. Ramazanlarda hocam mukabelelerde okumamı isterdi. Burdur’da o günlerin Ramazanı başkaydı. Davet listeleri hazırlanır, iftar ve sahur sofralarına gidilirdi. Bu davetler bizim gibi talebeler için büyük bir imkândı.
F.Atay: Hacı Hamit Hafız’ın teravihlerle ilgili hatırladığınız hatırası var mı?
Prof. Dr. İsmail Karaçam: Evet, Burdur’a ilk indiğimizde yaşı ilerlemiş olmasına rağmen hatimle teravih kıldırıyordu. Bana, “Bu camide 55 yıl teravihi hatimle kıldırdım; artık bacaklarım izin vermiyor” demişti. Onun gayretini unutamam.
F.Atay: Hocanızın oğlu Haydar Hafız’ın musikiyle ilişkisini anlatır mısınız?
Prof. Dr. İsmail Karaçam: Haydar, Burdur Ulu Camii’nde müezzinlik yapardı. Çok güzel sesi vardı, keman çalardı; bana da musiki öğretirdi. Bir ara İzmir’de bir gazinoya götürülmüş. Orada şarkı ve gazel okuyunca çok beğenilmiş; kendisine gecelik 20 lira teklif edilmiş. Anlattığına göre yaklaşık altı ay orada okumuş. Daha sonra babası onu Burdur’a getirip yeniden müezzin yapmıştı.
F.Atay: Hatipoğlu ailesiyle bağınız nasıl kuruldu?
Prof. Dr. İsmail Karaçam: Ahmet ve Mehmet Sait Hatipoğlu kardeşlerin ağabeyleri Hasan, Burdur Müftülüğünde kâtipti. Beni kendi evladı gibi severdi. İzmir Müftülüğüne tayin edilince beni de götürdü; Kestane Pazarı’ndaki hafızlık ortamına kaydettirdi. Kalabalığa alışamadığım için haber vermeden Burdur’a döndüm. O beni arayıp çok üzülmüş. Hatipoğlu kardeşlerle ilişkimiz sonra da sürdü; onlar benim kardeşlerim gibidir.
F.Atay: Burdur’da duyduğunuz bir hafızın sesi, sizde ne gibi bir etki meydana getirdi?
Prof. Dr. İsmail Karaçam: İstanbul’a karşı içimde büyük bir sevgi vardı. Köyde birkaç evde radyo bulunurdu; cuma sabahları Kur’an okunurdu. Esat Gerede’nin Kehf suresini okuyuşunu bir evde dinlemiş, sesine ve okuyuşuna hayran kalmıştım. Onun nağmelerini ve okuyuş inceliklerini taklit ederek çalıştım. Bunun kendi okuyuşuma da katkısı olduğunu düşünüyorum.
F.Atay: Hafızlığınızı tamamladıktan sonra önünüzde nasıl bir yol vardı?
Prof. Dr. İsmail Karaçam: Yaklaşık 13–14 yaşındaydım; resmî imamlık ya da müezzinlik görevi alacak yaşta değildim. Köye döndüm. Babam çiftçilik yapmamı istiyordu, ben ise okumakta ısrar ediyordum. Burdur’a geldiğimde Ulu Cami’de aşır okurdum. Bir gün Burdurlu kunduracı Haydar Amca, tahsilimi ilerletmem gerektiğini söyledi; yeni açılan imam hatip okulunda, İstanbul’da okumam için hemşehrilerin bir araya gelerek yardım etmeyi düşündüklerini anlattı. Bu haber beni çok sevindirdi.
İstanbul yolculuğu ve Şehzadebaşı
F.Atay: İstanbul’a gitmeden önce başka bir okul denemeniz olmuş muydu?
Prof. Dr. İsmail Karaçam: Isparta İmam Hatip Okuluna gittim; matematik dersinden çekindiğim için orada kalmadım. İzmir’de Kestane Pazarı’nda hafızlık için kısa bir denemem oldu; kalabalığa alışamadığım için Burdur’a döndüm. Babam bu nedenle İstanbul’dan da kısa sürede döneceğimi düşünüyordu.
F.Atay: İstanbul’a gidişiniz nasıl oldu?
Prof. Dr. İsmail Karaçam: Burdurlu bazı büyükler, İstanbul’da imam hatipte okumam için destek sözü verdiler. Hacı Hüseyin’in İstanbul’da kalacağım bir yer ayarlayacağı, yemek meselesinin de çözüleceği söylendi. Haberi anneme anlattım. Babam önce İzmir’den dönüşümü hatırlatarak tereddüt etti; annem aracı oldu, sonunda kabul etti. Burdur’dan otobüse bindik. Yol yaklaşık 26 saat sürüyordu; otobüs parasını babam verdi.
F.Atay: İstanbul’a varınca vaat edilen düzeni bulabildiniz mi?
Prof. Dr. İsmail Karaçam: Otobüsten indiğimde beni karşılayacak Hüseyin Amca yoktu. Burdur’dan tanıdığım tüccar Süleyman Kahyaoğlu’nun adresine gittim. Bir süre sonra Hüseyin Amca da oraya geldi. Bir Kur’an kursuna yerleştirmeyi denedi; kursun hocası, imam hatibe devam edeceksem beni alamayacağını söyledi. Üzülüp imam hatipten vazgeçmeyi bile düşündüm. Hüseyin Amca “İleride din görevleri için imam hatip diploması gerekecek; sen okuyacaksın” diyerek buna karşı çıktı. Ertesi gün Burdur’a dönünce İstanbul’da kalacak yerim olmadan kaldım.
F.Atay: Kalacak yeri nasıl temin ettiniz?
Prof. Dr. İsmail Karaçam: Burdurlu Hacı Hamit Kahyaoğlu’nun tanıdıkları aracılığıyla Şehzadebaşı Camii’nin müezzin mahfilinde kalmama izin verildi. Annemin verdiği yorgana benzer bir şeyim vardı; yatak yorgan bakımından başka imkânım yoktu. Yaz aylarıydı. Mahfilde başka kalanlar da bulunuyordu. Camiye girerken bazen kapıyı açtırmakta bile zorlanıyordum. Pazar günleri müezzinlik de yapıyordum.
F.Atay: İstanbul’a gelişinizde verilen sözler tutulmadığında size yardım edenleri nasıl andınız?
Prof. Dr. İsmail Karaçam: Beni büyük vaatlerle getirenler, 15 yaşımda İstanbul’un ortasında bırakıp gittiler. Ne kalacak yerim ne düzenli yiyeceğim vardı. Buna rağmen onlardan şikâyetçi olmadım; bugün de değilim. İstanbul’a gelmeme ve uzun yıllar Kur’an’a hizmet etmeme vesile oldular. Onları hayırla anar, dua ederim. Şehzadebaşı Camii’nde kalırken okulun açılmasını bekledim; daha sonra sınava girip kaydımı yaptırdım.
Aşevinden yemek almak için bir tenceremiz ve herkesin bir kaşığı vardı
F.Atay: O sırada camide kimlerle kalıyordunuz? Gününüz nasıl geçiyordu?
Prof. Dr. İsmail Karaçam: Caminin müezzinlerinden orada yatıp kalkanlar vardı; onlar görevli ve maaşlıydı. Caminin ancak bir bölümü döşeliydi, diğer bölümü bakımsızdı. Aynı günlerde, sonradan uzun yıllar sınıf arkadaşım olacak Ahmet Özcan ile tanıştım. Sabahları Laleli Camii yakınında ihtiyaç sahiplerine dağıtılan çorbadan yararlanırdık. Kadir adlı arkadaşımız tencereyle çorba getirir, elimizdeki kaşıklarla aynı tencereden yerdik.
F.Atay: O günlerde öğle ve akşam yemeklerini nasıl temin ediyordunuz? Mağazadaki kâtip durumunuzu nasıl fark etti?
Prof. Dr. İsmail Karaçam: Gündüzleri Burdurlu Hacı Süleyman Kahyaoğlu’nun kumaş mağazasına gider, orada çalışırdım. Başlangıçta öğle yemeği için evden gelen yemekleri onlar yer, ben üst kattaki çuvaldan annemin gönderdiği sert peksimetleri çıkarırdım. Babamın cebime koyduğu 20 lirayı çaldırmamak için Hacı Hamdi Amca’ya vermiştim. Bana haftada iki buçuk lira ayırırdı. Bununla çeyrek ekmek ve beş on kuruşluk peynir ya da zeytin alırdım. Ermeni bir kâtip, haftalık iki buçuk liranın kendi sigara masrafına bile yetmediğini söyleyip yemek yiyip yemediğimi sordu. Gözlerim doldu; bulursam yediğimi söyledim. Bunu duyan Hacı Hamdi Amca beni öğle yemeklerine çağırdı. Ertesi gün oraya giderken Hacı Süleyman Amca da “Burada bizimle ye” dedi. Sonra akşamları da evlerine davet etmeye başladılar. Böylece yemek meselesi yavaş yavaş çözüldü.
F.Atay: İstanbul’da ilk cuma namazından aklınızda ne kaldı?
Prof. Dr. İsmail Karaçam: Tek başıma camiye gittim. Hutbe öncesinde Kur’an okuyan kişinin kim olduğunu yanımdakine sordum; “Hendekli Abdurrahman Efendi” dedi. Müezzinlerin okuyuşunu dinleyerek İstanbul üslubundan çok şey öğrendim. İç ezanı okuyan, “Ses Kralı” diye anılan müezzinin sesi de beni çok etkiledi. Adı şu anda hatırımda değil; fakat sesinin kubbede dolaşır gibi duyuluşunu unutmadım.
F.Atay: Çocukluğunuzdan veya sonraki yıllardan anlatmak istediğiniz rüyalar var mı?
Prof. Dr. İsmail Karaçam: Bunları anlatmaktan haya ederim; fakat ısrar ediyorsunuz. Peygamber Efendimiz’i üç defa rüyamda gördüm. İlkini Burdur’da hafızlık çalışırken gördüm. İkincisinde İstanbul’daki hafızlar bir aradaydı; onu Yeraltı Camii’ndeki hocama benzer bir surette gördüm. Diğerlerine elini öpmelerini söyledim; ben elini öptüm, bana dua etti. Üçüncü rüyamda İstanbul Sahrayıcedid’de eski bir arabayı birlikte götürüyorduk. Ben de ona ölünceye kadar şeriatına hizmet etmek istediğimi söyledim. Dördüncü rüyayı da başka zaman anlatayım.
İmam hatip okuluna giriş ve Sadettin Kaynak ile tanışma
F.Atay: Okulu ilk gördüğünüz günü hatırlıyor musunuz?
Prof. Dr. İsmail Karaçam: Hüseyin Amca’yla Vefa Lisesi’nin arkasındaki imam hatip okuluna gittik. Müdür Celalettin Ökten’le tanıştık. Okulun yer ve barınma sıkıntıları vardı. Ertesi gün imamlarla bir toplantı yapılacağını söyleyip bizi de çağırdı. Toplantıda Anadolu’dan gelen ve kalacak yeri bulunmayan öğrencilerden söz etti; benim durumumu da örnek göstererek yardım istedi.
F.Atay: O toplantıda Sadettin Kaynak’la nasıl karşılaştınız?
Prof. Dr. İsmail Karaçam: Evet. Toplantıda kendisine çok hürmet edilen birini gördüm; kim olduğunu bilmiyordum. Celalettin Hoca benden söz edince o zat Kur’an okumamı istedi. Bir aşır okudum. Sonra gelip sırtımı sıvazladı, kendisini tanıyıp tanımadığımı sordu. Tanımadığımı söyleyince “Ben Sadettin Kaynak’ım” dedi. İmam hatipteki bazı arkadaşlarıma musiki dersi verdiğini, benim de gelmemi istediğini söyledi. Onunla tanışmak benim için önemli bir hatıradır.
F.Atay: Okulun giriş sınavında neler yaşadınız?
Prof. Dr. İsmail Karaçam: Kur’an sınavında zorlanmadım. Matematikte öğretmen tahtaya bir daire ve yarıçap çizdi, alanı nasıl bulacağımı sordu. Bana “pi re, pi re” diye ipucu verdi; ben bunu “pire” sanıp ne demek istediğini anlayamadım. Sonradan meseleyi anladılar. Bütün sınavların sonunda imam hatibe kabul edildim. Okulun ikinci yılındaki öğrenciler arasındaydım. İlk açıldığı yıl bir sınıf varken bizim dönemde daha fazla öğrenci alındığını hatırlıyorum.
F.Atay: Okula kabul edilince barınma sorunu bitti mi?
Prof. Dr. İsmail Karaçam: Bir süre sonra yurtlar açıldı; Ahmet Özcan’la bize Topkapı’daki yurt çıktı. Odalar dolmuştu, üst kattaki salonda yer bulduk. Benim yatak yorganım da yoktu. Aileme yazdım; gelene kadar Ahmet’le birlikte onun yatağında yattık. Sonra okuldaki birinci sınıfın A şubesinde derslere başladık.
F.Atay: Hatıralarınızda Hacı Hüsnü Bayar’ın adını özellikle anıyorsunuz. Size nasıl yardım etti?
Prof. Dr. İsmail Karaçam: İstanbul’da şahsiyetimin gelişmesinde iki Hüsnü’nün ayrı yeri vardır: Hacı Hüsnü Bayar ve Hüsnü Belen. Hüsnü Bayar, Burdurlu ve ecza deposu sahibi bir tüccardı. Beni mağazada gördü, konuşup yanına çağırdı. Sonradan öğrendim ki Burdur Ulu Camii’ndeki talim hocam, İstanbul’a geldiğimi anlatan bir mektup yazarak ona benden söz etmiş. Yanına gittiğimde benimle baba oğul gibi ilgilendi. Her ay 30 lira yardım edeceğini söyledi; o zaman bu, benim için çok büyük bir destekti. İlim Yayma Cemiyetine ve imam hatibe de yardım eden biriydi.
F.Atay: Hüsnü Belen’in hayatınızdaki yeri neydi?
Prof. Dr. İsmail Karaçam: Hacı Süleyman Kahyaoğlu’nun kayınbiraderiydi ve mağazada çalışırdı. Maddi yardımından çok manevi desteğini gördüm. İmam hatipte ve Yüksek İslâm Enstitüsünde benimle yakından ilgilendi, velim oldu. İkisini de hayırla anar, ardından Kur’an okuyup dua ederim.
Bediüzzaman Said Nursi İle İlgili Hatıralar
F.Atay: Said Nursi ile alakalı hatıralarınızdan da bahseder misiniz?
Prof. İsmail Karaçam: “Bediüzzaman Hazretlerini ilelebet sevmişimdir. Kendisini üç defa ziyaret ettim. Onunla karşı karşıya görüşmemiz 1953, 1954 ve 1956 senelerinde Isparta’da olmuştu.
Bediüzzaman hazretlerine ilk ziyaretim şöyle oldu: Sene 1953. İstanbul İmam Hatip Okulu talebesiyim. Yaz tatili dolayısıyla memleketim Burdur’a gittim. Burdur’un Bucak ilçesinde Süleyman Semiz ve Ahmed Semiz kardeşler vardı. Ahmed benim gibi İstanbul İmam Hatip Okulu’nda okuyordu. Bunlar Bediüzzaman hazretlerine aşk derecesinde sevgisi olan insanlardı. Bucak’tan Burdur’a geldiler. Bana: “Biz Isparta’ya Üstad hazretlerine ziyarete gidiyoruz, beraber gidelim” dediler. Beraber gittik Isparta’ya. Süleyman, Bediüzzaman’ın evini biliyordu. Vardık, kapıyı çaldık, ses çıkmadı bir müddet. Bir daha çaldık gene ses çıkmadı. Eyvah! Dedik. Geriye döndük, 25-30 adım attık, bir de baktık ki karşıdan birisi geliyor. Zübeyir Ağabey… Ona, “Biz Hz. Üstad’ı ziyarete geldik” dedik. “Üstad rahatsız, misafir kabul etmiyor. ‘Beni ziyarete gelenlere söyleyin eserlerimi okusunlar, o bana ziyarettir, gönlüm onlarla beraberdir’ diyor” dedi. Zübeyir Ağabey böyle deyince, “Biz ta İstanbul’dan böyle bir hasretle geldik, illa göreceğiz” dedik. “Vaziyet böyle ama hele bir gelin bakalım, siz kapıda bekleyin, ben kendisine bu arzunuzu söyleyeyim, kabul ederse olur” dedi. Yukarıya çıktı, bir iki dakika sonra geldi ve “Siz ne talihli insanlarsınız, Üstad Hazretleri şöyle bir bakınca, ‘gelsinler, gelsinler’ dedi, buyurun” dedi.
Bediüzzaman’ın Gülyağı Kerametini Gördük
Bediüzzaman Hazretlerine 1953 senesinde Isparta’da yaptığım ilk ziyaretimde, onun bir kerametine şahid oldum. Şöyle:
Merdivenden çıktık. Zübeyir Ağabey hazretin kapısını açtı; Cenab-ı Hak şahiddir ki ben mübalağa etmesini sevmem adımımı atmamla birlikte içerde lahuti bir hava, lahuti bir koku… Böyle bir koku hemen sardı bizi. Bir iki adım attım, heyecanlandım başladım ağlamaya. Ağlıyorum, ağlıyorum… Hazret, bembeyaz, tertemiz örtüler içinde yattığı karyoladan böyle bize bakıyor… Öyle beyaz ki, o beyazlığı şu kitabın beyazlığı dahi ifade edemez. Yeşilin güzeli o gözler… Nur gibi bir beyaz, nur gibi yeşil gözler… Emin olun bakamıyorsunuz o gözlere… Alimallah şöyle baktığınız zaman yıkacak sizi… Öyle canlı gözler…
Rahmetli Süleyman Semiz Ağabey bizim büyüğümüzdü, o vardı Üstad’ın elini öptü, kenara çekildi. Sonra ben vardım mübarek elini öptüm, (ağlıyor) elimi tuttu. Soruyordu: “İsminiz ne, babanızın ismi ne, annenizin ismi ne, nerelisiniz, ne yapıyorsunuz?” Ben bunların cevabını verdim. Adım İsmail… Hayatımda en büyük müjdeyi aldığımı sanıyorum orada. Bana: “İsmail’im seni evlatlığa aldım, kabul ettim, Allah ziyaretini kabul etsin” dedi. Ve böylece oturduk, takriben bir saate yakın bizimle sohbet etti Bediüzzaman Hazretleri. Her şeyi hatırlayamıyorum, ama hiç unutmadığım Hz. Üstad’ın bize gösterdiği kerametini anlatayım sana…
Bu sohbet esnasında ben elini öperken yanımda bir gülyağı kokusu vardı. Onu Burdur’da altın tüccarı, kuyumcu Hüseyin Amca vermişti. Gelirken onun yanına uğradım. Hüseyin amcanın Hz. Üstad’a muhabbeti olduğunu bilmiyordum. Ona: “Isparta’ya Üstad hazretlerine ziyarete gidiyorum” dedim. Hemen çekmeceyi çekti, o gülyağını çıkardı; “Hah tamam, şunu Üstad’a ‘Hacı Hüseyin amcanın hediyesidir, kabul buyurunuz lütfen’ diye takdim edeceksin” dedi. Ben de olur dedim, aldım cebime attım.
Bir taraftan sohbet oluyor… Yani Üstad anlatıyor, biz dinliyoruz. Bir ara ben o gülyağını, “Burdur’dan Hüseyin Amca bu hediyeyi gönderdi” diye Üstad’a takdim ettim. Üstad ne dedi biliyor musun (gülüyor); “İsmail’im hediye kabul etmiyorum, ama bunu senin hatırın için alıyorum” dedi. Kokuyu aldı, koydu kenara. Bana da, orada sanki önceden hazırlamış gibi aynı gülyağından aldı, “Bunu benim tarafımdan o zata götür” dedi. Olur dedim ama içime bir şeyler geliyordu… Bu gül yağını vermem ben diyorum içimden. Vermesem yalancı çıkmış olacağım, ayıp olacak, yalancı olacağım. Bir taraftan da hainlik gibi bir şey olacak. Versem, vermek istemiyorum. Nasılsa Isparta gülyağı memleketi dışarıdan bir tane aynısından alırım, götürür verimim Hüseyin amcaya diye düşündüm. Ee bu da yalan olur. Böyle durdum, nihayet karar verdim, diyeceğim ki: “Üstad’ım müsaade edersen ben dışarıdan bir tane gülyağı alacağım, Hüseyin amcaya onu götürüp vereceğim, bu sizin verdiğinizi vermek istemiyorum.” Sohbet esnasında bir türlü diyemedim bunları Üstad’a. Sıra gelmedi. Nihayet müsaade istedik, dışarıya çıkacağız. Üstad ne dedi biliyor musun: “İsmail’im, sana verdiğim o gülyağını sen al. Dışarıdan bir gülyağı al, o zata veriver” dedi.
Kur’an, Mevlid Okuyunca Para Almak Caiz Mi?
Bediüzzaman hazretlerine ikinci ziyaretim 1954 senesinde yine aynı zevat ile yani Bucaklı Süleyman Semiz ve Ahmed Semiz kardeşlerle oldu.
Hz. Üstad yine Isparta’daydı. İstanbul İmam Hatip Okulu talebesiyiz. Giderken bizim Bucak kazasında bir Said ağabeyimiz vardı. Onun evinden gidiyorum ben. O saf temiz bir adamdı. Bana: “İsmail sana bir şey söyleyeceğim, sen bunu Üstad’a sor” dedi. “Olur” dedim. “Sen mevlid okuyorsun, Kur’an okuyorsun sana para veriyorlar; bu parayı alıyorsun, bu caiz mi, değil mi? bunu sor” dedi.
Gittik Isparta’ya… Bu defa kolay oldu ziyaretimiz. Üstad bizimle sohbet etti. Sohbetten sonra içimde bu soru vardı. Adama da söz verdim ya. Bunu sorayım dedim hazrete, ama bir türlü mümkün olmadı. Kalktık gideceğiz… Üstad dedi ki: “Sen talebesin, talebeliğini bitirip memur oluncaya kadar mevlitten, hatim’den zekât veren olursa al” dedi. Üstad bize yine keramet göstermişti. İkinci ziyaretimiz de böyle oldu. Orada konuştuğumuz şeyleri tam olarak şu anda hatırlayamıyorum. Zaten Üstad konuştu biz dinledik.
İmam Hatiplilere Vatana, Millete Faydalı İnsanlar Yetişmesi İçin Dua Etti
Bediüzzaman hazretlerine üçüncü ziyaretim 1956 senesinde yine Isparta’da olmuştu. Yüksek Mimar Mühendis Muammer Dolmacı vardı. Ispartalıydı. Babası da Isparta Belediye reisiydi. O, ben ve Muğlalı Şakir İkiz; üçümüz gittik hazrete. Uzunca bir ziyaretimiz oldu, bir hayli sohbet ettik. Üstad bizim İstanbul İmam Hatip Okulu’nda okumamızdan memnundu. Bütün imam hatiplilere dua etti. “Bu mekteplerden inşallah ihlâslı, vatana, millete faydalı insanlar yetişir” diye dua etti.
Hocalar ve musiki dersleri
F.Atay: İmam hatipte hangi hocaların dersleri sizde iz bıraktı?
Prof. Dr. İsmail Karaçam: Hüseyin Karagöz Kur’an derslerimize gelirdi. Salih Şeref Hoca’nın Arapça derslerinden çok istifade ettim. Zekai Konrapa’dan siyer okuduk. Mahmut Hoca da imam hatip boyunca Arapça hocamızdı. Hüsrev Hoca’nın gayretini ve talebelerine bağlılığını da unutamam. Okulun ilk yıllarında ders verecek hoca bulmak kolay değildi; dışarıda görev yapan hocalar da derslere geliyordu.
F.Atay: Hüsrev Hoca’nın çalışma düzenini anlatır mısınız?
Prof. Dr. İsmail Karaçam: Çengelköy’de oturur, bahçesinde çiçek yetiştirirdi; bunları Üsküdar’da sattığı anlatılırdı. Sabah namazı için Şehzadebaşı’na gelir, dışarıdaki talebelerine ders verir, ardından imam hatibe yetişirdi. Öğle arasında da öğrenci okutur, sonra okuldaki dersine dönerdi. İkindi vakti Fatih Camii’ndeki talebelerine giderdi. Birçoğuna maddi yardım da ederdi. Anadolu’da görev yapacak hoca aranırken ileri yaşına rağmen gönüllü olduğunu anlatırlardı. Bir öğrencisinden dinlediğime göre genç kızının vefat ettiği gün bile talebeler ders yapmak istemeyince onların ısrarı üzerine ara vermişti. Öğretme gayreti bana çok tesir etti.
F.Atay: Mevlit ve ilahi derslerine nasıl başladınız?
Prof. Dr. İsmail Karaçam: Ali Rıza Hoca, okuldan sesi uygun görülen öğrencilere mevlit ve ilahi öğretiyordu. İlk başta beni çağırmamışlardı. İzmirli bir arkadaşım beni götürüp tanıştırdı. Hoca beni okuttu ve devam etmemi istedi. Yaklaşık üç yıl derslerine gittim. Mevlidin “Allah adın zikredelim evvela” diye başlayan bölümünü de orada çalıştık. Bir yandan Şakir Efendi’den, bir yandan Münir Dede’den ilahi meşk ettik. Arkadaşlarımızla programlara da katılırdık.
F.Atay: Ali Rıza Hoca’nın tramvayda yaşadığı hatırayı anlatır mısınız?
Prof. Dr. İsmail Karaçam: Tramvay aniden durunca bir gencin ayağına basmış. Genç ona kaba bir söz söylemiş. Hoca ise nükteli bir cevap vermiş; sonra genç özür dilemiş. Onu yalnız dersleriyle değil, hazırcevaplığıyla da hatırlarım.
F.Atay: Topkapı’daki yurttan sonra nerede kaldınız?
Prof. Dr. İsmail Karaçam: Şakir Efendi’den ilahi dersi almak için Topkapı’dan Tophane’ye gidip gelmek güçtü. Dergâhtaki Gavs Efendi bana bir oda verdi. Yalnız kalmamak için Ahmet Özcan ve Mümin Çevik’i de yanıma alıp alamayacağımı sordum; kabul etti. İsmail Rûmî Hazretleri’ne ait olduğu söylenen o odada yaklaşık dört yıl kaldık.
Din hizmeti ve aile hayatı
F.Atay: İmam hatip tahsiliniz nasıl ilerledi?
Prof. Dr. İsmail Karaçam: Okulun ilk dört yılı ortaokul, sonraki üç yılı lise düzeyindeydi. Derslerimi aksatmadan 1956’da ilk kısmı, 1959’da ikinci kısmı bitirdim. Aynı yıl açılan Yüksek İslâm Enstitüsünün sınavına girdim. Oradaki dört yıllık tahsilimin ardından mezun oldum.
F.Atay: Öğrenciyken imamlık da yaptınız mı?
Prof. Dr. İsmail Karaçam: Münir Dede yaşlanınca özellikle sabah ve yatsı namazlarında kendisine yardım edecek birini aramış. Aydın Hoca beni tavsiye etti. Yaklaşık iki yıl fahri olarak imamlık yaptım. Hoca kendi maaşının bir kısmını bana verirdi; hatırladığım kadarıyla yaklaşık 35 liraydı. Sabah namazlarında hatimle imamlık yaptığım da oldu. Yaşım tutunca müezzinlik sınavına girip yaklaşık iki yıl müezzinlik yaptım. Daha sonra Fatih Müftülüğündeki Kâmil Küçük Hoca beni imamlığa tayin etti. Yaklaşık dört yıl imamlık yaparken Yüksek İslâm Enstitüsündeki tahsilimi tamamladım.
F.Atay: Ailenizi de tanımak isteriz. Ne zaman evlendiniz, çocuklarınız var mı?
Prof. Dr. İsmail Karaçam: 1957’de evlendim. İlk eşimden bir kız ve bir oğlum oldu. Yaklaşık 18 yıl birlikte yaşadık. Bir kaza sonucunda eşimi kaybettim. Sonra kendisi de meslek dersi öğretmeni olan Günfer Hanım’la evlendim. Onunla yaklaşık 47 yıl yaşadık. İlk evliliğimden olan çocuklarımı kendi çocukları gibi büyüttü; ikisi de evlendi ve torunlarımız oldu. İkinci eşimi de kaybettim. Şimdi çocuklarımın yanında yaşıyorum.
F.Atay: Çocuklarınız ve torunlarınızla ilişkiniz nasıl?
Prof. Dr. İsmail Karaçam: Oğlum imam hatip ve ilahiyat fakültesinden mezun oldu; öğretmenlik yaptı ve emekli oldu. Torunlarımın sayısı, yanılmıyorsam, 15. Hepsini ayrı ayrı çok severim. Öğrencilerimi de evlatlarım gibi görürüm.
F.Atay: Mezuniyetinizden sonra ilk öğretmenlik göreviniz ?
Prof. Dr. İsmail Karaçam: Bursa İmam Hatip Okuluna meslek dersleri öğretmeni olarak atandım. Orada yaklaşık dört yıl görev yaptım. Askerliğimi de daha sonra, 32 yaşımdayken bir yıl süreyle yaptım.
Öğretmenlik ve akademik çalışmalar
F.Atay: Öğretmenlikte benimsediğiniz temel ilke neydi?
Prof. Dr. İsmail Karaçam: Talebesiyken örnek aldığım hocalar vardı; öğretmen olursam onlar gibi olmak istedim. Derslerde titiz davranırdım. Öğrencilerime, “Bugün bu titizliğimden şikâyet edebilirsiniz; fakat göreve başladığınızda faydasını göreceksiniz” derdim. Sonradan karşılaştığım öğrencilerimin sözleri, bu gayretin karşılığını gördüğümü hissettiriyor.
F.Atay: Yüksek İslâm Enstitüsünde hocalığa nasıl başladınız?
Prof. Dr. İsmail Karaçam: Mezuniyetten sonra bu kurumlarda yetişmiş hocalara ihtiyaç olduğunu düşünüyorduk. Hayrettin Bey ve Bekir Topaloğlu gibi arkadaşlarımla bunu konuşurduk. İlk asistanlık sınavını kazanamadım. Daha sonra Konya Yüksek İslâm Enstitüsünde öğretim görevlisi olarak göreve başladım. Belli süre içinde ilmî bir çalışma hazırlamamız isteniyordu. Kur’an’ın nuzûlü ve kıraati üzerine çalışmamı Prof. Dr. Muhammed Tayyip Okiç’in danışmanlığında hazırladım. Öğretmenlik yıllarımda da ilmî çalışmalarımı sürdürdüm.
F.Atay: Talebeleriniz arasında “Karaçam tecvidi” diye anılan bir söz dolaşıyor. Bu size mi ait?
Prof. Dr. İsmail Karaçam: Hayır, onu ben söylemedim; öğrenciler yakıştırmışlar. Kur’an’ın tertil ve talim üzere doğru okunmasına önem verdiğim doğrudur.
F.Atay: O dönemde yetiştirilen asistanlar sonraki ilahiyat kadrolarında da görev aldı mı?
Prof. Dr. İsmail Karaçam. Tayyar Altıkulaç hocanın Yüksek İslam Enstitülerine atadığı 100 asistan bugünkü ilahiyat fakültelerinin temelini oluşturdu. Din eğitimi alanında yetiştirilen asistanlardan biri de bendim. Yüksek İslâm Enstitüsünde Tayyar Bey ile birlikte hocalık yaptık; daha sonra farklı kurumlarda görev aldı. Bu yetişme sürecinin ilahiyat öğretimi açısından önemli olduğunu düşünüyorum.
Eserleriniz ve kıraat ilmi
F.Atay: İlk kitabınız hangisiydi?
Prof. Dr. İsmail Karaçam: İlk eserim İslâm’da Tövbe’dir. Bursa İmam Hatip Okulunda görevliyken Ramazan ayında yaptığım konuşmalar bu kitaba dönüştü. Kur’an’ın Nüzûlü ve Kıraati üzerine çalışmam ise akademik çalışmalarımın önemli bir parçasıdır.
F.Atay: Kur’an’ın Nüzûlü ve Kıraati adlı çalışmanızın konusu nedir?
Prof. Dr. İsmail Karaçam: Kur’an’ın nüzulü ve farklı okuyuş biçimleriyle ilgili rivayetleri ele alır. Özellikle farklı lehçeler ve “ahruf-i seb‘a” diye anılan mesele üzerinde durdum. Bu, çok geniş ve üzerinde yüzyıllardır tartışılan bir konudur. Kitapta gücüm yettiğince bu okuyuş vecihlerini anlatmaya çalıştım.
F.Atay: Kur’an’ın Faziletleri ve Okunma Kaideleri nasıl bir eser?
Prof. Dr. İsmail Karaçam: Kur’an okumanın kaidelerini geniş biçimde ele aldığım bir çalışma. Öğrencilerimizin de derslerde kullandığı kitaplardan biri oldu. Hazırlaması uzun yıllarımı aldı; benim anlattığım tarihte 37 baskıya ulaşmıştı.
F.Atay: Diğer eserlerinizi de kısaca anlatır mısınız?
Prof. Dr. İsmail Karaçam: Kur’an Tilavetinin Esasları, Kur’an okumanın bir ibadet olarak usul ve adabını ele alır. Sonsuz Mucize Kur’an-ı Kerim, Kur’an’ın mucize oluşu üzerine düşüncelerimi içerir. Kıraat İlminin Kur’an Tefsirindeki Yeri’nde ise farklı kıraatlerin ayetlerin anlaşılması ve yorumlanması bakımından taşıdığı önemi anlatmaya çalıştım.
F.Atay: Eserlerinizi yazarken öğretmenliğinize ara vermek zorunda kaldınız mı?
Prof. Dr. İsmail Karaçam: Hayır. Yüksek İslâm Enstitüsünde ders verirken ilmî çalışmalarıma da devam ettim. Gece gündüz çalıştığım dönemler oldu. Bu çalışmaların ortaya çıkmasını Allah’ın lütfu olarak görüyorum.
Hatıraların yazılışı ve son söz
F.Atay: Hocam, hatıralarınızı yazmaya nasıl karar verdiniz? Sizi kim teşvik etti?
Prof. Dr. İsmail Karaçam: İlahiyat Fakültesindeki öğretim üyeliğimden emekli olduktan sonra arkadaşlarımız hayatlarını anlatan kitaplar yazmaya başladılar. Bu, aramızda adeta bir âdet hâline geldi. Ben de onların ardından, “Nasıl olsa gidiyoruz; bizim hatıralarımız da belki bir hizmet olur” diyerek yazmaya karar verdim.
F.Atay: Kitabınızın önsözünde 50 yıllık memuriyet hayatınıza dair önemli bir değerlendirme yapıyorsunuz. Ne söylemek istediniz?
Prof. Dr. İsmail Karaçam: Elli yıllık memuriyet hayatımda hiç yan çizmedim. Devletin ve milletin hakkını yemedim, suistimal yapmadım. Kimsenin haysiyetiyle, şerefiyle, ekmeğiyle oynamadım; insanların haklarını çeşitli oyunlarla gasp etmedim.
F.Atay: Kızınızın size yazdığı mektuptan da söz edildi. Bu satırlar size ne hissettirdi?
Prof. Dr. İsmail Karaçam: Kızım Fatıma, çalışmayı, aile bağlarını ve evlat olmayı benden öğrendiğini yazmış. Bu sözler beni çok duygulandırdı. Çocuklarımla, torunlarımla ve öğrencilerimle kurduğumuz bağ benim için çok kıymetli.


F.Atay: Peygamber Efendimiz için yazdığınız naatı da okudunuz. Şiirle ilişkiniz nasıl başladı?
Prof. Dr. İsmail Karaçam: Edebiyatı hep sevdim; fakat Kur’an üzerine çalışmalarım nedeniyle ona fazla zaman ayıramadım. Naatı Peygamber Efendimiz’in huzurunda yazdım. “İki cihanın rahmeti, Rabbimin sonsuz hikmeti sensin Habibim” dizeleriyle ona seslendim. Başka şiir yazma fırsatım olmadı. Şiirde ona duyduğum sevgiyi, günahlarımın bağışlanması ve şefaatine erişme ümidimi anlatmaya çalıştım.
NÂT-I NEBÎ (SAV)
Resuller’in Sultanı, bîkeslerin dermanı sensin Habib’im,
Dertlilerin devası,düşkünlerin gıdası sensin Habib’im,
İlâhî divânı şafii, asilerin melce-i sensin Habib’im,
İki Cihanın rahmeti, Rabb’im’in sonsuz hikmeti sensin Habib’im!
***
İlâhi lutfun olmazsa eğer, güller açmaz,çemenler bitmez,
Cihan’ın güzellik misali tabiat söner,bülbüller ötmez,
Cân ile cân olan cânânın çerağı ebediyyen söner,tütmez,
Cümle varlık neşesi, ebedi hilkat nüktesi sensin Habib’im !
***
Hasretine dayanmak ne mümkün,geldim huzur-u pâkin’e,
Günahımdan gayri sermayem yok,ne takdim etsem Hazret’ine?
Âşıkların hürmetine gözyaşlarım mazhar olur belki himmetine,
Rûz-i mahşer’de çok günahkâr İsmail’in ümidi Sensin Habib’im !
(07.02.2004 İsmail Karaçam)
F.Atay: Hatıralarınızın sonunda eşlerinizi, ailenizi ve milletiniz için dileklerinizi anıyorsunuz. Bugün okurlarınıza ne söylemek istersiniz?
Prof. Dr. İsmail Karaçam: Yıllar boyunca yanımda olan ailemi ve hocalarımı hayırla anıyorum. Vatanımın korunmasını, milletimin dinine ve mukaddes değerlerine hizmette başarılı olmasını diliyorum. İmam hatip ve ilahiyat mensuplarına, vatanına bağlı herkese dua ediyorum.
F.Atay: Son olarak, Kur’an ve ilim yolunda yürüyen gençlere tavsiyeniz nedir?
Prof. Dr. İsmail Karaçam: Allah’tan en büyük dileğim, bağışlanmış olarak huzuruna kavuşmaktır. O’na gönül veren, dinine hizmet eden ve milletinin değerlerine sahip çıkan nesiller yetişmesini diliyorum.
F.Atay: Hayatınızda tek bir şiirnizin olduğunu duyduk. İsterseniz röportajımızı bu şiirle bitirelim.
Prof.Dr. ismail Karaçam: Evet… hayatımda bir şiir yazdım. 3 Temmuz 2010 tarihinde yazdım. Onu da Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed için yazdım.
F.Atay: Hatıralarınızı paylaştığınız için teşekkür ederiz.
Prof. Dr. İsmail Karaçam: Ben de gösterdiğiniz ilgiye teşekkür ederim. İnşallah bu görüşme hayırlı bir hizmet olur.
Kaynaklar:
1-Vav TV’de 21 Haz 2022 ve 28 Haz 2022 tarihlerinde yayımlanan, Fehmi Atay’ın yapımcılığını ve sunuculuğunu üstlendiği İsmail Karaçam’ın Hayat Hikayesi | Anıların İzinde programı.
2- Hafız İlhan Tok ile ilgili notlar- Fehmi Atay
FEHMİ ATAY’IN YAYIMLANMIŞ DİĞER RÖPORTAJLARI
Dr. Mehmet Ali Sarı Röportajı: https://gumushanedenhaber.com/dr-mehmet-ali-sari-hafiz-olmak-zor-hafiz-kalmak-daha-da-zor/
Talip Akbal Röportajı: https://gumushanedenhaber.com/kurana-adanmis-bir-omur-seyhulkurra-talip-akbal-hoca/
Amir Ateş Röportajı: https://gumushanedenhaber.com/fehmi-atayin-hafiz-mevlithan-bestekar-amir-ates-roportaji/
Dr. Fatih Çollak Röportajı: https://gumushanedenhaber.com/fehmi-atayin-seyhul-kurra-dr-fatih-collak-roportaji/
Ramazan Pakdil Röportajı: https://gumushanedenhaber.com/fehmi-atayin-seyhul-kurra-ramazan-pakdil-roportaji/
İlhan Tok Röportajı: https://gumushanedenhaber.com/fehmi-atayin-hafiz-ilhan-tok-roportaji/


